Çok sık rüya görürüm. Hemen her gece...
Rüyamda yaşım 11 bilemediniz 12. Üsküdar imam hatipte okuyorum. O zamanlar şimdiki binasında değilmiş, nam-ı diyar toptaşı cezaevinde imiş Üsküdar imam hatip. Hapiste okulun ne işi var diye şaşırmıyorum. Hani rüyada şaşırmaz ya insan hiçbir şeye. Bu şaşırmam gerekip de şaşırmadıklarımın ilki ve en küçüğü rüyamda.
Okul çok kalabalık. Bu yüzden sabahçılarımız, öğlencilerimiz var. Biz arkadaşımla öğlenciyiz ve gecikmişiz çıkmakta. Hava kararmış, servislerin olduğu yere doğru koşuyoruz. Birden önümüze biz yaşlarda 8-10 çocuk set gibi duruyorlar. İçlerinden biri "siz hangi okulda okuyorsunuz" diyor. Biz, Üsküdar İmam Hatip'te der demez kalabalığı üzerimizde buluyoruz. İçlerinden biri durun derken aralarında konuşmaya başlıyorlar. Fırsattan istifade kaçıyoruz hemen ordan. Rüyada olmama rağmen şaşırıyorum. 11 yaşında bir çocuğun hiç tanımadığı bir akranıyla onu dövmek isteyecek kadar alıp veremediği ne olabilir diye.
Yokuşu çıktığımızda Esatpaşa İmam Hatip'e geçmişim ve yine okuldayım. Bu sefer okul dönüşü bizden yaşça büyük bir ablanın bizlere iğrenerek baktığını görüyorum. Rüya bu ya şaşırmıyorum. Ama üstüme başıma bakıp bi tuhaflık mı var diye düşünmekten de alamıyorum kendimi.
Rüyalar çok hızlı akar ya gözlerimizin önünden, sanki seferi Çelebi gibi geziyorum. Kadıköy İmam Hatipteyim bu sefer. "Mefulü müzekkeri salim..." gibi sözler anımsıyorum şimdi çok anlam veremediğim. Birden dersin orta yerinde dışarıdan bağrışmalar geliyor. Yan binada okuyan kız öğrenciler ayaklanmış. Teneffüs zili bizim de ayaklanmamızın başlangıcı oluyor. Ayaklanmak için zili beklememiz de ilginç doğrusu. Bahçeye indiğimizde öğreniyoruz ki; kız öğrenciler derslere başörtüleriyle alınmadıkları için dışarıya çıkmışlar. Biz de onlara katılarak okulu protesto ediyoruz. Sonra ders zili çalıyor yine ve derse giriyoruz. Ders başladığında düşünüyorum; yahu biz kimi protesto ettik hocalarımızı mı? Peki şimdi neden derse girdik ? Eylem acemisi oluşumuza veriyorum bu tezatı. Lise öğrencisinden bu konuda profesyonel olmasını beklemek de fazla olur zaten. Belki de asıl sorun lise öğrencisinin neden eylem yaptığıdır. Daha da asıl sorun imam hatip öğrencisinin derse başörtülü alınmayışındaki mantıksızlıkta yatıyordur. Bu yasağın nereden geldiğini tam olarak hiçbir zaman çözemiyorum. Kamusal alan sözleri var sadece zihnimde.
Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde bilgi yarışması yapılıyormuş. Bizim sınıfı götürüyorlar temsil için. Kapıdan girerken sunucu bizi anons ediyor ve kalabalık öğrenci grubundan protesto sesleri geliyor. Sanki bir suç işlemiş gibi sessizce yerlerimize oturuyoruz. Çok hatırlamıyorum yarışmayı, sadece sonunda ödülü bizim okulun aldığı geliyor gözlerimin önüne.
10 kasım yürüyüşleri sanırım, tam belirgin değil rüyamda zaman, Bağdat Caddesi'ndeyiz. Kadıköy'e kadar yürüyüş devam ediyor. Kadıköy meydanına girerken her okul anons ediliyor. Bizim okulumuz dile geldiğinde "Türkiye laiktir laik kalacak" sloganları duyulmaya başlıyor.
Müdür açıklamalar yapıyor yeni sınav sistemi hakkında. Bizim mezuniyetimize yakın, meğer tüm sistem değişmiş. Artık her yere girmesi caiz değilmiş imam hatiplilerin. Kazanılmış hakların geri alınamayacağı hukuk ilkesini bilmediğimizden bi şey de diyemiyoruz. Lise öğrencisiyiz ya nereden bileceğiz hukuk ilkelerini. Hukuğu bilsin diye amcalar vardı zaten hep.
Sonra okulumuzun orta kısmı da kapatılmış. Durup düşünüyorum. Ben nasıl bir okulda okuyorum böyle diye. En başından beri, bu okullu olduğum için tartaklanmam, iğrenilmem, sonra bana söylenmeden elimdeki hakların alınması, başörtüsü yasakları... sahi diyorum nasıl bir okul burası. Memleket meselesi kavramıyla o günlerde tanışıyorum. Bizim okulumuz da öyle bir okulmuş ki meğer memleketin en meselesiymiş.
Sultanahmed meydanındayım bir an. Sokaklar insan seli. Beş artı üç diye bağırıyorum. Sesim kısılmaya yakın artık yerimizi arkadan gelenlere bırakıp vapura dönüyoruz. Kafama takılıyor sonra, biz buraya beş artı üçün sekiz ettiğini ispatlamaya mı gelmiştik ?
Ve lise yılları bitiyor. Her şeye rağmen 23 kişi kalan sınıfımızın 20 ye yakını üniversiteye giriyor ve en iyi yerlere yerleşiyorlar. Ben de Marmara'nın kapısı önündeyim. Hangi bölümü kazandığımı içeri girince söyleyeceklermiş. Kapıda bekçiler. İlk defa belinde silah olan birileriyle muhatap oluyorum. Benim gibi ilk defa muhatap oldukları belli olan yüzlerce genç kız kapının yanındaki boşlukta biraraya geliyorlar. Başlarını açıp içeri giriyorlar. Kimi sakallı öğrenciler traş olmaları için evlerine gönderiliyorlar.
Ve okulda ilk gün, ilk ders.
"-Oğlum sen hangi lise mezunusun?"
"-Kadıköy imam hatip lisesi"
"-Oğlum sen buraya gelme diye eğitim sistemini allak bullak ettiler, yine mi geldin. Bak diğer arkadaşların senden şikayetçi. Senin yüzünden dört yıllık bölümlere geçememişler."
"-Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz."
sözleri düşüyor ağzımdan gayri ihtiyari.
Üniversitenin arka kapısı camiye açılıyor. Başörtüsüyle girmenin yasak olduğu bir okulda caminin oluşunu yadırgamıyorum. İmam hatipe başörtülü giremeyen okul arkadaşlarımdan talimliyim çünkü.
İkinci öğretim okuyoruz, bu yüzden akşam namazları için camiye gidiyoruz arkadaşlarla. Bir akşam gittiğimizda caminin kapısının kapalı olduğunu görüyor ve şaşırıyoruz. Nice sonra aldığımız bilgilere göre, ülkücü grup ile kominist grup çatışmış gündüz bizim olmadığımız saatlerde ve ceza olarak caminin kapısı kapanmış. Yapmadığımız bir kavganın cezasını neden bizim ödediğimizi anlayamıyoruz. Bir kaç günden sonra camii açılıyor. Gündüz öğrencilerinin tepki olarak bahçede toplu öğlen namazı kıldıklarını rektörlüğün derhal camiyi açtırdığını öğreniyoruz. Eylemlerin nasıl yapılması gerektiği konusunda az biraz bilgi sahibi olmaya başladığımı da hissediyorum.
Sonra Yıldız Teknik Üniversitesinde buluyorum kendimi. Rüya bu ya nasıl gittim ben de bilmiyorum. Yemekhanede yemek yerken bir genç masanın üzerine çıkıyor."Pazar günü Ankara'ya yürüyoruz. Hepinizi bekliyoruz. Yök'ü kapatmaya çalışan Hükümeti protesto edeceğiz" diyor. Senelerce YÖK kapansın diye meydanlara inen grupların YÖK için yürüdüklerini görmek... Rüyada bir ara hissediyorum tüm bunların rüya olduğunu ama tam emin değilim. Rüya olma ihtimali bile içime su serpiyor. Burası nasıl bir ülke, tüm bu dengeleri/dengesizlikleri kim organize ediyor.
Sıçrayarak uyanıyorum. Kalkıp bir bardak su içiyorum. Kabusun rüya olduğunun bilincine varmak ne güzel.
Allah'a dua ediyorum bana güzel rüyalar göstersin diye bu sefer uykuya dalarken. Bana , başkalarına ve bizden sonrakilere...

Yorumlar
Gündüz Düşleri...
Paz, 03/04/2005 - 00:25 — Turgay Kadiroğlu"Tamam, yazıda bir mizahilik var ve rüyaya yapılan atıf da bunda ileri geliyor olabilir." sözlerinizle başlamak istiyorum. Tamamen doğru bir tespit. Yazıdaki rüya anlatımı olaya bir mizahilik katmak ve bu kabar abukluğun ancak rüyada olabileceği tespitini yapmak içindi.
Genel olarak yorumunuzda üzerinde durduğunuz,"neden çözüm yok!" serzenişiniz üzerine bir iki söz etmek istiyorum. Bu yazı aslında 28 şubat süreci ya da yönetimlerin oy için imam hatipleri dillerine
dolaması, iktidar olunca imam hatiplerden kutulma arayışları üzerine değil sadece. Dikkat ederseniz yazının büyük bölümü yönetimden ziyade,toplumda oluş(turul)muş, önyargılardan bahsediyor. Rüyanın en
büyük kaygıları toplumdan bulamadığı destek üzerine. Genel anlamdaki çözümsüzlüğü de ben aslında bu duruma bağlıyorum. Eleştrilerinize de katılıyorum ayrıca. Neden çözüm üretemiyoruz ? Pek çok yolu denedik neden hala çözüm bizim kapımıza gelmiyor ? Belki de toplum olarak yeterince istemiyoruzdur kimbilir...
Ancak şunu da belirtmek isterim. Rüyası anlatılan bu karanlık dönem içersinde uykuyu mesken edinip, köşesinde sızlanmayı ve aman bize dokunmayın veryansınlarını hiç tercih etmedik. Yazı içersinde 23 kişi kalan sınıfımızdan pek çok kişinin iyi üniversitelere yerleştiğinin ifadesi biraz da bunu vurgulamak içindi. İslamcı medyanın dahi, (belki farkında olmadan) artık imam hatiplerin üniversitelere giremeyeceğini her gün yazması bizim moralimizi bozmadı. Yasaklara ve engellere karşı koyabileceğimiz en güzel tepkinin en iyi yerlere yerleşmek olduğuna inandık.
Avusturya'da şu an burslu olarak bilgisayar müh. okuyan, Fatih'te bilgisayar müh. bitirmiş ve şu anda yüksek lisans yapan, Fatih'te Çin dili ve edebiyatını burslu bitirmiş ve şu anda yüksek lisans yapan, Sakarya'da Çevre müh.'den bilgisayar müh. liğine geçen, Sivas çevre müh. liğinden Bursa çevre müh. liğine geçen, Marmara bilgisayar prog. lığından, Yıldız bilgisayar müh. lğine geçen, Gazi Matematik müh. okuyan, Kütahya'da ithalat ve ihracattan Niğde'ye iktisat bölümüne geçen, Sakarya da İnşaat müh. liği okuyan, Bursa da işletme prog. ndan İşletme bölümüne geçen, Marmara ilahiyatı bitiren, Karadeniz üniversitesi ekonometriden Marmara ekonometriye geçip şimdilerde yüksek lisans için amerikaya geçen kişiler, o dönemlerde imkansız denilenlere inanmış ve hiçbir zaman bir rüya sarhoşluğunda boğulmamış sadece bir sınıfın öğrencilerinden aklıma ilk gelenler.
Bunları yazmaktaki amacım, aslında hiç kimsenin ellerinde mendillerle yerlerinde oturmadığını dile getirmek için.
Ama yeterince tepki yok eleştirinize de, -üzerime de alınarak- sonuna kadar katılıyorum.
Rüya içerisinde yorum yapmaktan elimden geldiğince kaçınmaya, sadece durumların tespitini sunmaya çalışarak,tabirini okura bırakmayı hedeflemiştim. Belki de o yüzden çözüm yok yazıda. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, belki de yeterince istemiyoruz çözümleri... Ve yine belki de o yüzden, başımıza gelenler ne vakit "elimizden bir şey gelmiyor" dese, hemen "canınız sağolsun" demek için hazır bekliyoruz.
Ne de olsa onlar bizden(?), onlar yapamıyorlarsa vardır bir sebebi (?). Sahi bu okulların kapanışında da bizden olduğunu iddia edenler baş rolde idi değil mi?
Ben artık kimsenin bizden olmasını istemiyorum. Bizden olduğunu iddia edip, ellerim boş diyenleri de protesto ediyorum...