helal organik tavuk





Ortadoğu Barışı ve Don Kişot Hamleler

13 Mayıs 2009
Yazan: Hatice Adalar

İki bin dokuz yılı Müslümanlar açısından pek sevinçle başlamadı. Kan ve barut kokusuyla özdeşlemiş Ortadoğu yeni olaylara sahne olarak yeniden kan gölüne çevrildi. Yıllardır bölgede yaşanılan olayları kanıksamış sayılırız, fakat bu son katliam İsrail’in son yıllardaki en büyük katliamına dönüştü. Çevresine duvar örülerek dünyadan soyutlanan, ambargo ile ekonomik darboğaza sokulan Gazze, yeni yıla İsrail bombaları ile başladı.

Hamas ile İsrail arasındaki sözde ateşkes sona erdiğinde, katliamın bu boyutlara varacağını kimse tahmin etmiş değildi. Önce ateşkesi hatırlarsak, altı aylık bir anlaşma imzalandığını, anlaşmanın şartlarından birisinin de Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması olduğunu hatırlamamız gerekir. Fakat İsrail bu şartı yerine getirmiş değildir. Buna rağmen Hamas, ateşkes şartlarını yerine getirmiş ve tayin edilen süre içerisinde hiçbir eylem yapmış değildi.

Ateşkesin akabinde ise taraflar yeni bir anlaşmaya varmamış ve yaşadığımız olaylar gelişmişti. İlk başlarda ülkemizde de dile getirilen şey, “Hamas’ın ateşkesi bozduğu” şeklindeydi. İsrail merkezli medya propagandasına maruz kaldığımız için ülkemizde de yayılan ilk haberler bu şekilde olmuştu. Oysa olayın doğrusu, ateşkes için verilen sürenin dolduğu ve bundan sonra taraflar arasında çatışmaların yeniden başlayabileceğiydi. Burada sen önce başlattın, ben önce başlattım durumu hadisenin özünden kopmaktır. Çünkü 6 ay süresince Hamas, ateşkes şartları yerine getirilmediği halde sözünde durmuştu. Öyleyse ateşkesin şartlarını yerine getirmeyen İsrail öncelikli sorumlu olmalıdır.

Buraya kadar meselenin ilk başlangıç sürecini ifade etmeye çalıştık. Gelelim devamına:
Hamas, Filistin halkı tarafından seçimle meclise gönderilmiş bir partidir. Filistin seçmeninin oyunu alarak, demokratik bir seçimin sonucuyla mecliste temsil hakkı kazanmış siyasi bir harekettir. Dünyada ve ülkemizde sadece terör eylemcisi olarak gösterilmeye çalışılan hareket, yasal bir siyasi partidir.

Burada hafızalarımızı tazelemek için biraz daha öncesine gidiyoruz. Hamas, seçimlerden sonra 2005 Şubatında ateşkes kararı aldığını belirtmişti. Ve bu ateşkes süresi 16 ay kadar sürdü. Ta ki İsrail’in, Filistin plajında piknik yapan ailelere havan topu ile ateş açmasına kadar. Plajda, aile fertleri bombalarla birer yana savrulmuş küçük kız Huda’nın çığlıklarını hatırladınız mı? İsrail’in bu saldırısında dördü çocuk yedi sivil hayatını kaybetmişti.

Seçimle iş başına gelmiş siyasi bir parti olan Hamas’ın tek taraflı ateşkes ilan etmesine ve 16 ay kadar sözünde durmasına rağmen İsrail, dayanamamış ve “çocuk öldürme krizine” tutularak plajdaki sivilleri vurmuştu. Hamas’ın tek taraflı ateşkesi, ilk seferinde de İsrail terörü ile bozulmuştu.

İsrail, bilinen kıssada olduğu gibi, bir yandan “Yandım Allah! Koşun millet, adam öldürüyorlar!” diye bağırıyor, bir yandan da var gücüyle Müslümanları öldürmeye devam ediyor. İnsanlar ise İsrail’in çığlıklarını duyunca sanıyorlar ki; masum İsrail bebesi, canavar Hamas elinde can çekişiyor. Hâlbuki yaşanılan olayları en güzel özetleyen şey, içeride Müslüman öldüren Yahudi’nin yardım feryatları atmasıdır.

Hamas’ı biraz olsun tanımak için bu girizgâhı yaptıktan sonra günümüze dönelim. Gazze halkı Hamas’a oy vermesinin cezasını fosfor bombaları ile ödüyor. Fakat burada ihmal etmememiz gereken şey; Gazze halkının, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü desteklerken de bombalar ile cezalandırılıyor olmasıdır. Her halükarda Filistinliler ölmelidir. Bu yönü ile baktığımızda olay Hamas mevzusu değil, Filistin halkının özgürlük mevzusudur. Müslümanlar için ise Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü mevzusudur. Dolayısıyla Filistin sorunu dünyanın sorunudur, tüm dünya Müslümanlarının sorunudur. Hiçbir Müslüman kendini bu sorundan soyutlama hakkına sahip değildir; kaldı ki sivil insanların katledilmesiyle ayrıca bir insanlık sorunudur.

Sorun ortadadır fakat ne yazık ki bir çözüm yolu bulunabilmiş değildir. Ortadoğu, tarih boyunca çekişmelere sahne olsa da birinci dünya savaşından sonra Yahudilerin bölgeye yerleşmeye başlamasıyla ve son olarak bizlere daha yakın gelen İran-Irak savaşından bu yana çatışmaların eksik olmadığı bir coğrafyadır.

Bu coğrafyanın ülkeleri ve halkları Müslümandır. Yıllardır İslam coğrafyasında Müslümanların birbiri ile çatışmaları söz konusudur. Bu çatışmaların arkasında ise gelişmiş Avrupa ülkeleri, ABD ve İsrail vardır. Coğrafi olarak birbirleriyle sınırı olmayan bu üç güç, ekonomik olarak ve siyaseten birbirleri ile uzlaşı sağlamışlar ve farklı hedefler üzerinde ortak noktalar belirleyerek birbirlerini kollamaktadırlar.

İslam dünyası ve özelde de Ortadoğu ülkeleri kan revan içredir. Öyleyse çözüm bellidir!

Vahdeti sağlamak.

Mademki batılılar tarih boyunca yaşadıkları çatışmalara ve aralarındaki düşmanlıklara rağmen çıkarları üzerinde birleşmişlerdir, Müslüman halklar da kendi çıkarları doğrultusunda bir birliği neden sağlamasınlar?!

Ortadoğu’ya barışın gelebilmesi için İran, Irak Federasyonu, Suriye, Türkiye, Ürdün, Mısır en başta birlikte hareket etmesi gereken ülkelerdir. Eğer barış için somut çözümlerden bahsedeceksek ihtiyacımız olan şey; parlayıp gürlemeler değil, kısa vadeli coşkular değil somut adımlardır.

Fakat bu ülkeler kendi aralarında sorunlar yaşamaktadır. Geçmişteki olayları bir yana bırakırsak hâlihazırdaki birinci sorun Irak Federasyonu ve bu bağlamda ortaya çıkacak bir “Kürt Devleti” korkusudur. Oysaki bölgenin barışı, Sünni, Şii, Alevi grupların birbiri ile uzlaşmasından; Kürt, Türk, Acem, Arap halklarının ortak hedeflerde buluşmasından geçmektedir. Bunun sağlanabilmesi için de öncelikli hedef, bölgedeki ekonomik birlikteliğin oluşturulabilmesi olmalıdır.

Bugün Davos kahramanı addedilen Başbakan Erdoğan, 5. Cidde Ekonomik Forumundaki konuşmasında, Suudi Arabistan’dan gelen “Bölge ülkelerinin ortak ekonomik ilişkiler kurması” fikrine karşı çıktığını ifade etmişti. Böylece bölge ülkeleri arasında kurulacak ekonomik birlikteliğin adımlarını en başında kesmiş, bu kez Müslüman katılımcılara karşı toplantıda soğuk bir duş etkisi oluşturmuştu.

Erdoğan’ın haklı Davos çıkışı coşku yaratmıştır, fakat bunun bir yaptırıma dönüşeceğine dair en ufak bir çalışma gösterilmiş değildir. Türkiye, dışa bağımlılık noktasında her geçen gün biraz daha ilerleme kaydederken Başbakan Erdoğan, siyaseten ve ekonomik olarak bağımlı olduğu güçlere (güya) gövde gösterisi yapmıştır.

Önümüzdeki günlerde bu çıkışının gerekçelerini yerine getirmesini Başbakandan bekliyoruz. Tavrında dik durabilecekse önce komşuları ile masaya oturup ortak hedefler belirleyerek, Türkiye’nin bölgede aktif rol almasını sağlamalıdır. İran, Filistin, Suriye, Ürdün, Mısır, Irak Cumhuriyeti (ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi) arasında sağlanan bir konsensüs ile ortak bir güç olunmalıdır. Diğer komşu ülkelerin de zaman içerisinde katılımı ile ortak değerlere sahip halklar arasındaki köprüler yeniden inşa edilmelidir. Ancak bu takdirde bölgeye barış getirilebilir ve Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışı da yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot rolünden kurtulabilir.

31 Ocak 2009

Tags:

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Füze Kalkanı

Yazıyı bir de füze kalkanı anlaşması üzerinden okumak gerektiğini düşünüyorum. Acaba okuyucular bu sefer olaya nasıl bakıyorlar merak etmiyor değilim.


Çıkar Yol Bulundu: Yapılan her şey Batı'nın izniyledir.!

ben sunu anlayamiyorum dogrusu, tamam dunyada bilindik dengeler vardir; ingiltere sahin, amerika kartal, israil akbaba, turkiye sefil bir guvercin v.s, vardir var olmasina da, bu ulkedeki bunca yonetici tek bir akil'in dusunduklerini dusunememekte midir, o kadar mi acizdir ve bizler, yonetilen ve fakat sozleriyle devletler yikip, devletler kuran, oturdugu yerden ahkam kesip, devleti dort basi mamur yonetirim havasinda olan insanlar olarak, her zaman (dikkat buyurun, elbette haklilik payi zaman zaman olabilmektedir) turna'yi tam gozunden mi vurmaktayiz? bizler her zaman milliyetci, vatanperver, namuslu, dinini, devletini ve daha bircok seyini mukemmel derecede seven insanlar iken, bizim disimizda (pek ala biz zamiri icine, bizden baska dusunen tum zevati ekleyebiliriz) fikirleri, icraatlari olanlar hep manda, suru, gudulen, nakis beyinli, devleti pazarlayan, peskes ceken, bati usagi insanlar mi olmaktadir? a partisi'ni tutan, b partisinin icraatlarini, b partisi a ve d partisini icraatlarini tumuyle seytan icadi, bati menseli olarak mi gorecegiz? daha dune kadar ahmet davudoğlu hepimizin takdir ettigi, bircok meziyetlere sahip, dis iliskiler hususunda son derece mahir bir adam iken ve bu konuda senelerdir akademik seviyede veya baska cihetlerden kafa yormus bir adam iken, ak parti kadrolarina gecince, batinin elinde piyon, israil cikarlarini zedelemekten kacinan, ingiltereye menfaat servisi yapan, amerika'nin kundaginda sallanip uyutulan bir adam mi olup cikiverdi? veya soyle dusunelim, recai kutan veya saadet partisinin su anki baskani sayin kurtulmus, bir partinin gorusunu temsil ediyor diye, diger partiler bu liderleri, hep yanlis dusunuyorlar canim, hamasi dusunceleri altinda mi degerlendirmelidir? kiziyorum, icim icimi yiyor, namuslu siyasetci mefhumunu ne hallere soktuk? sen a isen, b'nin yaptiklari kulliyen yanlistir diyenleri dinlemekten, veya b'nin yaptigi bir dogruyu cikip da "aferin bak, bunlar dogru yapmis" demeyi, oy kaybedecegi korkusuyla gururuna yediremeyenlerden ve onlari izlemekten gina geldi. butun partilerde asagi yukari, bu saydigim zaafiyetler fazlasiyla mevcuttur ve turkiyede maalesef takim tutar gibi parti tutulmaktadir. aslinda takim tutar gibi değil, yaniliyorum, hic olmazsa takim taraftarlari, takim kotu oynayinca, elalemin gozu onunde, istifaya cagirabilmekte ve kendi takimlarina hep bir agizdan ver-yansin edebilmektedir, ayni seyi bakin bakalim son senelerde siyaset arenasinda gorebiliyor musunuz? herkesi insafa, iz'an'a, itidale davet etmekten baska yapacak bir sey yok.. bu ulke, ulkenin yonetiminde oyle ya da boyle idare eder durumunda olanlarin ulkesi oldugu kadar, hangi partiyi destekledigi cok onemli olmadan, bizimdir de. hur dusuncenin elden alindigi ve suru psikolojisiyle hareket edilen siyaset anlayisinin son bulmasini arzulamaktan baska niyazimiz yok..

selamlar..

----------------------------
Bir kale ki, yıkıldı içten içe/Bir can ki, yazıldı hiç'ten hiç'e


don kişot

bu konu hakkında mesaj yazdım ama siz benim bu emeğime saygı duyup yayınlamıyorsunuz ,yaptığınız çok ayıptır... insanların emekleri,ne ve düşüncelerine ahlaksızlık ve saldırganlık olmadıkça saygı duymayı öğrenin.


Anlayamadım Cihangir Cade

Bana mı mesaj yazdınız, konuya yorum mu bıraktınız anlayamadım. Konuya yazdığınız yorumların şahsımla ilgisi yoktur, biliyorsunuzdur. Mesajınız bana ise böyle bir şeyden haberim yok.


HAYIR ASLA size değil

ama nereye ne yazılacağını anlayamadım kafam karıştı sitede ve haala da neyin nerede olduğunu bulamadım.. özür dilerim.. sözlerim sitenin yapımcısı ve sahiplerinedir..


don kişotluk mu acaba ???

konu üzerinde ki birçok saptamanız doğru ve gerçektir..
ortada bir israil terörü ve buna karşı hakkını arayan müslüman bir millet ve somut manada HAMAS bunun öncüsü olarak dik duruşunu devam ettirmektedir.

fakat israil ile çıkarları bir şekilde örtüşen bir medya grubu, HAMASı türk milletine terör örgütü olarak göstermeye kalkmıştır. aklı selim hiçbir türk ve müslüman ve hatta dünyadaki diğer milletler de israilin terörün gerçek sebebi olduğunun farkındadır..

don kişotluk meselesine gelince..
erdoğanın yaptığı donkişotluk değil, bütün insanlığın yüreğindeki acının ve öfkenin bir anlık dışavurumudur..
ve en doğrusunu yapmıştır..

bundan sonra yapması gereken osmanlının mirasına sahip çıkmak ve ülke olarak dünya müslümanlarına her konuda
öncülük etmektir..
şuan için bu bir ütopya gibi görünebilir..
ama son kabinede başbakanın attığı adım bunun işaretlerini vermektedir..

başbakanın islam dünyasıyla ilişkilerinin mimarı durumundaki AHMET DAVUDOĞLU meclis dışından olmasına ve laikçi kesimin yılardır devam eden saldırılarına rağmen
T.C nin dışişleri bakanlığına atanmıştır.
bunun altını çizmek gerekir...

başbakan bunu başarır mı bilinmez ama eminim ki Türkiye Cumhuriyeti eninde sonunda Osmanlıdan kalan yörüngeye oturmayı başaracaktır..

100 yıldır bozuk olan vahdeti sağlamak sanırım o kadar kolay olmasa gerek. bunu sağlamak tek başına ne erbakanın ne de erdoğanın yapabileceği bir şey değildir..

görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler..


Osmanlı Hamaseti

Bir kere Osmanlı hamaseti ile uzaktan yakından ilişkim yoktur ancak yeni bir ortadoğu birlikteliği sağlanılma çabaları olduğuna inanıyorum. Çünkü buna ihtiyacı olan batıdır. Ortadadoğu coğrafyasında bölünmüşlük içerisinde uğraşmak yerine, yeni siyasetin bütüncül bir karşı taraf arzusu olduğuna inanıyorum.

Cumhuriyetin kuruluş döneminde güdülen siyaset bölgenin ufak parçalara ayrılmasıydı, şu anda ise bunun aksine ihtiyaç vardır. Bu nedenle Türkiye başrolde olacaktır. Ancak bu sanıldığı gibi Türkiye'nin dış politikası vs gibi sebeplerden ötürü değil, bizzat Amerika ve Avrupa'nın arzusudur. Unutmayalım ki dünyada sınırları halen İngiltere çiziyor. Kimse kendini boşuna kandırmasın. Ya da Türkiye milliyetçiliği kendisini Osmanlı hayalleri içerisinde görmeye devam etsin...