renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Özdeki Batı ve Suçlu Dünya

Fransız siyaset bilimci Jacquas Donzelot’a göre modern toplum; bireyi doğumundan mezarına kadar çekip çeviren bir disiplinler şebekesidir. Özerk bireyi, rasyonelleştirme sürecinde kamusal egemenlik alanının genişlemesiyle sıkışmış bir evrene doğru itelerken her türlü davranışını denetime tabi tutmuştur. Kapitalist toplumun bir sonucu olan birey, liberal değerlerle piyasaya endeksli bir mekanizmaya dönüşürken denetime tabi tutulan insanın özdeki kötülüğüdür.

Kilise düşüncesi ve modern bilimin insanı bir isyan ve günah başlangıcı görmesi modern zihniyetin denetim mekanizmasını yaparken tartışmadığı tek şeydir. Suç denen olgunun kurallarla tanımlandığı ve suç olmayanın yasalarla korunduğu yaşam şekillerinde insanı toplumsal denetime tabi bir unsur olarak görmek uysallaştırmanın günümüzdeki başka şeklidir.

Modern toplumun bireylerinin geçmiş zaman bireylerine nazaran arsızlığı, denetimi zorunlu olarak olgusal ve teknolojik aygıtlarla gerçekleştirirken şiddete dayalı yaşatma ve yaşanılanı ibret olarak sergileme biçimi batının reel politikaları arasındadır. Bu anlamda iktidar ve toplumun birbirleriyle olan münasebetinde tarihsel süreç içerisinde hiçbir değişim yaşanmamıştır. Yani geçmişten günümüze insan olmanın denetiminde içerik olarak pozitif bir evrim söz konusu değildir.

Batının denetime almaya çalıştığı ve her şekliyle dayattığı mekanizmalar kendisinin dışındaki her toplumu denetlemeyi, dayatmacı mekanizmaları uygulamayı zorunlu yapar. Bugün batı denilen şey dünyanın tamamı olduğuna göre denetimde dünyaya şamil olmalıdır. Çünkü Avrupa kıtasının zenginliği ve devamlılığı denetimim sağlanması ve her türlü karşı eylemin suç olarak kabul edilmesiyle mümkündür.

Medeni olmak zamana ilişkin bir idealleştirme iken medeni dünya olarak algılanan dünya bu anlamda cezalandırmanın, şiddet kullanmanın ve kötü görmenin kaynağıdır. Batının bütün dünyaya empoze ettiği baskı ve korkutma eylemi ve eylemlerine bulduğu özne, onun bilinçaltındaki kutsallarının yani insan özünde kötüdür yaklaşımın bir sonucudur.

Batı dünyasında ki kötü görme şekli bir batılı gibi düşünürsek; ilkel insanda olduğu gibi dışsallaşmış, nasıl seveceğini bilemeyerek taptığına "Tanrının oğlu" ve "Kutsal Ruh" diyerek tapmadığını da ötekileştirerek, Müslüman dünyayı korkunç şeytana dönüştürmüştür. İngiliz başbakanının itiraf ettiği gibi Müslüman topraklara girmenin adı şeytanı yok etmedir ki bunun tarihsel karşılığı haçlı ittifakıdır.

Denetimin kendisi ve cezalandırmanın gecikmemesi modern insana vaat edilen sosyal güvencedir. Varlığı itibari ile korumayı ve kazandırmayı amaçlar. Bu da varlıklı ve imkanlı olanın işine gelirken yokluk çeken denetimin öznesidir. Yani güçlü güçsüz olanı kuşatmak ister. Çünkü onun suç işleyeceğine inanır. İnandığı suçluda suç işlemeden yok edilmelidir. Gerekçelendiremediği saldırganlığı meşrulaştırmadığı zamanlarda yeni günahkarlar bulur ve insanlığı medeni olma adına korkutur.

Teknolojik gelişme, hammadde kaynaklarının sınırlılığı, bilginin üretene hizmet noktasındaki bencilliği, tüketimin sınırsızlığının vaat edildiği zengin insan tipi ve onun karşısında gittikçe yoksullaşan insan kitlelerin gün geçtikçe çoğalması, buna karşın kısa vadede uygulanmaya çalışılan nüfus planlamaları ve yaklaşan tehlikeye karşı batının silah üretimini gün geçtikçe artırması... vs. denetimi zorunlu yapan gerçekler iken, yok etmeye yüklenen anlamın ideolojilerin bitmesi ile dinde bulunması... Hristiyan dünyanın bütün dinsel temalarla dünya seslenişi ve karşısında siyasallaşan İslam... Bütün bunlar çatışmanın içindeki bir dünyaya biçim vermeyi de zorunlu yaparken özgürlük ve onu yok edicilik, geçmiş zamanlarda olduğu gibi değişmez iktidar ve paryaları çatışmasını da bize gösterir.

Böyle bir dünya düzeninde ahlak, din, özgürlük, hukuk gibi insani söylemler uysallaştırıcı olduğu kadar kışkırtıcı, kışkırtıcı olduğu kadar da saldırganlaştırıcıdır. Bu anlamda içimizde ki batıya inanmak zorunlu suçlu olmayı çok defa göze almaktır...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dünya

Dünya, Joseph P.Lawrence’in “servetin fukaralığı, gücün zayıflığı” şeklinde “mükemmelen” özetlediği tarzda “dengesiz” yolunda uçuruma doğru yol almaktadır. “Toplum hayatında materyalist hareket baş gösterip kendisine fazla önem verildiğinde insani eğilimin zayıflayacağı ve en sonunda giderek ortadan kalkacağı şüphesizdir” diyen Muhammed el-Behiy, günümüz dünyasını yıllar önceden tasvir etmiş gözükmektedir.

Ahlaki-doğru vezninden, Hegel’ci “güçlü olan haklıdır, güç ve ahlak eşit düzeydedir” muvazenesizliğine doğru emin adımlarla ilerleyen Ademoğlu, maddiyatın tutsağı olmuş, onunla tüm düşüncelerini uyuşturmuş, farkında olmadan manevi değerlerinden hep bir şeyler kaybetmiş, lâkin bu tutsaklık hali içerisinde “sorun” görememektedir ki, çözüm üzerine yoğunlaşamamıştır. Bu yüzdendir ki, Afrika ve Herbert Heaton’nun “İktisat Tarihi, aynı zamanda insan doymazlığının, çatışmanın ve tahribatın tarihidir” sözünü doğrularcasına daha nicesi, utanç olarak karşımızda durmaktadır.

Günümüz dünyası, kolaylıkla bir arada çalışabilecek çok sayıda insan ister ve bunlardan gittikçe daha verimli olmalarını bekler; bunlar, zevkleri kalıplaşmış, kolayca etkilenebilen kimseler olmalıdır. Bunun neticesi olarak insan, diğer insanlardan kopmuş, bir “mal” durumuna girmiştir; o, sadece, hayat güçlerini, en yüksek karı getirecek bir yatırım olarak kullanır. İnsanlar arası münasebetler, birbirlerinden kopmuş otomatların münasebetidir ve bu otomatların her biri, güvenliğini sürüye bağlı kalmakta, düşünce, duygu ve hareket bakımından ötekilerden ayrı olmamakta bulur. Herkes öteki insanlara olabildiğince yakın olmaya çalışırken, her insan umutsuz bir yalnızlık içindedir; bu yalnızlık giderilmedikçe de, kurtulunamayan koyu bir güvensizlik, huzursuzluk duygusuna bürünür. Mekanik iş düzeni, insanların, en temel isteklerinin; kendini aşma ve birleşme isteklerinin şuuruna varmaktan alıkoyar.

dudağımda yarım kalan, söylenmemiş son sözümdür;
bâki olsa da ayrılık, aşk her daim ölümsüzdür...