Bundan 2.5-3 sene önceydi yanlış hatırlamıyorsam. Murat Menteş'in sinema eleştirilerini okumak için almıştım ilk Nokta Dergisini. Genel yayın yönetmenliğinde Aktüel'i demokrat bir çizgiye çeken, ucuz cinsellik sömürüsünden kurtaran, daha önce Yeni Şafak'ın MedyaKronik sayfasını hazırlayan Alper Görmüş vardı. Aşk romanlarının usta ismi Ahmet Altan ve Ümit Kıvanç gibi isimler de yazar kadrosundaydı. İlk sayıdan haberleriyle, yazarlarıyla kendini okutturan bir dergiydi. Okudukça afallatan, samimiyetiyle ve tarafsız duruşuyla farklı bir albeniye sahipti.
Başörtüsü yasağını cesurca eleştiren, kürt sorunuyla ilgili hazırladığı dosyada Nazım'la Said Nursi'yi yanyana kapak yapan Nokta her geçen gün kendini takdir ettiriyordu.
Tabii ki en hayran olduğum konu askeri vesayet rejimine, kemalist-laikçi oligarşiye, kışla düzenine karşı olduğunu haykırmasıydı. ''Bu ülke kemalizmden kurtulmalı'' diyordu Ahmet Altan ısrarla.
Nokta Dergisi benim liberallerle, ikinci cumhuriyetçilerle ilk yakın temasımdı. Farklı dünyaların insanları olsak da yaşadığımız ülkede ortak bir ''Nokta'' mız vardı: inançlara saygılı, düşünceye özgürlük tanıyan, halkın gerçek iktidar olduğu bir devlet. Nokta anti-militarist haberleriyle dikkatleri üzerine çekerken, yayınladığı darbe günlükleri dergiyi kapanmak zorunda bıraktı.
Geçen sene Taraf adında bir gazetenin çıkacağını duyduğumda sevinmişti. Çünkü kadrosunda Nokta'dan tanıdığımız kalemler de vardı. Gazete Alkım yayınlarının bünyesinde çıkmasına rağmen, yayınevinin ucuz kitap politikasının aksine oldukça pahalıydı. 1YTL gibi bir fiyat bir üniversite öğrencisinin bütçesine epey bir yüktü. Ama ara ara almaya, destek olmaya çalıştık.
Gazete yönetimi fiyatı 40 ykr ye çekip, gündem oluşturacak manşetleri ard arda patlatınca gazetenin tirajı her geçen gün arttı. 3-4 binlerden 50-60 binlere ulaşan bir artıştı bu.
Özellikle Ergenekon davası sürecinde ortaya koyduğu gazetecilikle yerini sağlamlaştırdı. Merkez(!) medyanın görmezden geldiği haberleri ilk Taraf'tan öğrendik. Bu diğer gündem maddelerinde de devam etti. Taraf adeta bir demokrasi manifestosuna dönüştü. Başörtülüleri, kürtleri, sosyalistleri, liberalleri, islamcıları, toplumun farklı kesimlerini ortak bir duyarlılık etrafında birleştirdi. Bu durumdan statükonun yılmaz savunucuları oldukça rahatsız oldu. Etyen Mahçupyan'ın Yasemin Çongar'ın yazdığı gazeteye şeriatçı dediler. Fethullahçı, Akpartici, Amerikancı, Sorosçu, dinci gibi sıfatlar yakıştırdılar. Taraf'ın böyle olmadığını kendileri de çok iyi biliyorlardı ama maksat meyve veren ağacı taşlamaktı.
Hiç mi eleştirilecek tarafı yok Taraf gazetesinin, tabii ki vardır. Buyrun eleştirelim ama üstlendiği önemli rolü görmezden gelmeyelim. Türkiye'nin normalleşmesi için ''Taraf'' olalım!
Yorumlar
Güçlü dikene rağmen Gür sese devam..
Pzt, 25/08/2008 - 19:06 — Musab YasirEvet, arka sayfa hayvanlarından tutun da 20 soruya, telesiyejden tutun da Gökhan Özgün'e kadar çok özgün bir gaste yavu! Gerçekten de isteyerek, severek alıyorum; ve çok şey öğreniyorum. Hakikatin yanında durdukları için bu kadar etkililer...
Ve fakat!
Şu lambda destekleri olmasa keşke! Yani alkollü içki reklamlarını bir yere kadar anlıyorum ama şu eşcinsellere, gaylere falan çok yer ayırıyorlar. İşte bu çok güçlü bir diken. Gülü seviyorum. Dikeninden midem bulanıyor. Buna bir kısıtlama yapsalar keşke..
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
taraf olmayan bertaraf olur
Salı, 26/08/2008 - 00:31 — nesibe gevhernoktayı koyduk taraf olduk !
yuh artık...
tamam eski zamanlarda bir sohbetin yanından gecerken
Hak Batıl mücadelesinde taraf olmayan bertaraf olur diye bir vecizeden ilhamla "taraf" olmus olabilirsiniz
ama emin olun bu iste yanlıslık var
ama emin olun bu taraf o taraf degil
ama emin olun bu iste bizim mahalle ezikligi var
Taraf iyi bir gazetedir ama taraf taraf olunabilecek satın alınarak destek olunabilecek bir gazete degildir!
Yenilmislik psikolojisini tüm benligiyle kabul etmis ve mızmızlanmaktan mutlu olan mahallemizin kendi kimligi oturmamıs insanlarının 28 subat sonrası Hak saydıkları, klavuz edindikleri "anlayısın gazetesi" taraf!
Denize düsen islamcıların sarıldıkları "yılan" !
Millitarist anlayısla liberal anlayıs arasında İslamın Hak olarak yasanmasını engelleme hususunda temelde hicbir fark yok!
Ayrıca ergenekon sürecini masum bir sürec olarak görmek, tarafı da üstün gazetecilik yaptıgını söylemek cocukca.
ergenekon kuklası kullanım süresinin bitimiyle ipleri elinde tutanlar tarafından tasfiye ettirildi diger eldekilere...ve bunun medya ayagı bir islami cemaat ve taraftı.
ya tarafın kötü yönü icin azcık escinselleri savunmasa az alkol reklamı yapsa diyen arkadas aslında hali ortaya dökmek icin yeterli...
Kendimize gelelim lütfen...Özümüze dönelim lütfen...
Yenilmislik psikolojisi
Çar, 27/08/2008 - 22:12 — Avni Yavuz (doğrulanmadı)"Yenilmislik psikolojisini tüm benligiyle kabul etmis ve mızmızlanmaktan mutlu olan mahallemizin kendi kimligi oturmamıs insanlarının 28 subat sonrası Hak saydıkları, klavuz edindikleri "anlayısın gazetesi" taraf!"
"Ayrıca ergenekon sürecini masum bir sürec olarak görmek, tarafı da üstün gazetecilik yaptıgını söylemek cocukca.
ergenekon kuklası kullanım süresinin bitimiyle ipleri elinde tutanlar tarafından tasfiye ettirildi diger eldekilere...ve bunun medya ayagı bir islami cemaat ve taraftı"
bu iki cümle aynı ezilmişlik duygusunun neticesi değil mi? kendinizle çelişmiyor musunuz?
"Taraf" o kadar da masum değil
Salı, 26/08/2008 - 11:43 — Halil Erdem"Ben vatanı kiraz ağacının gölgesine ve kadın memesine satarım" diyen Ahmet Altan'ın yazdığı bir gazete.Nasıl bu gazeteye para verir desteklerim.
Bizim mahallenin mücahid delikanlılarının başörtülü kızlarının "adam demokrat müslümanların haklarını da savunuyor" diyerek övüp konferanslar verdirdikleri Altan.
Tamam Ergenekon içersindeki kirli güçlerle sonuna kadar mücadele edilsin sonuna kadar gidilsin.Zaten o ulusalcı laikçi kemalist adamlar değil miydi 28 Şubat'ta Erbakan Hoca ve milli görüşe karşı şimdi güya karşı oldukları emperyalist ABD ve AB ile kolkola giren.
Devran döndü AB ve ABD nin kullandığı kemalist güruhun halk desteği olmadığını anlayan güçler şimdi bizim mahalleden yetişen siyaset erbabını ve cematleri kullanma peşindeler.
Ergenekon operasyonunda bu ülkede cirit atan dış istihbarat servislerinin çatışması olduğu aşikar.O kadar bilgi,belge,kayıt havada uçuşuyor.Ve en güçlü gelen işine gelmeyince Ergenekonun ipliğini pazara çıkarttırıyor.
Taraf gazetesi de bu noktada kullanılıyor.
Arkadaşlar kimse kusura bakmasın Tarafın yaptığını yıllardır Vakit yapıyordu fakat laik yaşam tarzına sahip liberal çizgideki ve sol geçmişten gelenler eli ile Taraf gibi bir gazete ile bu yapılınca daha çok dikkat çekti tabi.
Alttaki Nesibe Gevher akradaşımın yorumuna aynen katılıyorum.Kuklaların arkasındaki kuklacıları asıl görmezsek neye Taraf olduğumuzu bilemeyiz.
ABD tandanslı hiçbir hareket bu ülkeye Hakkı adaleti hakim kılamaycaktır!
"Hayat iman ve cihaddır."
Taraf'ın Misyonu ve İslamcılar Üzerindeki Tezahürleri
Salı, 26/08/2008 - 12:53 — Cemil UmranTaraf gazetesi bir bakıma ülkenin "entelektüel gazete" açığını kapatmak misyonuyla kimi liberaller ve marksist,post-marksistler tarafından vücuda getirildi. Anti-militarist ve ezber bozan bir üslup benimsemesi kısa sürede dikkatleri üzerine çekmesine vesile oldu. Taraf azınlıkların haklarını savunmayı da bir tür vazife olarak gördüğü için ermenileri de, eşcinselleri de haber yapmaktan hiç çekinmedi. Çünkü Taraf bir sınıfın değil bir "ütopya"nın "düşünsel ve eylemsel özgürlüğün var olduğu demokratik bir ülke"nin hayalini kuruyordu ve bu hayali paylaşmayan herkese dokunacak bir tarafları vardı.
"Millitarist anlayısla liberal anlayıs arasında İslamın Hak olarak yasanmasını engelleme hususunda temelde hicbir fark yok!" diyen Nesibe Gevher'in İslam'ın demokrasinin içerisinde yer alamayacağını düşündüğünü anlıyoruz. Bu durumda "İslam totaliterdir" dendiğinde itiraz etmemesini talep ederiz.
"Şu lambda destekleri olmasa keşke! Yani alkollü içki reklamlarını bir yere kadar anlıyorum ama şu eşcinsellere, gaylere falan çok yer ayırıyorlar. İşte bu çok güçlü bir diken. Gülü seviyorum. Dikeninden midem bulanıyor. Buna bir kısıtlama yapsalar keşke.." diyen Musab Yasir beyefendinin de cinsel tercihleri Freudyan bir anlayışla değerlendirdiği açıktır. Demokratik bir ülkede "cinsel tercih" bir hak ise Taraf da bunu yazmaktan gocunmayacaktır,nitekim gocunmamıştır. O halde Musab Bey bu konuda kendi işine yarayan özgürlükçülüğü isteyerek bir tür oportünizm göstermiş olmuyor mu? Ve İslamcıların eşcinsellere karşı takındığı bu tavrın kemalistlerin İslamcılara karşı takındığı tavırdan farkı nedir? Bu homofobik anlayış demokrasinin önünde bir engel değil midir?
Bu sitede gözlemlediğim kadarıyla "islamcılar" yine demokrasi sınavında sınıfta kalmışlardır, başka bahara artık...
Oportunizme bulaşmış tipik bir İslamcı'yım
Çar, 27/08/2008 - 21:51 — Musab YasirSayın bay, "Başörtüsü şeriatın bayrağıdır derseniz, buna kimse razı gelmez" diyen birisi ile "demokratik bir ülkede cinsel tercih bir hak ise.." ile devamedegelen cümle aynı mantıksızlığı paylaşma açısından çokça ortaktırlar. Temelsiz koşullarla, kendi saçmalamalarına doğru bir zemin hazırlamak isterler.
Taraf okuyorsam, bütünüyle herşeyini kabul etmem mi lazım? Mesela sizin müslüman olduğunuzu düşünüyorum, yanılıyorsam düzeltin lütfen; madem ki islamcıyla müslümanın arası açılıyor, sizce cinsel tercih yani bence sapıklık bir hak mıdır? Bunu destekliyor musunuz? Demokratik bir ülkede bu bir hak mıdır sizce, yani eşcinsellik? Bizce bu bir hak değildir. Müslüman dünya görüşünü kâlde değil hâlde benimsemeye özen gösteren insanlar olarak şunu deme hakım vardır: o insanlar en azından "ben de elhamdulillah müslümanım benim dedemin de başı örtülüydü" derken, neyi kabul etiklerini veya etmediklerini bir düşünmeleri ve sonra bazı dayatmalarda bulunmaları gerekir..
Kemalistlerin islamcılara yaptığını bu ördek islamcılar da eşcinsellere yapıyormuş, fark yokmuş. Bu bağlamda, öncelikle bu zekaya bravo diyorum. Bebeği seviyoruz ya, kirli bezini de seveceğiz öyle mi? Kirli bezi sevenler seviyor, bunu da "bebeği seviyorsan kirli bezini de seveceksin kardeşim, yoksa oportunist olursun" diye söylüyorlar. Kemalistlerin islamcılara yaptıkları cümlesini okumak bile kilolarca gözyaşını beraberinde getirebilir. Ama bu iki olguyu aynı kefede tartmak açıkca şeytanlaşma temayülüdür. Bunu buradan diyorum.
Ben taraf okuyarak, Rojbin'nin veya Etyen'in yazılarının altına imzamı atarak bu demokratlığı gösteriyorum. Lambda'dan, eşcinsellikten midem bulanıyor. Bu bir hak değil bir sapkınlıktır. Midesi bulanmayanlardan da midem bulanıyor. Kusura bakmayın ama "demokratik bir ülkede cinsel tercih bir haktır, saygı duyulasıdır" diyenlerden de..
Yaşama hakkı vardır, yürüme hakkı vardır, yargılama hakkı vardır, barınma hakkı, eğitim hakkı, evlenme hakkı diye gider.. Cinsel tercih hakkı yoktur. Müslüman dünya görüşünde hiç yoktur. Ben Taraf gazetesiyle kesişen kümemin genişliğinden bahsettim. Yine bugün iki tane sapık adamın evliliğine dair detaylı bir haber vardı, resimli. Nefret ettim. Birgün Taraf gazetesinden koparsam sebebi bu olur herhalde. Çünkü dine, Allah'a, yani benim kendimce kutsallarıma saygılılar.
Darbelere karşı yürüdüğümüzde de aynı mide bulantısını yaşamıştım İstiklâl'de.. Hülasa, biz bu bağlamda bu sınıfı GEÇMEYECEĞİZ!
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
Contextual Aliénation
Per, 28/08/2008 - 08:41 — Cemil UmranSayın bay,
Evvela hangi inanca sahip olduğumun söylediklerimle bir münasebeti yoktur, çünkü kavramları evrensel değerleri ile kullanmaktayım. Herhangi bir dine dair hüküm vermediğim için de mensubiyet aranmasını abes buluyorum.
İslam'da eşcinselliğin nasıl algılandığına dair tek satır yazmadım, bunun hükmünü vermek gibi bir vazifem de yok. Ben demokrasi kavramının paradigması üzerinden yorumunuz üzerinde değerlendirmede bulundum. Demokrasinin farklılığa düşünsel ve eylemsel anlamda özgürlük tanımak olduğunu vurgulayarak ötekileştirici ve yasaklayıcı tavrınızın demokrasi normlarına uygun olmayışını ortaya çıkardım. Eşcinsellik doğrudur, ya da değildir gibi bir tartışmanın içine girmedim ama nedense meseleyi bu düzleme kaydırdınız. "Demokratik bir ülkede bu bir hak mıdır sizce, yani eşcinsellik? Bizce bu bir hak değildir. " derken aslında demokrasiden ne anladığınızı açıkça ifşa ediyorsunuz. Oysa demokrasinin literal anlamının eylemselliği de kapsadığını ve bir şeyin özgürlüğünü savunmanın o şeyi savunmak demek olmadığını asgari düzeyde okuma ve mantık sahibi herkes bilir.
"Kemalistlerin İslamcılara yaptığını siz de eşcinsellere yapıyorsunuz" ibaresi hakkında yazdıklarınız tam anlamıyla bir "contextual aliénation"'dur. Söylenen şey aslında fazlasıyla açıktır. Kemalistlerin İslamcılar için takındığı "hayat hakkı tanınmamalı, bir zehir gibi yayılıyorlar, sapkın yobazlar" söylemi ile sizin eşcinseller için takındığınız "sapıklar,toplumdan dışlanmalılar" tavrı aynı dogmatik, faşizan altyapıyı taşıyor. Üstelik demokratik toplumda bu böyledir demeniz hepten sizi gülünç duruma düşürüyor.
Eşcinselleri sevmeme hakkına sahipsiniz sayın bay, ama onları eğer "demokratik" bir toplumdan bahsediyorsanız dışlama hakkına sahip değilsiniz. Taraf'dan bunların kaldırılmasını istiyorsanız, bence Taraf'ın da kendine (yani size) demokrat olması talebini kaale almayan gazete çalışanları bence takdiri hak ediyorlar. İslamcıların demokrasi sınavından kalmasından kasdım onu özümsemek yerine ya külliyen reddetmeleri, ya da truva atı gibi görmeleriydi. İddiamda ısrarımı sürdürüyorum.
Sizin birilerinden midenizin bulandığı gibi sizden de birilerinin midesi muhtemelen bulanıyordur.Ben dinsel, cinsel, rejimsel faşizmlerin tamamına karşı çıkarak "Taraf"ımı beyan ediyorum.
demokrasi cümle başı olduğu sürece
Cum, 29/08/2008 - 09:25 — Edip Ozan KaraoğluCemil Umran bu sözleri 25-30 yıl kadar önce söylemiş olsa idi şiddetle karşı çıkabilirdiniz. Ama şimdi hayır.
Müslüman hayatı batılı argümanlarla savunmaya kalktığınız sürece Cemil Umran'a haksızsın diyemezsiniz.
Dininizi yaşamanız demokrasi ile, başörtüsü gibi mevzular insan hakları ile açıklanıyor ise Cemil Umran'ın sözleri sonuna kadar haklıdır. Demokrasilerde sizin ne kadar başınızı örtmeye hakkınız varsa diğerinin de eşcinsel olmaya ve onu istediği gibi yaşamaya hakkı vardır. Yoktur diyorsanız faşizm üzerinize yakışmış olur "demokrasilerde".
edit: isim düzeltme.
Müsvedde
Asgari Mantık contextual alienation'u
Per, 28/08/2008 - 17:02 — Musab YasirBir şeyin özgürlüğünü savunmak ile o şeyi savunmak farklı diyerek ne demiş oldunuz? Düşüncelerinize katılmıyorum ama onları ifade etme özgürlüğünüzü bütün benliğimle savunuyorum cümlesinden bir çıkarsama bu.
Asgari mantık ve okumalarınızla ensest evlilikleri de bir hak olarak görüp, "düşüncelerinize katılmıyorum ama, düşüncelerinizi savunma ve yaşama hakkınızı sonuna kadar savunuyorum" gibi bir anlayışınız daha da belirgin oluyor. Çok demokrat mısınız? Yoksa demokratlığın ve insanlığın büyük idealinin ufkuna bakarken minik ayrıntılarla uğraşan ben gibileri pek mi çelimsiz görüyosunuz?
Maalesef biraz açıklama yapmam gerekiyor, öz akıl sahiplerinden özür diliyorum. O hormonal bozuklukları bir hastalık olarak kabul ederek tedavilerini destekleyip normalleşmelerini savunan benim tepki koyduğum şey, bu aşağılık sapıklığın meşrulaştırılmasına çalışılarak haberleştirilmesi ve bir 25. kare etkisiyle zihinlere kazınmasıdır. Bu hak dağıtıcılar çok cömert anlaşılan. Eşcinsellik bir hak imiş. Bu toplumun ve ailenin boğazlanmasıdır. Bunu destekleyenler de acaba bu demokratlığı kendi yakınlarında da destekleyebilecekler mi? Yani o insanlar demokratça fikirlerini yazdılar ve savundular, bir kısım insanlar da "aa ne cici" diyerek bu işe bulaştı, yani sizin yakınlarınızdan, hani tanıdığınız özgürlük alanını kullananlardan etkilenerek..
Ben yazımın neresinde dışlamadan bahsettim? Ama dediğim, bu işi hormonal bozukluğa bağlı bir hastalık modundan başka bir şekilde düşünmenin de sapkınlık olduğunu söylüyorum.
İlkeler, evrensel hukuk, vesaire.. Bir de gerekçeli bulantınızı okumak isterim. Öyle ben yazdım oldu olmuyor. Ben eşcinselliği savunmaya dair bir mide bulantısından bahsettim, siz de benden bahisle bir bulantıdan bahsettiniz. Acaba gerekçeniz nedir?
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
Dersimiz Okuduğunu Anlamak
Per, 28/08/2008 - 19:53 — Cemil UmranEvvela müstear ismimi yanlış yazmasına karşın söylediklerimi doğru algıladığı için Edib Ozan Bey'e şükranlarımı sunarım.
Demokratik bir toplumda eşcinsel ilişki de, ensest ilişki de taraflardan biri cebren bu işi yapmıyorsa "hak"tır. Çünkü demokratik bir toplum sizin bahsettiğiniz türde bir burjuva ahlakçılığına mahkum değildir. Bu toplumun bireylerini temelde bağlayan bir ahlak yasası yoktur, İSlamî değerleri benimsemek zorunda hiç hiç değildir. Eşcinseller nasıl sizin gözünüzde "hasta" ise siz de onların gözünde birer "homofobik" hastasınız. Foucault gibi alternatif isimleri okumayı denerseniz sizin de pek ala "hasta" olarak nitelendirilebileceğinizi görürsünüz.
Şimdi tutup size hasta dediğimi algılayacağınızı bildiğim için izah etmek vacip oldu. Hayır size hasta filan demedim, sadece sizin normatif anlayışınızı kimsenin benimsemek zorunda olmadığını anlattım.
Mücerred konuşulurken müşahhasa indirgemenniz, "sizin yakınlarınızda olsa böyle der miydin" demeniz tartışma adabına aykırı olduğu gibi mantıksal da bir hatadır. Misal, alkollü içki satışına karşı çıkmamak aile efradının alkolik olmasını hoş karşılamak anlamına mı gelecektir?
İşte benim sizin gibi ahlaki normlarını herkes mutlak kabul etmek zorunda gibi dayatan dinsel faşistleri görünce midem bulanıyor. Tıpkı kemalist faşistlerden bulandığı gibi.
hastalık ya da
Cum, 29/08/2008 - 09:36 — Edip Ozan Karaoğluben eşcinselliği bir hastalık olarak olarak görmüyorum. eşcinselliğe bakış açım tamamen dinimin ölçüleri dahilindedir. velev ki islam eşcinselliği haram kılmamış ve de lanetlememiş olsa idi eşcinselliği savunmak için mücadele bile edebilirdim. işte Musab Yasir'in gözden kaçırdığı nokta bu. bir müslüman olarak dünyaya bakacaksanız -ki aslolan budur- eşcinsellik yasaktır ve kati suretle izin verilemez. ama sözlerinizin arasına demokrasi, insan hakları gibi cümleler katıyorsanız hiç kusura bakmayın paşa paşa eşcinsellere de ensestlere de razı olacaksınız.
Müsvedde
Anlamaya giriş
Cum, 29/08/2008 - 10:03 — rüştü hacıoğluCemil bey, nefret ettiğiniz kemalist faşistler, enaz sizin kadar anladıklarını düşündükleri için yapıyorlar ne yapıyorlarsa. Kenan Evren mesela; sorsanız, enaz sizin kadar demokrat hatta sizden fazlası olduğunu iddia edecektir. Siz ise ancak şunu yapabilirsiniz; paşam, kullandığınız kavramların bir epistemolojisi, kökeni, dayanağı var. Siz tüm bunları atlayarak, keyfinize göre kullanarak bu kavramları, sadece kendinizi '' hak '' lı çıkarmaya çalışmış olursunuz ama '' hak '' lı olamazsınız. Yok illa da benim dediğim gibidir diye ısrar edecekseniz, ben sizi kumdan kalelerinizle oynadığınız oyunla başbaşa bırakıyorum demekten başka çare bulamayacaksınız. Çünkü, anlaşmak, anlamdan bağımsız gerçekleşemez. Kavramlar, keyfimize tabi ise, anlaşmayı bir kenara koyup; kim güçlü ise vursun yumruğu sindirsin karşı tarafı ve biat gerçekleşsin ve biz de buna: adam '' hak ''lı, gücü var; ötekine ne oluyorki anlaşmaktan bahsediyor. Gücün yok '' kavram '' ını beslemeye, atla gidiyorsun anlaşmaya... denir bu duruma ki, bu çerçeveden bakınca siz '' hak '' lı oluyorsunuz, Musab yasir' e '' anlama '' yı anlatırken.
Ancak şöyle bir sorun var. Musab bey size, arkadaş, fuko okuyorsun güzel, anlamayı seviyorsun demek ki; gel bize güzelce ( içinde güç olmadan ) '' hak '' ne demektir, dayanağı, epistemolojisi, bağlamı, bağlanamayanı, yakını uzağı hele nedir dese; fanya kaplanın ölümünü izah kadar kolay olmayacaktır sanırım bu soruya verilecek cevap. Ki bu tartışmayı yandan izleyen bir yancı olarak ben size şöyle desem: sayın Cemil bey, siz, '' hak '' ve '' meşru '' arasındaki ilişkiyi kuramayacak denli bu kavramaları tanımıyorsunuz ama cümle içinde kullanmayı seviyorsunuz; tıpkı kemalist faşistler gibi. Bu benzetme, ağır bir benzetme ama ne yazık ki doğru; hem mütekabiliyet bakımından hem de en azından '' neden '' sorusuna cevap isteyen, nedensellik gerektiren, dayanak bekleyen bir soru içerdiği için...
Anlayamamayı, bir hastalık olarak telakki etmek batıya has bir algılamadır; radikal bir faşizm barındırır. Tıpkı, doğacak çocuğun sakat olabileceği bilgisine ulaşınca, öldürülebileceğini meşru görmek gibi. Kanatimce, kavramı doğru anlayamadığımız zaman, onu cümle içinde istediğimiz gibi kullanabileceğimizi zannetme dayatmasının faşistlik olduğunun farkına varamamamız gibi. Bunu da şundan yaparız. Kavramın bizim için önemi yoktur zaten; biz iktidar mücadelemizde, herşeyi gücümüz yettiğince, karınca kararınca dayatabildiğimiz oranda varolmayı bilmekten başka bir algı biçimini tanımadık henüz.
SELAMÜNALEYKÜM
Rüştü Hacıoğlu
Cum, 29/08/2008 - 12:45 — Cemil UmranRüştü Hacıoğlu, okuduğunu anlamama hastalığı size de sirayet etmiş sanıyorum, çarpıtmanın sınırlarını zorluyorsunuz.
Okuduğunu anlamama Batı'yı mahsus bir hastalıktır zannediyorsanız Cemil Meriç'in Türk münevverine dair yazdıklarını okumanız bile sizi bu yanlışınızdan geri döndürecektir.
Meşrû kavramını sizin islamî anlayşınıza göre değerlendirmek zorunda değilim ve kimse de öyle olmak zorunda değildir. "hak" kavramı epistemolojik değil ontiktir fakat malûmatfüruşlukla bilinmiyor pek tabi.
Kemalist faşistlere benzeyen biri varsa "siz demokrasiyi truva atı gibi kullanıyorsunuz, mesele işinize gelmeyen eşcinsellik hakkını tanım içinden çıkarmaya kalkıyorsunuz" diyen ben değil, tanımı düzelten bendenizi "kafasına göre tanım yapmakla" niteleyen sizsiniz.
Demokrasinin tanımı gayet açıktır, dileyen sıradan bir devlet metodolojisine giriş kitabına yahut sözüm ona Larousse'da ilgili maddeye bakabilir.
Eşcinselliğin yasaklandığı bir demokrasi yoktur, ama 3.sınıf dünya ülkelerinde ve sizin gibi 3.dünya ülkesi zihniyetiyle düşünenlerde "taşeron" demokrasiler vardır.
Hak insanın göksel ve yersel hiç bir kuvvete istinad etmeden doğuştan getirdiği ve herkes kadar insan olduğu için sahip olduğudur. Kimse sizin islamcı hakçı hukukçu retoriğinize yaslanmaya mecbur değildir.
Foucault "iktidar her yerdedir, direniş de öyle" der.
Sizin aranızda bulunuşumun tek sebebi budur, faşist damarınıza dokunmasına karşın.
Ontik kardeş!
Cum, 29/08/2008 - 19:22 — rüştü hacıoğluAydınlat bizi, eyvallah; aramızda bulunuşun da bunu zorunlu kılıyor farkındayız. Lakin ben size bir iyilik yapmak istiyorum, evvelden başıma gelmişti. Ben kendi adıma ukalalığımı, türk eğitim sistemine borçluyum. Bağ gerektirmeyen duygu temelli önermeleri iyi bellediydim vaktince, huzurla ve huşuyla bakardım hayata. Epeyce bir süre '' aptallar '' ve '' zekiler '' olarak kurgulanmış dünyamızın bildik önermelerine binerek, zekilerin tarafında olmanın üstünlüğüyle aptal aşağılamayı düşünmek bildim. Aptallar, aptal oluşlarını, bizim önermelerimizi anlamamalarından ileri gelen '' gericilik '' hastalığına tutulmuşlardı, ki neredeyse kimisi aya çıkıldığına dahi inanmayacak saflıktaydı bunların. Saf olmaları bir yana, bu gericilik hastalıklarının sadece kendilerine zararı olmayıp, ülkenin engin geleceği önünde bir takozdular aynı zamanda. Ancak yine de iyi bir tarafı vardı bu işin; enazından onlara bakıp, kendimize şükrediyorduk, türk eğitim sisteminden başkasına borçlu olmadığımız, neredeyse doğuştan gelen üstünlüğümüzle; tıpkı kimseye borçlu olmayıp getirdiğimiz haklar gibi. Çokta uzatmayayım; çorap ve saç kontrolünün liseyle beraber bittiği yıllara ulaşınca, dışarıda kontrolsüz kalmanın sancısının, kaln'ı kaybetmenin acısı olduğunu çok sonra farkettik. Sadece bu olsa ne ala! Birde en acısı geldi başımıza. Bu gericilerle tanışmaya başladık, ister istemez; hayatın heryerinde çokça varmış bunlardan, okul duvarları içinde çokluğumuzun güveninden farkedemediğimiz dışarıda. Ve daha da vahimi, bizim önermelerimizi kabul etmemeleri bir yana, bizim pek ilgilenmediğimiz kelime ve anlamıyla bizden fazla meşgul olmuşlarki, önermelerimizi bastıran dolayısıyla zekamızı önermelerimizinden, önermelerimizi de TES'den... anlamakta zorlandığımız bir dil kullanır olduklarını fark etmeye başladık. Biz edebiyat derslerinde failün, failatün, mefülün' lere gülüşürken anlamadan; gericiler '' tümleç '' bilgisine ulaşmışlar; biz henüz özne ve yüklemden ibaret sanırken cümleyi. İmam-hatiplerde de, '' babeyli bala bula cap cup '' öğretmiyorlarmış; aksine bunu bize söyletip aklımızı alıyorlarmış.
Şimdi bunları şundan söyledim. Bu arasında bulunmaya geldiğin insanlar, arasından geldiklerinden biraz farklıdır; aydınlatılmaya açıktırlar, sana belletildiği gibi değildirler ama '' Hak insanın göksel ve yersel hiç bir kuvvete istinad etmeden doğuştan getirdiği ve herkes kadar insan olduğu için sahip olduğudur.'' gibi kemalist endoktrinasyon'un üretip dayatmaya yada yutturmaya çalıştığı basit önermeleri yemezler. Ben senin yerinde olsam, dersime azıcık çalışır; hem burada yazılmış yazılara bakarak ortalamayı anlamaya çalışır hem de hiç değilse yazının konusu '' taraf '' gazetesi yazarlardan kolayca devşirebileceğim daha sofistike cümleler kurardım. Senin önermeyle türk hukuk sistemi inşa edilebilir elbetteki ama cemaat aydınlatmak için yeterli olmadığı gibi komik de aynı zamanda. Çünkü ozaman şöyle düşünmek zorunda bırakacaksın insanları: lise bilgisinin üstüne fuko eklemiş ama onu da anladığı şüpheli bir polimikçi daha düştü cemaate, hadi hayırlı işler...Yanlış anlama, ben senden tarafım, o yüzden açıktan uyarıyorum yoksa başkası olsa devekşu-kum, açıkta kalan ilişkisi kurup gülümsemesin, ciddiyetini kaybedip kuru gürültüye gitme istiyorum. İdealistlerin ihale kapılarında kurban olduğu bir dünyada elbetteki aydınlatıcı idealistlere en çok ihtiyaç duyan yerlerden biridir cemaat...
Mesela bu siteye üye olanlara, kibarca bir uyarıda bulunuyor kurucu cemaat: bir yere çift dalmadan evvel, çıkın gezinin yapının içinde, bakın bakalım özgün fikirleriniz belki daha önce bir poleene kurban olmuş olabilir; hem tekrara düşmemek bakımından hem özgün fikrinize karşı ne tip aparatlar üretmişlerki sizi anlama güçlüğü çekiyor kimisi, faydalı olmak lazım ama illaki dalacam ben azdım derseniz buyurun korucusuz köy bulmuş gerilla kadar aydınlatma hürriyetiniz mevcut. Bunu da size kimsenin bahşettiğini düşünmenizi istemem, sizin aydınlatma ve iktidara direnme gücünüze hele ki fukozyen çarpımlar eklenince bendini yırtmış çığ gibi enginlere sığmayıp sudur edecek bir genç beklenmekteydi çoklarınca zaten; enazından mehdiye kadar sizle idare edeceğiz demektir...
Selamünaleyküm
Vay Canına
Cts, 30/08/2008 - 13:13 — Cemil UmranEvet evet, vay canına. Hakkı yerde veya gökte aramamak kemalist doktrine bağlanmış. Demek Heidegger, Sartre, Deleuze, Kant, Descartes, Marx, Hegel, Derrida ve benzerleri ; hepsi birer kemalistmişler ( bak bak akıllı çocuk, kesin vikipedi karıştırıp foucault'dan sonra bir kaç isim daha öğrenmiş).
Rüştü Hacıoğlu'ya ne kadar teşekkür etsem azdır. Bana yepyeni bir iman bahşettiler. İnsanların aptal-zeki kamplarına doktriner bazda ayrıldığını hiç düşünmemiş; ibn-i arabi, tusî, zemahşerî gibi isimlere istinaden zeka ve inanç arasında alaka olmadığını varsaymıştım. bu yanlış inancımdan sayelerinde döneceğim nerdeyse. Evet evet, ahmak-ül hükamadan tahammuk etmiş ahmakların da kendine ait bir safı olmalı( bak sen şu solcuya,arapça kelime de öğrenmiş bize hava atıyor, şunlara öğretmeyin demedik mi kardeşim?). Bu yeni imanımı acilen kemalist genç sivil arkadaşlarımla paylaşmalıyım. Ay yok canım, genç sivil filan değilim, sadece arkadaşız, medya yalan yazıyor.
O muhteşem "amerikın eksınt"ınızı biraz oray eğin'e benzettim, ne kötü tesadüf. umarım "polimik"lerinizde kime benzediğinize dikkat edersiniz, müslümanlar bildiğim kadarıyla yemek yemelerinden saçlarını taramalarına kadar başkalarına benzememeye çalışır zira.( tüüh, bu solcular artık sünnet filan da öğreniyor demek, yakında fetva da verirler, deniz baykal da verdi diye atlamayınız o solcu değil faşisttir, just like someone he?)
Utanmadan mehdî'ye de dokundurmuşsunuz, umarım ahmedinejad bundan haberdar değildir, bir türkiye-iran savaşını hiç istemem. yok hani vicdani retçiyim, o bakımdan söylüyorum.
Mesele madem benim demokrasiden anlamam değil, sizin ego tatmininizdir, o halde sizin sinekliğinize karşı kartallık göstermek şart oldu. Ne demişler, mağrur cahile tekebbür etmek vacip olur.( Bu çocuk kesin komünistlerin ajanı, bak nasıl da Hafız okumuş)
Beni ikaz etmeniz hassas yüreğime fazlasıyla dokundu efendimiz, bundan sonra site cemaatine üç kulfü bir elham okuyarak yaklaşacağım.( heh, kulfü yazdı o kadar da iyi eğitilmemiş demek). Son sözü ise yüce insan James Maynard Keenan'dan alıntılıyorum:
"who are you to wave your finger?
you must have been out your head."
Ve'l Asr
Cum, 29/08/2008 - 20:35 — Musab YasirEğer terim anlamlarını öğrenmek istiyor olsaydım, idealin uçsuz bucaksız ummanında gezinir, büyük insanlık idealine dair şiirler yazardım. "Demokratik toplumun ahlak yasası yoktur" demişsiniz; ya sizin bir ideal demokrat olarak var mı ahlâki yasalarınız?. Müşahhas olacak ama, empatinin dibini bulamazsanız erdemin de vasatına eremezsiniz. Çünkü başkasının ölümüne üzülmemek kolaydır.
Peki. Biz TC kimliğinde İslam yazanların yarıdan çok olduğu bir üklede yaşıyoruz. Galibiyetle oruç tutar, ekseriyetle namaz kılarız. Bu ülkeden bağımsız bir hayatı düşünemeyiz. Ben devlet metodolojisi kitabına bakmadım, bakmam da; lakin, Taraf gazetesinin yayınlandığı zemini bilerek tavrımı koyuyorum. Siz okuduğunu anlayan bir insan olarak beni dinsel faşist ilan edip benden iğrendiğinizi söylediniz ama; ben eşcinselliği , ensestliği vesaire, yaymayı, reklam-haber yapmayı eleştirerek sakıncalarını yazdım. Bu sebepten mideniz bulanıyorsa benden, Hay Hay! Bulanmazsa üzülürdüm/ -bunca bilgiden sonra- şaşardım zaten..
Bu arada Cemal beye çok teşekkür ediyorum. Açımlaması gayet tatmin edicidir. Şimdi siz idealin uyku tulumunu çıkarın da bu konuda ne'siniz, neredesiniz onu söyleyin. Bana kitaplardan okuduğunuz tanımları yazmayın. İnsan olarak sizin benimsediğiniz görüş, "güç kullanımı ve şiddet yoksa herşey mübahtır" mı? Tavır koymanız gereken şey budur.
Ve'l Asr. bizim için, yani müslüman olma iddiasında olanlar için, yani vahyle inşa olmaya gayret edenler için çok önemlidir. Ve son sözlere giriş olarak diyorum ki; sizin temayülünüz size, bizim temayülümüz bize...
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
tarafım çünkü...
Salı, 26/08/2008 - 16:25 — Ahmet TEKnesibe hanım
öncelikle ''taraf'' ız ama taraf dan neyi kastediyoruz bunu açıklamak lazım, yanlış anlamaların önüne geçmek için.
1960, 1971, 1980 darbelerini ve son olarak malum bir 28 şubat dönemi yaşadık. ordumuzun ikinci bir ''vakayi hayriye'' ye ihtiyacı olduğu kesin. akp de bunu yapmaya çalışıyor kanımca. bürokratik oligarşiden gerçek bir halk iktidarına ve ordunun milletinden milletin ordusuna geçilmesini istiyor. işte bu süreçte liberallerin katkıları da hatırı sayılır bir seviyede.
islamcı olmayan ya da bizim camiadan olmayan birileri doğruları konuşursa, doğruları savunursa bunun size ne zararı var? adamları görmezden mi gelelim?
bu ülkedeki asker-yargı oligarşisine bu kadar sert muhalefet edebilen kaç tane yayın organı var? üstelik bunu yaparken vakit gazetesi gibi ayrımcılık yapmıyorsa..
bu yüzden taraf okunabilir, desteklenebilir bir gazete.
yeni şafak, milli gazete, gerçek hayat taki yazarları okuma amacım, onlardan istifade ettiğim noktalar başka,tarafı okuma sebebim başka.
selam ile..
Durduğum Yer
Cum, 29/08/2008 - 14:40 — cemalcalikTartışmanın kişinin durduğu yerin sorgulanmasından çok “insanlığın geldiği son nokta burasıdır” önermesinin mutlaklığını dayatmadan öte bir anlamı yok. Bu dayatma da yine eskilerde revaçta olan istendik, olması gereken o olduğu dünyanın kavramlarını dile getirerek yapılmakta. Bir zamanlar rakibin düşüncesinin kritiği yerine “ ha o mu? Söyledikleri bilimsel değil” ya da “ ha o mu, bir kominist işte..” ya da “ faşist bir uslamlama” türü söylemlerle bir şeyler demiş olmanın hazzı yaşanırdı. Şimdilerde “demokratça bir düşünüş.. faşistçe bir yaklaşım” ifadeleri revaçta.
Artık hasımlar bir birini “faşist olmak”la “demokrat olmamak”la suçlar oldu. Demokrasi insanlığın vardığı son nokta, yargısı sorgulanmadan, sorgulanmaya gerek duyulmadan apaçık bir gerçeklik –dikkat edilsin doğru demiyorum- olarak sunulmakta. Oysa nihayetinde demokrasi de kendine zıt bir dünya görüşünün önünü kesmek için baskılar, kurallar ihdas etmekte bir beis görmemektedir. Kendi seçtiklerinin dışında bir dünya görüşünün partileşmesine izin vermemektedir. Bu moda bir deyimle “üçüncü dünya ülkeleri”ne ait durum da değildir. En basitinden toplumu dini kurallara dayalı bir toplumsal sisteme davet edecek, bunu gerçekleştirecek bir partiye demokraside en ileri olduğu sürülen ülkelerde yer olmadığı apaçıktır. Demokratik düzen bu yapıp-etmelerle mücadeleyi kendine bir hak görürken, başkalarını suçlar olmasının izahı var mıdır? Evet vardır, zira kendisini insanlığın varacağı son nokta olarak telakki etmektedir. Bunun böyle olduğunu da yine kendisi rivayet etmektedir. Peki bu haliyle demokrasi faşist midir? Hayır değildir. Zira demokrasi böyle yaparken insanın yapıp-etmeleriyle, seçimleriyle mücadele etmektedir. Yani elinde olmayan, seçemediği şeylerden ötürü suçlamamaktadır. Kişiyi renginden, dilinden, ırkından, cinsinden ötürü suçlamamakta, mücadele edilmesi gereken bir hastalık sapkınlık olarak görmemekte. Çünkü kişi seçemediklerinden ötürü sorumlu tutulamaz. Oysa faşizm işte tam burada başlar. Kişinin seçemedikleri üzerinden mücadelesini yürütür. Bir çingene doğmak insanlık adına sapkınlıktır. Ya da kürt doğmak, ya da kadın doğmak, ya da ilaahir. Oysa kişiler yapıp-ettiklerinden, edebildiklerinden sorumludur. Mücadele edilecekse bunlarla edilecektir ki, her grup, her klik bunu yapmaktadır. Yapacaktır. Demokratlar böyle yapmıyor, yapmaz dedikleri anda bile bunu yapmaktadır. Kendisini ortaya koyarken, sunarken bir mücadele vermediğini söylemenin olanağı var mıdır? Peki demokrasi kendini sunarken, kendisi gibi dünyayı algılamayanı, dünyayı kendisinin dönüştürdüğü gibi dönüştürmeyi isteyeni hangi hakla suçlayacaktır? Burada kişinin durduğu yer problemi çıkmaktadır karşımıza. Tanrının varlığına inan Hz. Muhammedi son peygamber bilen kişi “iyinin-kötünün” kaynağını Kur’an’da görürken bunu kabul etmeyen Fuko’da ya da başka birinde görmesinin inanan için bir sakıncası olmayacaktır. Kur’an “gördün mü o heva ve hevesini rab edineni” dediğinde “iyinin ve kötünün” ölçütünü de vermektedir. Bunu kabul etmeyen kişi için bir sorun yokken kabul eden için bir sorun vardır; “emribilmağruf venehyi anilmünker, iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar” ölçütünü nasıl gerçekleştirecektir? Bir Müslüman için “iyi-kötü” “hak-batıl” izafi değildir. Yani heva ve hevesler üzerine bina edilmemiştir. Bu durumda 3.dünya faşist ülke olmayan ileri demokratlar Müslüman birinin “iyiliği emredip kötülüğü sakındırma” ameliyesini gerçekleştirme arzusu karşısında nasıl bir tavır takınacaktır? “Bunu yapamazsın çünkü bu senin iyi ve kötü anlayışın” diyerek karşı çıktığında inan kişinin inandığı varlık karşısındaki tutumunu bilgisizliğiyle ilan etmiştir. Lut kavmine “siz sizden önce hiçbir kavmin yapmadığı bu aşırılıktan vazgeçin” dediğinde, onunla mücadeleye yükümlü kılındığında bir ölçüt konmuştur, bu ölçütün diğerinden, “herkes tercihinde serbesttir” ölçütünden daha değersiz olduğunu Fuko mu belirleyecek? Bir inanmış için her şeyi yoktan var eden karşısında hiçbir güç yoktur. İnanmayan içinse inananın inandığı ile fuko arasında bir fark gözetmemek yerine fuko baş tacı etmektedir. Bu baş tacı edilişin gerekçesi nedir? Niçin senin ölçütünü kabul edeyim? Ben senin yapıp etmelerinle mücadele ederken sen de benim yapıp etmelerimle mücadele ediyorsun ben faşist oluyorum sen demokrat. Ben eşcinselleri asıp keserek yok etmeyeceğim, eşcinselliğin inancım gereği sapkınlık olduğunu anlatarak, eşcinselliğe heveslenmenin önünü alarak mücadele edeceğim. Benim bu mücadeleyi yapmamın faşizanca olduğunu söylemek, beni karalamak daha baştan demokratların kaybettiği bir durum olmuyor mu? Yani ben ikiyüzlü mü olmalıyım? Demokrasi tam da budur. İki yüzlülük. Bana biçtiği daracık alanda yaşamayı bir meziyetmişçesine ilan edip, sonra da değerlerinin mutlaklığını dayatması iki yüzlülük değil midir? Asl olan kendisi ve kendisi olmayanlar sapkın. Sapkınlara daracık bir yaşama alanı ve bunu alkışlama zorunluluğu. Ben hem Allah’a inanacağım hem mutlak olanın onun bildirdikleri olduğunu ilan etmekten men olunacağım. “Bak ne güzel inandığın gibi yaşıyorsun!” denecek. Oysa benim inandığım gibi yaşamamın tek ölçütü vardır o da “iyiliği emredip kötülükten sakındırmam”. Ben insanların yapıp-etmeleri tercihleri konusunda onlara yol göstermekle sorumluyum. Gelmediklerinde “sizin yapıp ettikleriniz size.. benim yapıp ettiklerim bana” demekten ötede bir şey yapmayacağım. Kimseyi dilinden, cinsinden, teninin renginden, inancından ötürü kınamayacağım. Kınamamamı söyleyen de Kadir-i Mutlak Allah’tır. Ancak inançlarla mücadele de edeceğim. Bu mücadeleyi kınayan kendi dünya görüşünü biricik bilenlerden başkası değildir. Bu biricikliğin kaynağı da kendi heva ve hevesidir.
c.ç
imza
Cum, 29/08/2008 - 15:50 — seckin denizCemal Bey'in yorumunu onaylıyor ve ona teşekkür ediyorum.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Hiç de öyle bir şey demedim
Cts, 30/08/2008 - 00:46 — Cemil Umranİlber Hoca kadar gevrek söyleyemedim bu cümleyi ama öyle varsayın.
Demokrasi mutlak iyidir gibi bir iddiam hiç olmadı ama gelin görün ki bununla itham ediliyorum. Ben eşcinselliğin demokraside yasaklanamayacağını iddia ettim ama nedense(!) eşcinsellik savunuculuğu yapmışım gibi eleştiriliyor, Lut kavminden bahis getirilen ayetlerle karşılanıyorum.
Hayır beyefendiler, eşcinsellik hakkındaki fikrimin bu meseleyle zerre kadar alakası yok. Ben bahsedilen siyasi yapının neye izin verip neye vermeyeceği üzerinde durdum. Hele eşcinselliği gayrımeşru görenler eleştirilerini bildirmemeli gibi bir kelam hiç etmedim, ama nedense öyle demişim gibi yaparak saldırmak işinize geldi.
Eşcinsellik de içki gibi, zina gibi islam için günahlardan günah olsa gerek. Ama demokratik ülkelerin günahları engellemek gibi bir vasfı olacağını hiç zannetmiyorum.
dediğim şey çok açık, eşcinsellik yasaklansın isteyebilirsiniz, ama bunu beklediğiniz devletin demokratik olacağını iddia etmeyin, bu sizi komik duruma düşürür.
Emribilma'ruf, nehy-i anilmünker sivil alan dahilinde gerçekleşmesi gereken bir hadisedir. Demokratik ve laik rejimlerde şer'i esaslara göre davranılamaz.
Şeriat devleti istiyorum derseniz sizi saygıyla karşılarım, yobaz olduğunuzu filan da iddia etmem. Lakin demokratik bir ülkede bunu isterseniz demokrasiden bîhaber odluğunuzu iddia etmek en temel hakkım olacaktır.
ben neyi sorgulamıştım ki
Paz, 31/08/2008 - 00:37 — cemalcalikselam ve dua ile;
demokrasinin kendisini mutlak iyi olarak sunduğu apaçıktır. bunu şahsınızın savı olarak değerlendirmediğim ortadadır. demokrasi taraftarlarınca kendini böyle sunmaktadır. benim irdelemeye çalıştığım şahsınız değildi ve hala değil. lut örneğini verirken de şahsınızın eşcinselliğe yönelik tutumunu, anlayışını, algılayışını bilmiş ve öyle örnek getirmiş değilim. yine burada da demokrasinin kendisi gibi düşünmeyenlerle çatışmasını sergilemeye çalışmıştım. sizi ve dünya görüşünüzü bilmiş değilim. demokrasiden sözedildiğini, demokrasinin konuşulduğunu sanarak yukardaki yorumu yazmıştım. demokrasiden bir şey beklediğim, bir şey istediğim yok. onun bana tanıdığı yaşam hakkını yıkılmış veya hali hazırda var olan her hangi bir demir perde ülkesi veya diktatörlük de verecekti vermektedir. her muhalifini -çizdiği sınırları aşmamak koşuluyla- yok etmiş değil. bu hal demokrasinin bir meziyeti değildir.
ben -bilen bilir- kimseyi herhangi bir şeyle hiç bir zaman suçlamadım. derdim insanın nasıl algılandığı ve nasıl bir insan öngürüldüğüyledir. yani dünya görüşleriyle. insana vadedilen yaşam biçimleriyle. insanın ve toplumun hangi değerler üzerine inşa edildiği inşa edilmeye çalışıldığıyla derdim var. değerlerin kaynağıyla ilgili derdim var. derdim neye inandıkları yanında inanılması gerekenin vazedilme imkânlarının neler olduklarıdır. vesselam..
c.ç
Cemal Bey, Evvela size va
Paz, 31/08/2008 - 14:21 — Cemil UmranCemal Bey,
Evvela size va yakınlarınıza başsağlığı dilerim.
Konuştuğumuz mesele demokrasinin mutlak iyi olup olmadığı değil eşcinselliğin demokratik yönetimlerde kabul edilip edilmediğiydi. Musab Yasir'in Taraf'ın eşcinsellerin haklarını savunan haberlerine getirdiği eleştirinin demokrasiye uygun olmadığını söylememle buralara kadar geldi mevzu. Bir kopukluk olmuş olsa gerek ki demokrasinin
kritiğini yaptığımızı düşünmüşsünüz.
Demokrasi hakkındaki fikirlerinize kısmen katılıyorum ama bu durumu mevzuyu dağıtmamak adına konuşmamayı tercih oluediyorum.Zira Taraf'ın demokratik bir gazete oluşunu tartışmaktan öteye geçti vaziyet.
Nezih üslubunuz için teşekkür ederim, baki selamlar.
teşekkürler
Paz, 31/08/2008 - 16:08 — cemalcalikselam ve dua ile;
Sayın Cemil Umran göstermiş olduğunuz incelikten ötürü teşekkürlerimi kabul buyurun..
c.ç
Taraf*ını seç, Öyle gel..
Cum, 17/10/2008 - 15:09 — Musab YasirGerçek nedir Neo? Ya mavi hapı alıp, "orduyu yıpratmaya hayır" diyeceksin; ya da kırmızı hapı alıp "Hey General!" diyerek Matrix'e hoşgeleceksin! Ben sana ancak kapıları gösterebilirim; zira köprüden geçecek olan sensin.
...O hâlde, Matrix'e hoşgeldin!...
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
konu açıldı iyi oldu taraf'ımız mazlumun yanı
Cts, 18/10/2008 - 08:16 — murat tuzcuselamun aleyküm
son hafta taraf'ın yayınlarıyla medyanın gündemi suçlunun adresini arar oldu. birilerini akacak kandan sorumlu tutmaya çalışanlar akan kanın hesabını vermeden darbe günlerinin resmini çizmeye başladılar. tsk genelkurmay başkanı taraf'a verdi veriştirdi. peki bile bile verdiğimiz canların hesabını kim verecek. kim o canların canına kıyan merci. birşey yapmadan canlı yayınlarda film izler gibi izlesinler katillerin eylemini sonrada üstüne birde golf oynasınlar sonrada efendim neden bizim beceriksizliğimizi ifşa ediyorsunuz diyerek efeler giyinsinler. olmuyor beyler. burası darbeler ülkesi olmayacak artık. bıktırdınız zulümlerinizle bizi. bir suçlu varsa oda işini yapmayan ama vesayet rejimine dayanmayı marifet sayan tsk'nın komutanlarıdır. yok öyle ''ordumuzu yıpratmayalım'' nidaları. peki ordumuzun yıprattığı ve yıpratmaya devam ettiği canlar ne olacak. sayın başbakan başbuğ'a sahip çıkmış efendim. yani doğru tarafını seçmiş sayın başbakan. yanlış yerde olanlar düşünmüşsün yanlışlığını efendim. öyle söylemiş sayın başbakan. hükümete muhtıra verenlere karşı cengaver kesilenler kılıç başkasına çevrildiğinde zalimin yanında saf tutuyorlar. e nede olsa kufe halkı toparlanmış geliyor hala. kim olursa olsun zalime karşı mazlumdan yana diyor sanırım mazlumder. ne güzel diyor. halkın ensesinde boza kaynatmayı vatanseverlik olarak yutturduklarını sananlar bizleri aptalmı sanıyor. peki ne oluyor sayın başbakan'a? bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezlermi? büyükanıt'ın ''tanıdığı iyi çocuklar''a laf söyletmemek sayın erdoğan'amı düştü. hani halkın haklarını koruyacaktınız. niçin mazlum, yoksul insanların çocukları ölüyor hep. nedendir bu zulüm. ve ''şehitler ölmez vatan bölünmez''se vatanını çok sevenler mazlum ve yoksul halkmı? mazlumlar hesap soramazlar değilmi? onların tek görevi çocuklarını kurban vermek öylemi? komutanları arkasına alıp had bildirmeye çalışanlar asıl sizler haddinizi bilin. asıl sizler görevinizi yapın. asıl sizler akan ve akacak kandan sorumlusunuz. zaten siz herşeyden sorumlusunuz. vesayet rejiminiz artık yama kabul etmiyor. delikler aldı başını gidiyor. şu ''ordumuzu yıpratılmasın'' diyenlere ne demeli bilmiyorum. 18 ay askerlik yapan biri olarak yıpratılması mümkün olmayan bir yapı gördüm. zaten yıpranmış bir zümrenin ete kemiğe bürünmüş bir hali. daha nesini yıpratalım. yok ''peygamber ocağı''ymış. hadi ordan. biz kimin ocağı olduğunu iyi biliyoruz. gerisine gerek yok.
sayın başbakan büyük bir hata yaptı. mazlumların mustazafların sesi olacağına zalimlerin safında yer aldı. yazık etti kendine. ve ayıp etti. bu böyle olmamalıydı. ''tanırım iyi çocuktur'' diyenlerin tanıdıkları katil çıktığında birşey dememişti. peki şimdi birşey diyecekmi? bir özür borcu yokmu? bu mazlum ve mustazaf halka bir özür borcu yokmu? adaletin olmadığı bir zeminde zulüm yeşerirse bu siyaset kimindir? sistemi değiştiremiyorsun anladıkta bari zulmedenlerin safında olma. bir söz söyle. bir selam ver. bir umut ol. direnç aşıla. yok bunları yapmayıp zalimlere sahip çıkıyorsan ''fe eyne tezhebun''...
TEVHİD ADALET ÖZGÜRLÜK
sessizce söyliyim de kızmayın "taraf amerikan şalvarıdır"
Cts, 18/10/2008 - 00:21 — nesibe gevherBedel ödemeye alışkın olmayan aydın-gazeteci kesimin bir yanılgısına daha mı tanık oluyorduk? Yanılgı olup olmadığına karar vermeden önce şunu hatırlatmakta yarar var. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir döneminde hiçbir hak bedel ödenmeden elde edilmemiştir. Eğer birkaç asker eleştirisi yazısından yola çıkarak Türkiye'de çok şeyin değiştiği söylemek isteniyorsa buna karşılık şu sorunun cevabı aranmalıdır:Nasıl bir bedel karşılığı elde edilmiştir bu yeni düzen?Bir anda, eleştirmekten, sorgulamaktan bile korktuğunuz elinde silahlı güç bulunduran bürokratlar nasıl oldu da bu "eleştirilemezlik zırhı"nı çıkarttılar dersiniz?
Gerçekten tüm bu olup bitenler, hiç kimsenin burnu kanamadan yaşanan değişimler Türkiye'de yapının sivilleşmekte olduğuna mı işarettir? Devlet bir anda tüm reflekslerini bir kenara bırakarak birkaç kalem erbabının yakışıklı eleştirilerine kulak vererek alışkanlıklarından, önceliklerinden ve hepsinden önemlisi ayrıcalıklarından bir gecede vazgeçmiş mi oldu? Ve medyada sivil devrim lideri pozlarında kalem sallayanlar geleceğin özgür toplumunu inşa eden özgürlük kahramanları mı? Eğer öyleyse kadir kıymet bilmez bir halk olduğumuz kesin.
Ergenekon davasında ortalıkta uçuşan belgelerde olduğu gibi, sivil eleştiriye açık olma olgunluğuna eriştiği düşünülen yapı (establishment) içindeki hesaplaşmaların/rekabetin medyaya yansıyan boyutuna bakarak sivilleştiğimizi düşünerek pek acele etmemeliyiz.
Sivilleşme ile sivil servisleri birbirine karıştırmamak lazım -akif emre dunyabulteni-
Artistik hareketler skor tabelasındaki sonuctan gözümüzü almasın.bol pozisyonlu bir mactan zevk alıyorsanız diyecegim yok ...
Taraf gazetesi hangi finans kaynagı ile neye hizmet ediyor? Demokrasi özgürlük v.s. dersen bence bunların inandırıcılıgı yok..
fetullah gülen grubu nasıl bir iliski icinde.Neden paralel yayın yapıyor. Seffaflık onlarda da yok. demokrasi v.s. zaten yok. Bütün gizli bilgiler ve belgeleri amerikan kaynaklı
kuzey ırak federe devleti icin sivil toplum (servis) ayagı görevini hakkıyla yapıyorlar.
Onların ipine sıkı sıkıya sarılan müslümanlar da bilmeliler ki o ip boyunlarına dolanacaktır.
Çünkü sıkı sıkıya sarılmaları gereken ip o degil...
yani kırmızı hap bize göre degil.
Kırmızı hapı yutmadık diye illa mavi hapı mı yutacagız !
Hayır tabiki biz hapcı degiliz...
Sincanda tank yürüten generali sagına alarak acıklama yapan milli güvenlik sorunlarını basörtüsüne sıkıstıran generaller hesap vermeli ama bu hesap millete verilmeli taseronlara degil..
ve biliyoruz ki denize düstügümüzde yılana sarılmakla sarılmamanın sonucunun aynı...
Sonuc kalkacak mazlumlar ayaga diz çökecek zalimler...
Oturdugun yerden ya da zalimin finansesiyle olmaz bu is
Hayır demeliyiz sağ eldeki kuklayı tasfiye eden sol eldeki kukla olmaya...tabi kuklaya da yem olmamalı
bedel ödemeyi göze almıyorsan maviyi de kırmızıyı da beraber ic...
alkısladıgımız calımların sonunda yenecek golün kendi kalemizde olabileceginin farkında olalım.Ve kendi adımıza , kendi hesabımıza is yapalım.
gece vakti dagınık oldu belki ama sessizce tekrarlayayım
taraf ameikan salvarıdır.
zalimlerin fesadıyla yola çıkmak şalvarı bohça yapıp kuşanmaktır
Cts, 18/10/2008 - 10:57 — murat tuzcuselamun aleyküm
nedir bu müslümanların derdi?
nedir derdimiz?
durduk yerde zalimlerin fesad saçan küfürlerine sarılırmı olduk?
hani zulmedenlerden olmayacaktık?
kim kimin finans kaynağını soruyor?
bunu kim kime yapıyor allah aşkına?
ülkeyi generallerin postalı altına sokmak için uğraşanların kusmuklarına kim tabak uzatıyor?
bu nasıl bir akide sorunudur?
vahyin diriltici soluğundan öğrendiklerimiz zalimlerin fesad çamurlarına yelken açmakmı olacaktı?
sağa sola bomba atıp suçu müminlerin üzerine boca edenlerin pisliklerini kim paçalarına bulaştırmayı vazife sayar?
nedir sizin derdiniz?
ne yapmak istiyorsunuz allah aşkına?
yok efendim maşa imiş yok finans kaynağı neymiş vs...?
bu zulmü gördükten sonra ne yapalım?
zalimlere sahipmi çıkalım?
bunumu istiyorsunuz?
bu zulmü kurumsallaştırmış ve adeta halka karşı bomba haline getirmişlere kucakmı açalım?
vahiyden ve nebevi sünnetten bunumu çıkarıyoruz yani?
islamın herşeyine düşman olanların hezeyanlarına kulak verip zulmün derinleşip diklenmesine destekmi olalım?
nedir bu fesad yuvalarına karşı çıkanlara bu akıl almaz ithamlar?
peki sormazlarmı nerden biliyorsun azizim?
kim söyledi bunları sizlere?
yani kaynağın ne kardeşim?
hangi bilgenin bilgisinden devşirdin bunları?
genelkurmay'ın sitesindenmi yoksa cumhuriyet'in ilhan abisinin küfürbaz kepazeliklerindenmi?
islam'ın düşmanlarına bu akıl almaz desteği verenler hesap gününde ne yapacaklar?
mazlumların mustazafların kanına girenlerin hesabını soracak olan müslümanlar iktidar sarhoşluğuyla eğlensinler bakalım?
keselerine güç versinler?
biraz daha biriktirsinler?
nede olsa ''doğru yeri'' bulmuşlar baksanıza.
ne olduda yanlış yerden çıktınız azizim?
ne olduda ''doğru yer''in doğruluğuna bu kadar çabuk adapte oldunuz?
ne olduda vahyin haykırdığı zalimlerden münafıklardan aldığınız haberlerin doğruluk değerini araştırıp öğrenmeden konuşur oldunuz?
hangi aklın ve kalbin damarına girip yerleştik?
bu çığrından çıkmaya kim dur diyecek allah aşkına?
müslümanlardan başkası yapmayacak bunu.
bizden başkası yapmayacak.
biz yapayacağız.
zulme ve sömürüye karşı geleceğiz.
fesad yuvalarına iman etmeyeceğiz.
zalimin safında yer almayacağız.
mazlumların mustazafların safında yer alacağız.
ülkeyi babalarının malı sayanlara boğun eymeyeceğiz.
yok bunları yapmazda bulduğumuz ilk fırsatta zulmün borusundan pay kapmaya yeltenirsek vay halimize.
adalet özgürlük direniş diriliş hak getire dostlar.
bu hesap yanlış hesap kardeşim.
bu teorinin pratiği ergenekon şalvarından peydahlanmış olmasın?
yok amerika vermiş bilgileri belgeleri.
yok taraf'ın kiblesi amerikaymış.
yok şuymuş yok buymuş.
e cihan aktaş'ta amerikanın sınırından yazıyor demekki?
veya murat kapkıner servislerde gezinir olmuş?
nede olsa taraf'ın sayfalarında geziniyorlar efendim.
sormak lazım onlarada?
sizlerde şalvarlı mısınız?
"Sahibin" ifsadında işbirliğinin turnosol kağıdı şeffaflık !
Pzt, 20/10/2008 - 18:08 — nesibe gevherSoru sormaktan çekinmeyin.
İçsel düsünce ezikliğinin dısa tam yansıması olarak farklı olana ilginc bir hayranlıkla gözlerin kararmasına karsı belki bir şok iyi gelir.
Tabuları yıkmaktan hararetle bahsederken nasıl oluyorda "hakkında soru sorulamaz" tabular meydana getirdiğinizin farkında degil misiniz?
12 eylül ve 28 subatın aktörleri "bizim cocuklar" ın tasfiye edildiğini görebiliyor musunuz.Tasfiyenin "sahip" tarafından yapıldıgını fark ediyormusunuz.
"Sahip" dün fesadı icin isbirlikci olarak ergenekonu kullandı
Karsılıgında iktidarı verdi.
Dünden itibaren bugün baskalarını kullanıyor karsılıgında iktidar veriyor.Tabi bu arada kullanım süresi biteni tasfiye ediyor.
Burda "maşa" hükmünde olanın fasist ruhlu ya da liberal anlayısa sahip olması hatta türbanlı olması önemli degil.
Sayet öz(ün)gürlük istiyorsak , adalet istiyorsak en önemli hususu dikkate almadan hareket edemeyiz!
Seffaflık!
Turnosol kağıdı hükmündedir.
...
''fark ediyormusunuz''
Salı, 21/10/2008 - 08:01 — murat tuzcuyok etmiyoruz.
edemiyoruz.
anlaşılır bir şeyi ipe sapa gelmez cümleler kurarak hangi köşeye geçmek istiyorsunuz.
nedir yani?
yok ''sahip'' yok ''bizim çocuklar'' yok efendim ''tasfiye''.
şimdi bunların karşılığı ne onu anlamayanmı var kardeşim.
hani şeffaflık isterdiniz.
ne öyle istemem yan cebime koy misali kelimeler.
ayaklarınız yere bassın lütfen.
yere,toprağa, olana, olanlara, görünene.
her zahirin bir batını var anladık.
bunu biliyoruz kardeşim.
gördük anladık biliyoruz.
biliyoruz da batını alıp turşusunu kurup kokutmanın alemi ne?
''çsel düsünce ezikliğinin dısa tam yansıması olarak farklı olana ilginc bir hayranlıkla gözlerin kararmasına karsı belki bir şok iyi gelir.'' hay eline sağlık kardeşim. şimdi şok neymiş bir bakalım. bakalımda şok mok nereden gelir anlayalım. efendim şok şu : ''12 eylül ve 28 subatın aktörleri "bizim cocuklar" ın tasfiye edildiğini görebiliyor musunuz.Tasfiyenin "sahip" tarafından yapıldıgını fark ediyormusunuz.
yani ne diyeyim ben size. şok oldum harbiden. bu uzmanlık temayülleriniz beni aldı götürdü şoka bulaştırıp sırlara servis yaptı.
siz ne yazıyorsunuz kardeş.
bunları herkes bilirken hangi şoktan haber veriyorsunuz.
hangi bilginin temeline iniyorsunuzda bize şok dağıtıyorsunuz.
oldumu şimdi.
şeffaflık bumudur yani.
''en önemli hususu dikkate almadan hareket edemeyiz!'' demek bumudur?
buysa eğer sizde kalsın kardeş.
ben kendi şokumu kendim hazırlarım.
gerçekten.
sizinki sizde kalsın.
olmayanlara dağıtırsınız.
kolay gelsin.
selamun aleyküm.
Bu yazı düzenlenip manşete çekilmeli
Cts, 18/10/2008 - 09:54 — Cihad MeriçBana göre cemaat ile ilintilemenin dışında çok güzel bir bakış açısı konmuş. Çünkü hizmet cemaati ile taraf arasında kulaktan dolma ilinti var. Her cemaatin-grubun eksikleri olabilir.
Ya dolu ya yağmur biz bereketi seçmeliyiz. Yarın eşcinsellede yan yana yürümek durumunda kalırsın yoksa. Taraf şov yapıyor, kendisine izin verildiği kadar konuşuyor. Adaletten uzak yasemin çongar en son hangi ülkedeydi, ahmet altan askere erkeklik yapmak dışında bu ülkede nereye taş koydu.
İşte olaylar girdaplı olunca herkes tongaya düşüyor. İyi düşünmek ve aklı selimi çalıştırmak lazım.
aklı selimi çalıştırmış bir manşet avcısı...
Cts, 18/10/2008 - 11:12 — murat tuzcuselamun aleyküm
taraf'ın şov yapıp yapmadığı aşikar.
iyi düşünmek lazım azizim.
iyi düşünelim ve aklı selimi çalıştıralım.
şov yapanlarla şov yaptıranları iyi görelim.
inceden inceye ipe un serenlere destek olanları anlayalım.
tongaya düşmeyelim dediğiniz gibi.
tongaya düşüp tangocuların ayakları altında ezilmeyelim.
''Adaletten uzak yasemin çongar en son hangi ülkedeydi, ahmet altan askere erkeklik yapmak dışında bu ülkede nereye taş koydu.''
peki sizin adaletli eylemleriniz nerede azizim?
hangi düzlüğe taş koydunuzda gelip devirdik?
hangi zulme başkaldırdınızda tepenize indik?
hangi zalimi ifşa ettinizde görmezden geldik?
hangi tongayı buldunuzda üzerinde tango depreştirdik?
bulup buluşturduklarınızı savıp savuşturdukmu kardeş?
görüp bakmayı baktıkça görmeyi anlamak bu kadar zor demek.
bu kadar zor demek haklıya hakkını vermek.
ne diyelim sizinde manşetiniz olsun azizim.
nede olsa tongaya düşmeyenlerde manşete çıkmayı hak eder.
haklıya hakkını vermek icap eder.
alın sizin olsun manşetiniz.
patlatın bir balonda tongaya düşenler canlansın.
kolay gelsin efendim.
mevzuyu üzerine almanın da bir anlamı yok.
Cts, 18/10/2008 - 23:13 — Cihad MeriçBiraz incelersen kiminle konuştuğunu bilirsin. Nerde durduğumuzu ne yaptığımızıda öğrenirsin. Fazla telaşeye gerek yok, mevzuyu üzerine almanın da bir anlamı yok. Ortada bir patırdı var. Ve dikkat etmek lazım.
ben sizin yazınızı hedef alar yazmadım. Oku anla ve sükut et. Oraya buraya laf yetiştirmenin anlamı yok.
Ortalıkta hırlaşmalar gırla gidiyor. Toz duman aklı selimi örtüyor. Taraf olmamız isteniyor da dalaşanların neye taraf oldukları mechul. Rabbim hakikati görme gücü versin, kendine taraf eylesin. Bizleri hak ve adalet sancağını dik tutanlardan kılsın. Amin
''oku anla sükut et.''
Pzt, 20/10/2008 - 09:12 — murat tuzcuselamun aleyküm
hamdım piştim yandım.
okudum anladım sükut ettim.
allah razı olsun.
''ben sizin yazınızı hedef alarak yazmadım'' diyorsunuz. bunu anlamıştık azizim. anlamıştıkta şu ''Oraya buraya laf yetiştirmenin anlamı yok'' lafınız bumerang olup size selam vermesin.
benim taraf olalım dediğim şey vesayet rejimi sokağında oturanların koltuklarını sarsmaya çalışanlara köstek olmamak. destek olmayanlar bari köstekleme vazifesi yüklenmesinler. hepsi budur. işte sizin ''Taraf olmamız isteniyor da dalaşanların neye taraf oldukları mechul'' demenize bir anlam vermek harbiden zor kardeşim.
şimdi milleti hızaya sokmayı üzerlerine vazife yapanların tarafı belli değilmi yani?
her on yılda neredeyse on milyon gencin kanına girenlerin tarafı belli değilmi.
daha kim kimin tarafı belli değil diyor.
allah aşkına kaş yapayım derken gözleri kör yapmanın alemi ne?
''Rabbim hakikati görme gücü versin, kendine taraf eylesin'' diyorsunuzda alemlerin rabbine taraf olmak için bir tarafta bulunmak lazım. öyle ''yiyin birbirinizi'' der gibi alemlerin rabbine taraf olamazsınız. vesayet rejiminin ablukasını aşmaya çalışanlarla berabermisiniz yoksa ''peygamber ocağı'' yalanıyla halkı uyutup her daim halkın tepesinde gezinenlerdenmi?
''Bizleri hak ve adalet sancağını dik tutanlardan kılsın'' demek iyide dik tutmakmı zor? veya bu ülkenin zencilerine her zaman işkence yapanların saflarına''kalp gözü'' edasıyla sır aşılayarak destekleme primleri döşeyenler kime ve neye köstekli halılar dokuduklarını ne zaman anlayacaklar.
Velev ki The Şalvar of Amerika, Eee?
Cts, 18/10/2008 - 17:00 — Musab YasirKimin söylediğinden aslında ne söylendiye geçebilmek bu müslümancıkların meleke gruplarına ne zaman yerleşecek acaba?
Bu gelinen durumda, zahirin bir adım gerisinde neler olabilir acaba? Yoksa askerlik yan gelip yatma yeri midir? Bu geldiğimiz durumda Mübarek ve Muhteşem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin müsbet katkıları gözardı edilemez.
Birşey yapmayanlar genelde birşey olmuyor sanıyorlar.
Hakikate bakmak lazım gelirken, parmağa bakmak; parmaktaki eldiven siyonistçeymiş, bu sığlığın neresidir? Sen Mehtaba baksana. Bak nur gibi parlıyor orada. Yarasalar kaçınıyor. "Bazı cemaatler ekonomik olarak söz söyleyecek duruma geldiler" diyorlar mesela omuzu kalabalık olanlar.
Taraf güzel bir şalvar, netekim!
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
liberal-müslüman-başörtüsü
Paz, 19/10/2008 - 20:40 — edip munisbu konu önemli bir konu.çünkü taraf gazetesi ekseninde, 2002 seçimlerinde somutlaşan, yalnız, kökleri 12 eylül darbesine kadar uzanan bir sürecin, liberalsol-müslüman dayanışması sürecinin elektriklenmesi yaşanıyor.hemen belirtelim, liberallerle dayanışan müslümanlar var fakat tüm müslümanları elbette temsil etmiyorlar, ve müslümanlarla kol kola yayın yapan liberaller de var ve fakat, tüm liberal-solları temsil etmiyorlar.
peki ne nasıl oldu da müslüman camia liberalleri yanında buldu?önce şu soruyu soralım:liberaller kime destek verir? söylemlerine sadık kaldıklarını farzedersek liberaller, içinde yaşadıkları toplumun 'zencilerine' destek olurlar.onların hakkını savunurlar.yaşam alanlarının, kamusal alana karşı garantörlüğünü üstlenirler(bu bizim ülkemiz için geçerli çünkü, avrupa'da kamusal alan özgürlükçüdür).
müslümanlar da kemalizm mağduru zenciler olarak, liberallerin desteğine uğradılar, uğramaktalar.
imdi, bu dayanışmanın toplumsal muhayyelede üç imgesi meydana geldi:sol-liberallere sınırsız bir sempati ve aşırı hümanist yüklemeler, özellikle başörtüsü konusunda olduğu gibi, islami kavaramların(ibadet) sosyal bilim kavramlarına(özgürlük) kurban edilmesi ve pasiflik.bu üç imajı da ayrı ayrı tartışmak çok yararlı olurdu belki ama özellikle son ikisini biraz açmak istiyorum.
ibadetin özgürlükle karıştırlması, belki de bu sürecin en hazin tablosunu oluşturuyor.çoğumuz farkında bile değiliz bu durumun.söylem 'ibadet özgürlüktür'.bu söylem nerede oluşuyor?kamusal alanda.başörtüsü nerede yasak?kamusal alanda.kamusal alan nedir?özgürlük kavramının da anası olan sosyal bilimlerin en gürbüz çocuğu.ne oluyor o zaman?kamusal alan ve özgürlük kardeş oluyor.yani, başörtüsü(hep başörtüsünü örnek vermemin sebebi, tipik vaka niteliği taşımasıdır) sosyal bilimler evinin salonunda yasaklanırken, mutfağından 'özgürleştiriliyor'.bu şu anlama gelir: her ne yapacaksan, bu evin içinde yapacaksın ve bu evin reisinin gölgesinde olacaksın.başka bir güç tanıyamazsın.yaptığın işi, önce bizim kavramlarımızla adlandıracaksın sonra yapacaksın.kimliğini bizim sahamız üzerinden tanımlayacaksın.ki bütün bunlar oldu,ve biz bunlar olurken meydanlardan 'başörtüsüne özgürlük!' diye bağırdık.irademizin elden gittiğini, tanımlandığımızı farkedemedik.
diğer husus pasiflik.basit bir tepki aslında.hakkımız başkalarınca savunulurken biz kenardan takdir etmekle yetindik.
peki ne yapacağız?
bir kere, dik durmak gerek.muhtaç olmamak gerek.hoşgörü elbette çok önemlidir ama marjinallikten de korkmamak gerek..
saygılarımla..
İnsanların anlam dünyası değişmez mi?
Pzt, 20/10/2008 - 10:38 — rüştü hacıoğluŞunun olması da imkan dahilinde değilmidir acaba: uzun yıllardır düşünce dünyaları egemenler tarafından şekillendirilmiş yada daha açık biçimiyle şartlandırılmış insanların, kendilerinin de düşünebileceklerini farketmiş olmaları ve düşünce işlemini gerçekleştirmenin en önemli aracı '' kelime '' yi henüz farketmeye başladıklarını da söyleyemezmiyiz?
Yani, liberaller yada sol yada bir başkaları, söylemlerini ürettikleri kelimelerin-kavramların kökenini aramaya başlamış olamazlar mı ve bilginin kaynağı diyebileceğimiz espistemolojilerini yeniden gözden geçirdiklerinde, müslümanlaradan-islam'dan-kutsal'dan ödünç almadan bir dil oluşturamayacaklarını farketmiş olamazlar mı; tıpkı Ahmet Altan'ın '' Hz. MUSA '' yı, en doğru biçimiyle anlayıp yazısından dünyamıza aktarmaya çalışma çabası gibi ve bir zümre olarak kendini konumlandıran müslümanlar, kelimelerine dolayısıyla kendilerine sahip çıkabilecekleri dirayeti kaybetmelerinden ötürü içine düştükleri bunalımı aşamazlarken başka insanlar eliyle bir toplumsal dönüşüm gerçekleşiyor olamaz mı? Tıpkı, tapınağın merdivenlerine tüneyip içeriye kimseyi sokmayan ve Hz.Zekariya'yı katletmekten bile kaçınmayan kalın kafalıların yaptığı yapılıyor olamaz mı? Din, kimin tekelin de?
selamünaleyküm
müslüman liberaller?
Pzt, 20/10/2008 - 17:00 — edip munisanladığım kadarıyla(yanlış anlamışsam düzeltin lütfen) liberal-sol kesimin dini keşfetmeye başladığını, ihtida süreci yaşadıklarını ima ediyorsunuz.sadece liberaller değil bütün kesimlerden insanlar 20. asırda dine yönelim yaşadılar.yaşamaktalar.hatta 'tanrının intikamı' söylemi türetildi bu çağda.buraya kadar haklısınız.ama şu var:liberal kesim müslümanlara müslüman oldukları için destek vermiyor.daha açığı, homoseksüellere niçin arka çıkıyorlarsa müslümanlara da o yüzden destek veriyorlar.özgür ifade ve yaşam ortamı tanımlamaya çalışıyorlar.zaten bir liberalin başka bir kesime, o kesime ilgi duyduğu için destek vermesi, liberal söylemle çelişir.ama bireysel düzlemde bir insanın mesela ahmet altan'ın dine ilgi duyuyor olması da bu hakikati değiştirmez.(ahmet altan ne liberaldir ne müslüman ya da müslüman sempatizanı.ne şiş yansın ne kebap felsefeli bir adamdır kendisi.)
özgürlük kuşlara mahsusturURULUR mu tehtidlerle?
Pzt, 20/10/2008 - 22:06 — rüştü hacıoğlu(ahmet altan ne liberaldir ne müslüman ya da müslüman sempatizanı.ne şiş yansın ne kebap felsefeli bir adamdır kendisi.)
Bir ülke düşleyelim ve orası Türkiye olsun. Üzerine karanlık kabus gibi çökmüş olsun ve haaman çıkıp halkına bir kez daha haddini bildirip '' safınızı bilin haa! '' tehtidini olanca şiddetiyle savursun. Bu düş ülkesinde, '' kral çıplak ve çocuk kanlarıyla örtünüyor yada ana bağırlarından kopardığı acılarla...'' diyebilecek adamı olmasın yada sizin tasvir ettiğiniz kebap felsefeli adam bunu dillendiriyor olabilsin yada düpedüz hakkı söylüyor diyelim mi? Ve bu ülkenin başbakanı, hem müslüman hem muhafazakarken, birde üstüne üstlük bıçkın bir kasımpaşalıyken tırsıyorsa, kendilerini savunacağını iddia ederek onlar adına yola çıktığı halkını gözü göremeyecek kadar korkmuşsa ki bunu safını belli etmek gayretiyle haamanın postal dilinden içeri ve içine kaçarak yapıyorsa; bu şiş kebap adamın sözlerine kulak vermekten başka çaresi yoksa anaların ve de '' marjinal yada güdük(!kim güdük acaba?)'' müslümanlardan başkası sahiplenemiyorsa bu '' tanımsız adamı '' safsız kalıp saf saf keyifine bakıyorsa sınıf atlayabilme derdiyle umum-marjinal olmayan böyyük galabalıklı müslümanlar, kabahat kimin kardeşim?
Şimdi bence soru şu: hayat nedir?
selamünaleyküm
...
Çar, 22/10/2008 - 14:15 — edip munisahmet altan'ın ne şiş yansın ne kebap anlayışı onun sosyo-politik duruşunu değil, din anlayışını tarif ediyordu.bir yanlış anlaşılma olmuş sanırım.yoksa darbeci-cuntacı kemalist seçkinlere karşı 'haddini bilmez(!)' cevaplar veren bir kişidir kendisi.
benim öz itibariyle söylemek istediğim, müslüman bir liberal kadar liberal olamayacağına ve bir liberalin bir müslüman kadar keskin kırmızı çizgileri olamayacağına göre, bu koltuk bağları er geç kopacaktır.o zaman dik durabilelim diyorum sadece.
Taraf Gazetesi Zor Durumda
Paz, 09/11/2008 - 15:04 — Selman MaltaşEkonomik açıdan zor günler geçiren "Taraf" gazetesi, sürmanşetten bir duyuru yayınladı.
Gazetenin duyurusunda "Zaten ilanlarımız azdı, şimdi en küçük gazeteleri bile kapsayan ilan kampanyalarında bile Taraf'ın adının üstünü çiziyorlar. Gelirlerimiz çok düşük. Hiç para kaynağımız yok. Arkadaşlarımızın maaşlarını ödemekte zorluk çekiyoruz" denildi.
KÜLTÜR SANAT EKİNDEN VAZGEÇTİ
Gazete, ekonomik krizi aşmak için tenkisat yapılmayacağını ve işten çıkartma olmayacağını duyururken, tasarruf için hergün gazete ile birlikte verilen "Kültür Sanat" ekini artık haftada bir güne düşüreceklerini açıkladı.
KOLAY TESLİM OLMAYACAĞIZ
Taraf, tüm bu sıkıntılara rağmen "Kolay teslim olmayacağız" dediği açıklamada, gerekirse "ortak" alarak yollarına devam edeceklerinin mesajını verdi.
Dünya Bülteni