Paylaşmayı Yitiren Ketum Evlilikler

Evlilik

I.
Bir yazıda okudum diye hatırlıyorum "Eskiden evliliklerde her şey elimizin altında olmazdı. Evin ihtiyaçları zaman içerisinde alınır, böylelikle her alınan yeni eşyayla beraber evde bir sevinç olurdu. Bu sevinç ise insanları birbirine daha çok bağlardı. Ama şimdi durum öyle değil ne yazık ki! Gelin ve damat yeni evlerinin kapısını açınca içeride iğneden ipliğe her şeyi hazır buluyorlar. Ekmek kızartma makinesinden, bulaşık makinesine kadar her şeyleri var. Fakat bu hazıra konma bundan sonrası için tehlikeli. Her türlü lükse sahip, birbirine daha yeni yeni alışmaya çalışan ve aynı evde yaşamaya mecbur iki yabancı insan, evlerinde olan şeylerin tüketimi bittikten sonra belli bir tatminsizlik içine giriyorlar. Bu da evlilikte istenmeyen sonuçları doğurabiliyor."

Belki yüzde yüz doğruyu yansıtmasa da genel açıdan bakarsak gerçeklik payı var bu yargının. İnsan, peygamberimizin(sav) hadis-i şerifinde de belirtildiği gibi "Bir vadi dolusu altını olsa ikinci vadiyi isteyecek" yapıdadır. Bu tabiatını gereğince düzeltememiş insanlar yukarıda anlatılan bir tehlikeye düşebilir.

A'dan Z'ye ne varsa içinde olan bir evde insanları belki iki tehlike bekliyor. Birincisi yukarıda değinildiği gibi maddi doyumun sonrasındaki manevi huzursuzluk bunun akabinde de geçimsizlik olabilir. İkinci tehlike ise tüketmeye devam etme hastalığı… Öyle ki insan artık lazım olan olmayan, ucuz ya da pahalı her şeyi alır ki dizginleyemediği alışveriş isteğini tatmin etsin.

Halbuki maziye bakarsak insanlar maaşında az çok bir şeyler biriktirir, ek iş yapar, evin hanımı dantel örer ve satar böylelikle de evin geçimini kıt kanaat sağladıkları gibi yeni birkaç eşya almaya da imkanları olurdu. Ortak bir amaç vardı yani yaşamlarında. Bu ortak amaç sonuçlandığı zamanda ortak sevince, mutluluğa dönüşürdü. Evin bir ihtiyacı giderildikten sonra da bu defa öteki ihtiyaç ortak amaç olur o doğrultuda yine dayanışma içine girilirdi.

Yine bir söz hatırlıyorum "Aşk birbirine bakmak değil beraber aynı yöne bakmaktır" İşte işin püf noktası bu olsa gerek… Ortak bir amacı olan insanlar mı daha birbirine bağlıdır yoksa bir amaca yönelik olmayan insan topluluğumu? Bu bakış açısıyla evliliklerin neden eskiden daha uzun sürerken şimdilerde genel itibariyle çabuk sona erdiğini anlayabiliyoruz.

Buna tüketim çağında yaşıyor olmamızın da büyük etkisi var elbet. İnsanlar üretmekten ziyade tüketmeye daha çok meyilli. Ama üretim-tüketim dengesizliği nasıl ki koskoca ülkelerin dengesini bozar, bütçesinde açık oluşturur ve de toplumun halet-i ruhiyesini değiştirir. Böyleyken aynı çatı altında yaşamaya çalışan iki insanın bazı gelgitler yaşaması gayet doğal değil mi?

Tüketecek bir şeyleri kalmayan insanlar bir müddet sonra karşılarındaki insanı, sonra evliliklerini, en sonunda da kendilerini tüketiyorlar. Ama hayat sadece tüketmeye yönelik değil işte. En basiti fotosentez örneğidir. Bir yandan oksijen tüketimi olurken bir yönden değişik yollarla oksijen üretimi yapılır ki kainat dengede kalsın.

Hayat dengedir. Dengenin tutturulmaması kişiyi, toplumu, devleti..vs. bozar, dağıtır. Hayatlarındaki dengeyi kaybedenler dengesizlik girdabında maalesef sağa sola çarpar dururlar. Bu savurganlık, yazının başında değindiğimiz evlilik müessesinde daha da ön plana çıkar.

II.
"1990-1995 arasında yüzde 12, 1995-2000 arasında yüzde 21 olan boşanma oranları, 2000-2005 yılları arasında korkunç bir grafik çizdi ve yüzde 270 seviyelerine çıktı... 2005 yılında 651 bin 896 çift evlenirken, 95 bin 895 çift de boşandı. Boşanma oranının bu kadar yükselmesinde; "eşlerinize başkaldırın!" propagandası yapan "TV'lerdeki kadın programları"nın büyük rolü olduğu bildiriliyor. 2000 yılında 34 bin 882 çift boşanırken, bu rakamın 2005'te 3 katı bir rakam olan 95 bin 895'e çıkması...vs.vs."

Gazetenin haberi verişi böyle… Aslında manşetlik olmadan da evliliklerin durumu konusunda çevremizdeki hadiselere bakıp yeterince üzülüyorduk. Belki bir iki aylık evli olan gençler bir bakıyoruz boşanmışlar. Ya da kırk yıl aynı yastığa baş koymuş anne baba hatta dede nine olmuş insanlar bir anda boşanıvermiş.

Bazen konuşuyoruz dostlarla demiş ki mesela evli bir bayan, "eşimle hiç konuşamıyorum, eve gelince hep televizyon seyrediyor." Televizyonu kaldırın atın tavsiyesi üzerine ise "nasıl yaparım, eşimi eve bağlayan televizyon. Eğer televizyonu evden atacak olsam bu defa eve hiç gelmez" Uydumuz var, uzaktan kumandamız var, büyük ekran televizyonumuz, VCD, DVD her şeyimiz var ama muhabbetimizden ne haber!

İkisinin de mesleği konuşmaya dayalı çiftten biri diyor ki "boşanacağız artık aramızda şiddetli anlayamama/anlaşamama var" Konuşulsa belki anlaşılacak, her şey anlam'laşacak. Ama evin dışında yaptığımız konuşmaların belki yüzde onu'nu ev içinde yapmıyoruz. Aklıma geçen okuduğum bir yazı geldi. Peygamber efendimiz (sav) canı sıkkın olup da eve geldiği zaman Aişe (ra) validemizin dizlerine yatar ve "hadi anlat bana" dermiş. Annemiz de anlatırmış Allahü Tealanın şefkatini, merhametini, güzelliklerini… Gidermiş sıkıntısı efendimizin. Hem marifetullah'a erme hem muhabbete vesile olma hem de sıkıntıyı giderme! Daha ne olsun ki!

Aile, toplumun çekirdeği diye bilinir. Şimdi o çekirdek bozuluyor, çürüyor. İçten çürüyen ağaç bir dokunuşta yıkılmaz mı? Dalları meyve verir de ağaçları baharda yeşillenir mi? Aile kurumu da bir ağaç gibidir işte. Cansuyu, dedelerimizin ninelerimizin gördüğü şekilde menfaatlerden uzak, Allah rızası olmalı ki ta temelden en küçük damarına kadar bu duyguyu hissetsin. Günlük, aylık, yıllık özen neyse onlar gösterilmeli kendi haline bırakılmamalı. Atalar boşa mı demiş, "bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur" diye. Kainattaki her şey ilgiye ve sevgiye muhtaçtır. Eğer ki ilgisiz kalırsak sonunda oluşacak manzaradan biz de pek memnun olmaz, üstüne bir de rahatsız oluruz.

Karşımızdaki kim olursa olsun ki bu eşimiz olunca daha da dikkat etmemiz, dikkatli konuşmamız gerek. Yine sahabe tarihinden bir örnek vermek istiyorum. Peygamberimizin ashabı birbirleri ile konuşurken sanki karşılarındaki kişinin başında bir kuş varmış da onu ürkütmemek, kaçırmamak için o kadar sessiz ve nazik konuşurlarmış ki bugünkü “çağdaş” insan bunu ne kadar anlar bilinmez! Güzel konuşmanın etkisiyle ilgili olarak anlatırlar yine; bir ülkede devasa ağaçları yıkmak için geçerlermiş karşılarına ve akla gelebilecek en kötü sözleri söylerlermiş. Bu kötü sözlerin etkisi ile ağaçlar artık içten içe boşalır ve bir iki hamle ile yıkılmaya müsait hâle gelirmiş.

Ağaçlar bile kem sözden çürüyüp içini boşaltıyorsa ya insan nasıl tepki verir siz düşünün. Evlilikler muhabbete, birbirini anlamaya, anlaşmaya, sohbete bağlı olarak büyür gider. Sözün güzelini ister. Oluşan bu huzur ortamından takdir edersiniz ki en çok çocuklar keyif alır ve mutlu olur, sağlıklı bir ferd olarak hayata kazandırılır. Evliliğin en büyük meyvelerinden biri belki de en önemlisi sağlıklı bireyler yetiştirilmesine zemin hazırlamaktır.

Kategori:

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

evlilik

Evlilik kale gibidir. İçeridekiler dışarı çıkmak ister dışarıdakilerde içeri girmek.(rus atasözü)

Namuslu olan erken evlenirmiş akıllı olan evlenmezmiş... (bir filmden)

Çok çetrefilli bir konuya temas etmişsiniz...selamlar...

okan şahin | Paz, 22/04/2007 - 14:19

Ah kanaat neredesin?

Öyle büyük bir yara ki tutulacak yeri kalmamış, sanki gangren...Nasıl kesilip atılacak, nasıl tedavi edilecek ? İnsan bazı sebepleri duyunca hayrete düşüyor. Bu nasıl yuvadır ki şu dünya malının yokluğu onu yıkıp da varlığı ayakta tutuyor.
Hazmedilmemiş hazır bir dünya sunumu ile gençler başbaşalar. Olmazsa olmazlar var evlilikte...Paylaşılmadan elde edilmiş herşey...
Şahsiyet arayışı ve saygı ön koşul sayılmıyor artık.
Eşini saygıyla anan hanımların sayısı yok denecek kadar azaldı. Bir nankör davranış biçimi aşılandı ki çağa, adına hak arama diyorlar. Sanki yuva savaş meydanı , sanki ring...Vur diyorlar , vur ki hakkını al...
Sanki erkekler "kavvam" olduklarının pek mi farkında...Yok onlar da değişti çoktandır...Ne erkek kavvam gibi ne kadın ona refika...
Kim ne almış, kim ne takmış çetelesini tutuyor...Aklı takanda takıştıranda....Takmayanda olmayanda değil...
Şu ortamda ne hava var, ne toprak yumuşak, ne de su verecek insan var...Nasıl bunca fidan yetişip ağaç olacak...
Öncelikle bir yağmur duasına çıkma vaktidir. Kanaat yağmuru isteme zamanıdır.
Altın günlerini Filistin günlerine çevirip çocukların gözü önünde kardeşlerine para ayırma vaktidir.
Şu bencillik elbisesini çıkarıp bize en güzel yakışan kisveyi bürünme vaktidir.
Nankörlük gözünü kör edip , var olanları sayarak şükretme vaktidir.
Allah yâr ve yardımcımız olsun.

Sakine Akça | Paz, 22/04/2007 - 19:22

Nerde Eski Fadime'ler ve Sentimentalim Sevgilim

"1990-1995 arasında yüzde 12, 1995-2000 arasında yüzde 21 olan boşanma oranları, 2000-2005 yılları arasında korkunç bir grafik çizdi ve yüzde 270 seviyelerine çıktı... 2005 yılında 651 bin 896 çift evlenirken, 95 bin 895 çift de boşandı. Boşanma oranının bu kadar yükselmesinde; "eşlerinize başkaldırın!" propagandası yapan "TV'lerdeki kadın programları"nın büyük rolü olduğu bildiriliyor. 2000 yılında 34 bin 882 çift boşanırken, bu rakamın 2005'te 3 katı bir rakam olan 95 bin 895'e çıkması...vs.vs."
Hep bu feminist kadınların yüzünden bunlar. Küllen rest! :) "Boşanma oranının bu kadar yükselmesinde; "eşlerinize başkaldırın!" propagandası yapan "TV'lerdeki kadın programları"nın büyük rolü olduğu bildiriliyor." Bu cümle zaten dik başlı, bu feminist kesimin medyadaki potansiyel strüktürünü gözler önüne seriyor bir nevi. Gazatenin kültür sanat sayfalarını, pembe sayfalarını, sağlık, cinsel yaşam, yemek sayfalarını açıyorsun, gazetelerin ek verdiği kitap eklerini açıyorsun, bir feminist kadınlar füryası almış başını gitmiş, her köşede bir yer kapmışlar hanfendiler, "aha nah biz buraya tırnaklarımızı kazıyırak ta Van'dan, aşiretten kalktık geldik, avantgard olduk, isyan ettik, şimdi Türk egemen erkek yapısına gününü göstereceğiz" havalarındalar. Kadının okumuşundan korkacaksın derdi ben çocukken abilerim. Ben "olmaz ben kültürlü, donanımlı hatun isterem" derdim. Yok ama korkacaksın, mürekkep yalamış hatunlardan. Bilgi ve birikimi taşıyabilmek, onun altında ezilmemek var bir de. Tevazuyu ve erdemi elden bırakmamak var.
Şimdi neymiş efendim, tv'deki feminist sabah programı sunucuları, kadınları hipnotize ederek, erkeklerine başkaldırdıyormuş, doğru tabi. Bunu yukarıdaki cümleleri okuyunca bir daha anımsadım. Bakın aslında olayın başka bir yüzü var, aslında bu feminist kadınlar mutsuz kalabalıklar. Victor Hugo'nun Sefiller romanında bir yerlerde şöyle bir şeyler diyordu yazar, "Bedbaht, ıstırap çeken insanlar, hayatta bir yere gelememiş, başarısız insanlar, kendileri gibi olup, onlardan daha başarıları, daha mutlu olanları gördüklerinde buna katlanamazlar, diğerlerinin de kendileri gibi bedbaht, ıstırap içip keder tükürmesini, başarıyı tadamamalarını, sürüm sürünmelerini isterler, böylece çektikleri ıstıraba bir ortak bulmuş olacaklardır." yani heralde buna benzer birşey diyordu. Kitabı okuyalı yıllar oldu. Şeytan gibi düşünün bu işi. Şeytanın adı batıda, Lucifer olarak geçer. Kendisine yandaşlar bulmuştur, onlar da ebedi cehennnem azabını ve krallığını onunla paylaşırlar orada. Mephistophilis ve Balzebub gibi. İblis cehennemi doldurmak için, ve tek başına azap çekmemek için tüm insanlığa kast etti. Zira diğerleri cennete girer ve sefa ederse kendisi müthiş cefa çekecektir tek başına cehenneminde.
İşte bu feminist yavrular çektikleri azaba yandaş bulmak, yalnız kalmamak için, bizim Anadolu'nun masum, pak, temiz, nadide çiçeklerini, topraklarımızın Anadolu dediği mübarek kadınlarını yanlarında götürmek istiyorlar, onları da kendileri gibi yapmak, mutsuzluktan çığlık attırmak, yalnızlıktan delirtmek istiyorlar sayın güzel kardeşlerim. Hanımlar üzerinde engin bilgileri olan ve tecrübeli bir bayandan dinlemiştim fi tarihlerinde, "feministler" diyordu, "erkek delisi olurlar" "nasıl yani demiştim?", "yani" dedi, "sözlerinin tersine, erkeğin kölesidirler içlerinde" "hmm" dedim, doğru olabilir. Feministler lütfen üstüme gelmeyin :) peace.
Aslında benim ummadığım, edebiyatı, sanatı, hatta sporu ve hatta birsürü şeyi etkileyen feminist düşüncenin, Müslüman hanımlar arasında etkili olacağına, tasvip edilip, destekleneceğine hiç olanak vermiyordum, ama heyhat ve madelyonun acı yüzü, bizim mahallede de bir feminist çekirdek oluşmuş, oluşturmuşlar artık nasıl olduysa. Eskiden nasıldı, abilerim, ablalarım bilir, köyden alırdın Fadime'yi, kasabaya getirirdin, Fadime kasaba görürdü hayatında ilk kez, şeherli olmuş kadar olurdu bu, Şehmuz akşam işten eve dönerdi, Fadime hoşgeldin beyim deyip kapıda biterdi, hemen sofra kurulur tarhanaya kaşıklar çalınırdı , evin çocuklarıyla hep beraber, ritmik olarak, aynı tastan çorba içerlerdi. Varsa adamın derdi, talihsizliği bir odaya çekilip Fadime'ye anlatırdı, Fadime boynunu eğer, haklısın bey, sağlık olsun diye dinler, erkeğine teselli verirdi, mırın kırın etmezdi, "Vay seni moron! Kaç kere diyorum sana salaksın işte. Bir türlü öğrenemedin şunu. Kabahat bende. Senin gibi iki senelik teknikerle evlendim. Oysa beni ne mühendisler, doktorlar, iş adamları istemişti. Ah salak kafam ah..." muhabbetleri olmazdı mesala. Hele bir olsun, sıkardı tabi :)
Ah nerde o günler? Biz bu güzel şehir efsaneleri içinde büyüdük.
Şimdi Adam Master yapmış kadın Doktora yapmışsa, en ufak bir kavga da hatun, "çok konuşma lan, ben doktora yaptım naber" muhabbeti yapıyor. Tabi erkek alttan alıyor genelde bunu, "E ne olmuş yani, doktorsan, biz de ..." :) neyse işte. Yani demek istediğim şu ki, kısaca, bu moder midir, post-moder midir ne olduğu belirsiz çağda, aşırı bilgi yükünün altına giren, bunu tevazu ile taşıyamayan, erkekle bilgisel yönden eşitlik sağlandığında hemen asi tavırlara başlayan, hırçınlaşan, keçi olan, (bknz bir evlilik müessesinde kavgaları başlatanların ekserisi kadınlardır) kavga eden, kendi başarılarını ve egosunu öven, uzlaşmacı olmayan bir karaktere bürünüyorlar genelde. Oysa ne güzeldir, hem ahlâken hem şemalen güzel :) olup, sahip olduğu bilgiyi erdemle, tevazuyla taşıyıp, sabrı ve uzlaşmayı yanında bir silah gibi taşıyan bayanlar.
Ve bunların hepsi boş aslında. Kel muhabbeti yani. Merhem olayı :) Allah paylaşanlara, evlilere sabır versin ve üstüne terayağı ve bal gibi bir muhabbet sürsün fırçasıyla. Amcam şöyle derdi, "Allah bekarlara sabır versin, evlilere bir tane daha versin" diye. Fakat ne kadar ironik şimdi bu cümle değil mi? Millet bir taneyle uzlaşamıyor. İki tane ve aman artık, kıyamet senaryoları.

ve tamamlanmamış bir şiirden bir buselik. günün anlam ve önemine binaen :)

sentimentalim sevgilim
sizde nasıl derler: duygusal
üç kapsül içip gebermeyelim-
aşktan şimdi

ve de mental arızayım sen bilmezsin
aykûn kaldırmaz aşkın metafiziğini
öyle de fiziğini yaratmış Allah
bir içim su gibisin
ama sakın konuşma
sen Fransızca konuşunca
anlamıyorum şiirleri

neo-moron diye birşey var
bunlar aşkı bilmediği için imge kuramaz
mesela çadır kurardı eskiden Türkler
ya da evlenip yuva kurardı güvercin ailesi
fakat chickenların talihinde sürtmek vardır sokakta
"Hello chick!"
"Yes Please!" olayı yani

klostrofobim var yatak odası görünce bayılıyorum yarim
pembe haplarda yan-etki yaratıyor rüyalarımda
açıkçası bu post-modern illet yaramadı bize
ama aşkım ikimiz için
şerefine kaldırıyorum İran otobüslerini Laleli'den
yarasın

gidip Sadi-Şirazi'den helallık almam lazım
Ömer Hayyam'dan buselik hicazkâr
sen pop söyler, rock dinlersin, sizin zamaneler böyle
Allah ıslah etsin, toptan bindirim yaptı günahlar
hatırlıyorum Orhan Veli, Urumeli Hisarin'dan da bakmıştı İstanbul'a
ve dönülmez akşamın ufkundayız sen işve yapınca
kahretsin dişim ağrıyor ve hayatımın baharındayım
bunlar bahane sevgilim
bende Yunus kadar güzelliğinin farkındayım

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Paz, 22/04/2007 - 22:43

Nerde peygamberimizin kadına duyduğu saygı!

M.Burak Bey;maaşallah kadınlara verip veriştirmişsiniz.Söylediklerinizi hakedenler yok mu,var elbette.Ama o kadar genellemişsiniz ki.Bütün kadınları aynı kefeye koymuşsunuz mübarek.Şimdi ben o koca dayağından kaçan kadınları savunsam bana da feminist denilecek Allah muhafaza...Yok hiç sesimi çıkarmasam hepsinin vebali altına girerim.Allah korusun bundan da.Ben en iyisi feminist damgasını yemeyi göze alayım.
Şimdi efendim zulüm gören kadınların buna bir son vermek için mücadele etmeleri ne zamandan beri feministlik oldu.Erkeklerin hiç suçu yok mudur da tüm yük kadınlara bindiriliyor anlamıyorum.Dinimiz yasaklamış aslında kadın dövmeyi de ama sen yine de kaba şiddet görüyorsan olsun varsın.Kadınsın,baş kaldırmayacaksın.Oturacaksın evinde sesini çıkarmayacaksın.Aşiretten kaçmak da ne demek.O da ayrı bir mevzu,hiç girmeyeyim.

Ha bir de okumuş kadınlardan korkmak olayı.Bence de korkun derim ben.İlimden korkun.İlim yapmış kadından da.İlmine kurban olayım Aişe anamızın.Şimdi duysaydı bu sözleri...Kadınların ilmini kaldıramayan kim artık onu da siz düşünün.
Bence de siz köyden alın Fadime'yi.Acaba diyorum o Faidme'nin eşi gibi morali bozulunca karısına çatmadan halini anlatan bir bey kaldı mı.Kalmadı evet.Ama siz bunu sorun bile yapmamışsınız.Hani onlara da dem vursaydınız hak verecektim belki.Ama işte yine yanlı bir bakış açısı.

"Vay seni moron! Kaç kere diyorum sana salaksın işte. Bir türlü öğrenemedin şunu. Kabahat bende. Senin gibi iki senelik teknikerle evlendim. Oysa beni ne mühendisler, doktorlar, iş adamları istemişti. Ah salak kafam ah..." Sahi böyle konuşabilen bir kadın var mı eşiyle.Hadi olsun diyelim,tüm kadınlar mı?Ama sizin deyiminizle hepsi böyle edepsiz işte...

"Hele bir olsun, sıkardı tabi :)" bu da şu mu demek.Vallahi alırım ayağımın altına...

"Şimdi Adam Master yapmış kadın Doktora yapmışsa, en ufak bir kavga da hatun, "çok konuşma lan, ben doktora yaptım naber" muhabbeti yapıyor. Tabi erkek alttan alıyor genelde bunu, "E ne olmuş yani, doktorsan, biz de ..." :)"Hele bu laflara artık diyecek birşey bulamadım.Acaba bulsa mıydım?Yani kadın böyle konuşacak erkek de alttan alacak.Aman Ya Rabbim.Ülkem insanı ne olmuşta benim haberim yok...
" bknz bir evlilik müessesinde kavgaları başlatanların ekserisi kadınlardır".
Artık bu laftan sonra da susup köşeme çekileyim en iyisi.Zira ben bir bayanım.Ne haddime konuşmak...

Ayşenur Demirel | Pzt, 23/04/2007 - 21:09

Ayşenur Demirel Hanım'a Cevap!

Ayşenur Hanım biraz sentimental yaklaşmış olaya. Tabi böyle bir çıkış bekliyordum. Ama beklediğim kadar sıkı bir çıkış değildi. Sağlık olsun :) Ayşenur Hanım sentimentaldir derken yanılmıyorum tabi ki, "M.Burak Bey;maaşallah kadınlara verip veriştirmişsiniz.Söylediklerinizi hakedenler yok mu,var elbette." diyor ilk cümlesinde, açıkçası ben kadınlara değil feminist kadınlara verip veriştirdim! Burada paradoks yaratmamak lazım, önemli olan anlatılanı anlamak aslında.

Tabi "Bütün kadınları aynı kefeye koymuşsunuz mübarek." derken aynı sentimental söyleme devam ediyor. Aslında bu cümleyle birinci giriş cümlesi arasında linguistik bir fark yok. Tekrar feminist kadınları kritize ettiğimi söylemeliyim öyleyse :) tekid olsun.

Feminist kadınların ilk çıkış noktası, cümleye başlaması ya da gardını alışıdır zaten bu, Ayşenur Hanım'ın cümlesinde olduğu gibi, "Şimdi ben o koca dayağından kaçan kadınları savunsam bana da feminist denilecek Allah muhafaza...Yok hiç sesimi çıkarmasam hepsinin vebali altına girerim.Allah korusun bundan da.Ben en iyisi feminist damgasını yemeyi göze alayım."

Yani elinizi vicdanıza koyun şimdi, kocasını döven kadınları nereye oturtuyorsunuz şimdi burada?! O mazlum adamların ahını kim alacak?! (ahreti karıştırmayalım burada :) araya.) Dünyalık yaptırımlardan konuşuyoruz. Mesela bilenler bilir, "Karısından Dayak Yiyen Erkekler Derneği" diye kapı gibi bir Türkiye gerçeği var. Bunu neden konuşmuyor mesela Feminist Ayşegül Hanım?! :) Üzerinden bir ay geçmedi sanırım, Trabzonda bir kadın eşini bir güzel dövdü, kaynanası da ayırmaya kalkınca kaynanasını da bacağından bıçakladı (yani ablam işide biliyor, bel altı çalışıyor, bel üstünden ele çizik atsa öldürmeye kasttan yargılanacak çünkü). Neyse uzatmayım, yani dayak yiyen sadece kadınlar değil Ayşenur Hanım, gül gibi adamları da dövüyorlar. Kavram kargaşası yapmamak lazım.

"Erkeklerin hiç suçu yok mudur da tüm yük kadınlara bindiriliyor anlamıyorum.Dinimiz yasaklamış aslında kadın dövmeyi de ama sen yine de kaba şiddet görüyorsan olsun varsın.Kadınsın,baş kaldırmayacaksın.Oturacaksın evinde sesini çıkarmayacaksın.Aşiretten kaçmak da ne demek.O da ayrı bir mevzu,hiç girmeyeyim." demiş Ayşenur Demirel, tabi ki erkeklerin suçu var, kadınlarında suçu var. Herkesin suçu var, kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Ama biz burada evlilikte boşanma sayılarını arttıran feminist etkiden bahsediyoruz, koca dayağından boşananan kadınları değil. Böyle bir gerçekte var, bunu da ayrı bir blog halinde sunabilirdiniz açıkçası. Ben söylemimin hiçbir yerinde kaba kuvvetten yana olan bir cümle sarfetmedim. Kadınlar bir çiçektir, nazik ve zarif yaratıklardır, şairler onlara güzel şiirler yazarlar, methederler güzelliklerini. Böyle masum ve kırılgan varlıkları kaba kuvvetle dizginlemeye çalışmak hiçte güzel bir şey değil. Kesinlikle tasvip etmiyorum. Ayşenur Demirel yine aşırı sentimental davranışlarına devam etmiş. Olur böyle şeyler tabi. Aşiretten kaçmak mevzusuna girmeyeyim demiş Ayşenur Hanım, sanırım bu konu hakkında pek bilgisi yok! :) Bir salvo yapmış aniden.

"Ha bir de okumuş kadınlardan korkmak olayı.Bence de korkun derim ben.İlimden korkun.İlim yapmış kadından da.İlmine kurban olayım Aişe anamızın.Şimdi duysaydı bu sözleri..." yine Ayşenur Hanım'dan çok sentimental bir çıkış. İfadelerini güçlendirmek için araya Ayşe Annemizi (R.A) de katmış ya, işini biliyor doğrusu. :) İlimden korkun diyorsunuz, ilim korkulacak birşey değildir, aksine sahibine güven verir, nitekim Hz.Ali (KeremAllah'u Veche) "İlim mezardakine güvence verir, mal ise korku." der. Yada buna benzer birşeydi, tam anımsamıyorum. Korkulması gereken ölüm gerçeği ve Allah'tır. İlim değil. Zaten ben feminist kadınları irdeliyorum yukarıdaki blogumda. Genel Türk Kadın yapısını değil. Benim derdim feminist kadınlarla yani. Dünyaya olan bakış açıları, aşırı ben merkezcilikleri ve Anadolu'lu saf kadınları da kendilerine benzetmeleri kızdırıyor beni. Zaten cümlelerim içersinde demişim sentimentalliğe kaçmadan okuduysanız eğer, "Tevazuyla korunan ilim ne güzeldir bir hanımda" diye.

"Vay seni moron! Kaç kere diyorum sana salaksın işte. Bir türlü öğrenemedin şunu. Kabahat bende. Senin gibi iki senelik teknikerle evlendim. Oysa beni ne mühendisler, doktorlar, iş adamları istemişti. Ah salak kafam ah..." Sahi böyle konuşabilen bir kadın var mı eşiyle." demişler, hmm, oldum, yani Ayşenur Hanımın dış dünyadan pek haberi yok, ya da hâlâ pemge genç kızlık fantazileriyle görüyor dünyayı, pembe ve Alice'in Harikalar Diyarında olduğu kadar optimist. Olabilir tabi.

""Şimdi Adam Master yapmış kadın Doktora yapmışsa, en ufak bir kavga da hatun, "çok konuşma lan, ben doktora yaptım naber" muhabbeti yapıyor. Tabi erkek alttan alıyor genelde bunu, "E ne olmuş yani, doktorsan, biz de ..." :)"Hele bu laflara artık diyecek birşey bulamadım.Acaba bulsa mıydım?Yani kadın böyle konuşacak erkek de alttan alacak.Aman Ya Rabbim.Ülkem insanı ne olmuşta benim haberim yok..."

Şimdi cümlemi alıntılayarak sağolsun Ayşenur Hanım yine sentimental yorumlarını eksik etmemiş, diyecek bir şey bulamamış. Bu olay yaşanmış bir olaydır, açıkçası Doktor olan karısını alttan alan master dereceli bey ironik bir alttan alış yapmıştır cümlesinde ama burada nakledemiyorum, abesle iştigal ediyor, ya da Türk Aile Ahlâk yapısına müsait değil. Herşeye rağmen Ayşenur Hanım'ı özgüveninden dolayı kutluyor, ve ilk defa doğru bir şey söylediği için ayrıca kutluyorum, şöyle diyor, "
Ülkem insanı ne olmuşta benim haberim yok..."

doğru sözün karşısında ne denir, susulur :)

muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Pzt, 23/04/2007 - 22:05

cevap

Benim adım Ayşenur'dur.Önce onu söyleyeyim.

Bu arada pişman olduğumu da söyleyeyim."Tabi böyle bir çıkış bekliyordum. Ama beklediğim kadar sıkı bir çıkış değildi. Sağlık olsun :) ".Çünkü bu sözleriniz zaten bu yazıyı sırf tartışma oluşturmak için yazdığınızın kanıtıdır.Ben de farkında olmadan amacınıza ulaştırmışım sizi.Ama çok sıkı değilmiş çıkışım.Afedersiniz bir daha ki sefere daha sıkı hamleler de bulunurum. Burda :) işaretini mi yapmam gerek bilemiyorum.

Pişmanlığımın ikinci sebebi ise şudur;saygı duyduğum ve yazılarına kıymet verdiğim bir ismin blogunun altında birisiyle tartışma (ya da aslında şöyle diyeyim belki uzlaşmaya gitme umudu gütme ya da ne bileyim öyle işte) gafletinde bulundum.Kendisinden ayrıca özür dilerim.

İşte sadece bu iki sebepten;kendime ve bu blogun yazarına duyduğum saygımdan ve elbette size de;söylediklerinize ayrıntılı cevap verip (ki cevap verseydim kendi içinizde ne kadar çeliştiğinizi de görüdünüz aslında,benim çıkışımın haklılığını da...)tartışmayı uzatmayacağım.Siz istediğiniz gibi düşünüp tartın.Sizin bildikleriniz size,benim bildiklerim bana...

Selam ve dua ile...

Ayşenur Demirel | Pzt, 23/04/2007 - 22:22

Özür!

Merheba

Ayşenur Hanım'a cevaben yazdığım blogumda zaman zaman , hatta ekseri Ayşegül Hanım diye hitap etmişim, kasten yaptığım birşey değildi, bu açıdan özür diliyorum.

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Pzt, 23/04/2007 - 21:57

isimler karışmasın

M.Burak kardeşim sakın aynı hatayı evliysen ya da evlendikten sonra eşine karşı yapma yoksa belden aşağına mona roza figürü çizer:) seni de erkek sığınma evine tablo diye asarlar:)

haşiye: son üç yorum hakkım kaldı biliyorum ama Burak kardeşimin hoşgörüsüne binaen bir hakkımı da burada kullandım...

kardeşimiz leylifer'in sağlık durumuyla üzülen yüzler, umarım birazcık tebessüm eder... Rabbimize -belki- moralsiz değil daha istekli dua etmeniz ricasıyla... afvınıza binaen...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Ümit Demir | Pzt, 23/04/2007 - 23:26

Feminist Sentimental...

Merhaba insanlar,feminist ve sentimental kelimeleri cok'ca yazida gectigi icin,adeta beynimde dans etmeye basladilar:)Feminist bayanlar nerde yasarlar? Ne yer ne icerler?Dünyaya feminist olarak mi gelirler? Yoksa birilerinin eserimidir feministler?

Meryem Akgün | Salı, 24/04/2007 - 02:47

"Kimler uzun süreli mutlu olabilir?"

Bütün hayır dualarınıza Amin..
Bütün söylediklerinizde doğruluk payı var...
Ama şimdilerde yetişen bambaşka bir nesil var diye düşünüyorum.İnşaallah onlar bu hatalara düşmezler..Kendilerini İslam la süsledikleri evrede zaten böyle hatalara yer yok...Bilmek,gerçekten o bambaşka birşey...

Kanaat deyince Hakimoğlu İsmailin bir yazısı geldi hatrıma..."kimler daha uzun süreli mutlu olabilir?" Sonuç kısmında O da kanaat eden mutludur diyerek bitiriyor...Kanaat en büyük zenginlik,uçsuz bucaksız bir mutluluk kaynağı...

zeynep altuntaş | Pzt, 23/04/2007 - 00:08

1+1=3

Ümit Kardeş;
Kahin değilim ama sanırım evli değilsiniz.Kitaplardan okuyorsunuz bunları.Gel gör ki evlilik dediğimiz her ne ise orası;işte orada böyle değil durumlar.Şuna inanki bir artı bir eşit değildir iki:)))

Zahit Torun | Paz, 22/04/2007 - 15:14

doğduğumdan beridir evlilerleyim

Zahid kardeşim yorumun kapalı gibi olmuş sanki ya da ben anlayamadım... "orada böyle değil" dediğiniz "durumlar" neler yazarsanız bizler de müstefid oluruz inşaAllah. sonuçta akıl akıldan üstündür.

bir de doğduğumdan beri evlilerleyim:) e biraz tecrübe sahibi olayım müsaade edin de değil mi! hem okuyan da bilebilir;) ama kahinler(!) ne bilir ki zaten... olmanıza gerek yok yani:)

haşiye: ziyanı yok Ayşenur kardeşim; fikir teatisidir, hüsnükabul görür:) arada hemen hepimiz yaparız ;)

haşiye2: kendi bloguma yorum yaparken korkar oldum Mahpeyker hanım sayesinde:) neyse ki daha iki yorum yaptım galiba... altı'ya kadar müsaade var. sonra rekoru kırmayalım da:)

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Ümit Demir | Pzt, 23/04/2007 - 22:58

Korkmamak Lazım

Korkmanıza gerek yok Ümit Bey.
Mahpeyker sözünü söyledi, alınmak isteyen alındı.
İsterseniz bin tane yorum girin, Mahpeykerin bu hususta çıtı çıkmayacak:)

Yazınızı ilgiyle okudum, fakat Evlilik ile ilgili de yorum yapmak istemiyorum:) Şimdilik...

Mahpeyker Minyatürk | Pzt, 23/04/2007 - 23:38

Evliliğin Avantajlarından Yalnızca Birisi Sokrates

Evliliğin avantajları olduğu gibi dejavantajları da var. Mesela evliklikte kavgalar, tartışmaklar bu işin tuzu biberidir derler, tabi biz daha çok dinliyoruz. Nasıl birşey se! Ama biz arkadaşlar arasında tartışında pek tuz, biber vazifesi görmüyor bu :) demek ki evlilik müessesi farklı. Bende Ümit kardeşim gibi evliler arasında büyüdüm, çocuk yaşta evlenen arkadaşlarım, koca yaşta evlenen arkadaşlarım oldu. Onları gözlemledim, hâllerini, hatırlarını sordum. Zaman zaman pozitif, zaman zaman negatif cevaplar aldım. Ama evlilik hayatın bir parçası, hayatın ta kendisi değil, ama onu sunan, yansıtan bir projectör. Yani çokta büyütmemek lazım. Olmuyorsa olmuyordur, insanoğlu deneyerek, yanılarak doğruyu bulan bir varlık. "Hayatım boyunca yediğim kazıkların bileşkesine tecrübe derler" mesela ne kadar doğru bir sözdür değil mi?

Yani evlenirsiniz, topu yuvarlarsınız, olmadı, yürümüyor, top çamura, bataklığa saplanıp çıkmıyorsa ayrılırsınız artık. Başka sahalarda koşturursunuz keyfiniz isterse. Tabi büyüklerimiz "bekâra boşamak kolaydır" derlerdi. Ne kadar doğrudur bilemiyorum ama şu an için hâlâ kolay :)

Neyse demek istediğim bu değildi. Avantajları ve dejavantajlarında kalmıştım. Sadece Sokrates'ten bahsetmek istiyorum, evlilik müessesinin bu taş kesim ustasını nasıl bir dahiye, yüce bir filozofa dönüştürdüğünü anlatmak istiyorum daha çok. Sokrates bilinen üzre, şişko, patlak gözlü, kel kafalı, kısacası genel umumi anlayışa göre çirkin bir adammış şemalen. Her neyse, bunun cadoloz, bildik mi bildik, külhanhanımı, eli maşalı bir karısı varmış. Sokrat evde olduğu müddetçe, yumarmış gözünü, açarmış ağzını car car car, zır zır zır, durmadan konuşur, Sokrat'a hakeret eder, aşağılar, eleştirir, iki gramlık keyfini kaçırır, muhabbetini istila eder, huzur denen birşey bırakmazmış kısacası, toplarsak cümleyi :).

Tabi Sokrat, bu haşin, korkunç kadının zulmünden kaçmak için güneşin ilk gözükmesinden güneş batıp, insanlar yastığa başını koyana dek evine adım atmamış bundan sonra. Karısının çenesini çekmemek için Atina sokaklarda sürten Sokrates, zamanı geçiştirmek için Atinalı gençlerle ironik retorikler yapmaya başlıyor bundan sonra. Sokrates ironisi diye meşhur bir söz vardır. Retorikçiler çok kullanır bunu. Yani bizim Sokrat, karısından kaçmak için saadeti sokaklarda ararken, ironiyle ve retorikle tanışıyor, onu geliştiriyor ve felsefe tarihine kocaman bir yeşil ışık yakıyor, ardından nur topu gibi Plato ve Aristo geliyor zaten. Yani evliliğin böyle avantajları da var, şükretmek lazım.

muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Salı, 24/04/2007 - 00:06

mustafa beyin hatırlatmaları

mustafa beyin sokratın karısı hakkındaki hatırlatmaları çok güzeldi hoşuma gitti tebessümle -ay yazııkk- diye diye okudum:) bana şu 'her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır'ı hatırlattı. Her başarılı erkeğin arkasında bir kötü kadın vardır diyebiliriz Mi? Ama siz de birinden vazgeçin canım ya kötü kadın ya başarı.

Hilal Gülen | Salı, 24/04/2007 - 22:58

Evin ihtiyaçlarının

Evin ihtiyaçlarının yavaş yavaş karşılanması belki keyifli bir uğraş.Eşlerin aynı amaç doğrultusunda birşeyler yapmak istemeleri,sıkıntıyı ve neticesinde ki ferahlamayı paylaşmak önemli bir olgu belki.Ama günümüzde bunu kaldırabilecek insan çok az.Evlenen çiftler tamamen dayalı döşeli bir eve girmek istemekte,eksik varsa eğer bu durum abartılıp sorun yapılmaktadır.Dolayısıyla daha baştan sorunlar çıkar.Bence eksikleri de fazlalıkları da kaldırabilmeli insan.Bu daha önemli.Yoksa eşyalar eksikmiş tammış olgun bir insanın çok üzerinde duracağı şeyler değil bunlar.Verenin de vermeyenin de Allah'ın olduğunu bilen eşler eksiklerden şikayet etmeyecekler,fazlalıkları da olgunlukla karşılayacaklardır.

Boşanma olaylarına gelince.beyler kabalaşmaya hanımlar hırçınlaşmaya başladı.Kimsenin kimseye anlayışı kalmadı.Nerde morali bozukken eve gelip eşinin dizlerine yatıp "anlat" diyen peygamberimiz.Nerde tüm anlayışıyla onu sakinleştirmeye çalışan Aişe.Nerde aynı noktaya bakan bir çift yürek..Var mı,varsa da ben görmedim.

Zaten evliliği soğuttular bize.Zorlaştırdılar.Etrafımızdaki kötü evlilikleri genelleştirdik."Yok kalsın ben almayayım" anlayışı çıktı.Üstüne bir de güvenini kaybetmişse insan ...ha bir de kendi ayaklarımın üstünde dururum,bir eşe ihtiyacım yok anlayışıyla kişiler evlenmiyor.Evlense de mutlu olmuyor ve mutlu edemiyor.Bunlar işin farklı boyutu tabii.Biz evlilikten bahsediyorduk değil mi.Ama işte evliliğe gelene kadar evlilik öncesi öyle sıkıntılar var ki..Belki onlar halledilirse sağlıklı evlilikler de ortaya çıkar.Önce ordan başlamalı.Baksanıza filmler bile ne kadar etkili oluyor hayatımızda ve bakış açımızda.Akıllılar evlenmez.Doğrudur belki ne diyelim. İşte yani sorun evliliğe bakış açımızda.Yoksa sağlıklı bireyler olsak sağlıklı evlilikler de yaşayabiliriz sanırım.

Aslında gerçekten derin bir konu ama ne kadar konuşulsa da sonuç belki hep aynı.Evlenen de evlenmeyen de pişman.

Yazı için teşekkürler.Selam ve dua ile.

Ayşenur Demirel | Paz, 22/04/2007 - 15:15

emek ve zahmet

bu derin meselenin ucundaki konulardan biri olan eşya alma ile ilgili bir benzetme yapmak isterim. geçenlerde bir büyüğüm anlattı; "dolmuşta beraber yolculuk ettiği yan koltuktaki küçük kızla biraz sohbet ettikten sonra ona şeker uzatmış. uzattım ama diyor, şekeri de sıkı tutuyorum hani. kız almak isterken biraz zorlasın, biraz çaba sarfetsin, biraz terlesin! yok öyle kolayca almak..."

bizim analarımız/babalarımız sağolsun bize biraz fazla mı merhamet gösteriyorlar ne! birkaç eşya da olmayıversin canım, ne var sanki! bir odası da eksik kalsın yeni evliler kendileri eksin, biçsin tarlayı... mahsülü kendileri toplasınlar!

zahmetsiz olmuyor ki... nerde zahmet görmüş biri varsa hayatta daha başarılı olmuştur umumiyetle. başarı derken illaki makam/mevki algılanmamalı. insan olabilme başarısı en büyük başarıdır kanaatimce. dünyadaki meşhur şahsiyetlerin hayatı bize bu konuda örnek teşkil eder. az ya da çok zahmetten geçmeli insan hüsnüzannımca. bu dört başı mamur eşya alma hadisesine de bu gözle bakmalı galiba...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Ümit Demir | Paz, 22/04/2007 - 22:59

evlilikler-2

Keşke sadece filmlerden etkilensek, geçenlerde çarşıya çıkayım dedim çıkmaz olaydım...Hayatımda hiç o kadar görgüsüz insanı bir arada görmedim. havalar ısındı diye güneşe sunuyor millet tenini ve it gibi titremesine aldırmadan cadde boyu vitrinlerin önünde piyasa yapıyor. yazarın biri seksüel zekadan bahsetmişti ki bahseden de bir bayan yazar, bayanları eleştiriyordu: neden 30 lu yaşlara kadar koca bulunamadığından dem vuruyor ve kabahati de sokaktaki kendini seksi göstermeye çalışan bayanlara çıkarıyordu.

boşanma oranlarında ki yükselik ile severek evlilik arasında doğrudan bir ilişki var. ümit bey nedenlerden bir kaçını sıralamış. görücü usulü ile evliliklerde bu oran daha az. üstelik erken evleniliyor ve 20 li yaşlara gelinince çiftler çocuk sahibi oluyor. kadının ve erkeğin rolleri paylaşılmış oluyor ve genç yaşta sorumluluklar yükleniyor.
doğal olarak çocukların varlığı anne ve babayı birbirine bağlıyor.

ancak severek evliliklerde buna ortam evlilikleri de diyorum ben sevgililer yaşanabilecek her şeyi yaşıyorlar ve güya kendilerini evliliğe hazırlıyorlar. kızın öpmediği kurbağa erkeğinde uyandırmadığı prenses kalmıyor.sonuçta evlikleride ki evleniyorlarsa fazla ileri gitmiyor.

bu yaşam içinde, erkeğin ve kadının gözlerini bir başkasına çevirmek zorunda bırakıldığı ve edebsizce hayatlara erotizmin istenmeden dahil olduğu bir zaman da evlilikler yine iyi devam ediyor. Allah sonumuzu hayır etsin. selamlar...

okan şahin | Paz, 22/04/2007 - 23:11

Sokaktaki rezillikler

Sokaktaki rezillikler konusunda erkeklere sabır diliyorum.Zira işleri çok zor.

Severek veya görücü usulü evliliğine gelince:Bence ikisinde de mutlu olma ve olmama durumu aynı.Yani insan insan olmadıkça sevsen de bir görücü usulü de.Bana hep birkaç kere görüşülen bir insanla evlenmek fikri garip gelmiştir.İnsan nasıl güvenebilir ki derdim.Ama severek evlenenlerin de halini görünce insan artık ne düşüneceğini bilemiyor.Yani ikisinde de risk aynı diye düşünüyorum.Geçimsiz bir insan sevse de geçimsizdir sevmese de...Allah hayırlısını versin.Yalnız severek evlenmek ille de daha önceden sevgili olup evlenmek anlamına da gelmiyor bence.

Şu eşya meselesi:Aileler önce merhametli davranıp her şeyi alırlar ki bunda "bak oğlumuzu veya kızımızı eksiksiz evlendiriyoruz" düşüncesi de hakimdir,sonra da çiftlerin burnundan getirirler.Eşler kendi yağlarında kavrulsunlar daha iyi.Alabilecekleri neyse odur.Kimseye muhtaç olmadan...Bu da başka bir sorun.Ailelerin de evliliklere yerli yersiz karışmaları...Sırf aileler yüzünden birbirini çok seven çiftlerin bir türlü mutlu olamadıklarını da biliyorum.İnsanlar aileleri ile eşleri arasında denge kuramaz hale geldiler...

Bunlar gerçekten derin konular.İnsan içine girince çıkamıyor.Hiç evlenmeyen biri bile artık evlilikle ilgili o kadar şey biliyor ki belki de bu yüzden yanaşmıyor evliliğe.Bu yüzden önce bakış açısını değiştirmekle başlamalı işe.Sonrası Allah büyüktür...Tabii tüm bu olumsuzluklar karşısında bakış açımızı değiştirebilirsek...

Selam ve dua ile...

Ayşenur Demirel | Pzt, 23/04/2007 - 00:22

Rezillerin Sürüleşmesi...

selamun aleyküm

sokakların reziller tarafından işgal edildiği aşikar. istanbul'un merkezi sayılan noktalar bu sürülerin en yoğun görüldüğü yerler. peki ya diğer rezillerimiz. rezillerimiz diyorum çünkü dışı bizden görünmekte içi sizlere ömür. böyle erkekleri ve kızları anlamakta zorlanmaktayım. yani orasını burasını boyayıp pazara çıkarmaktan utanmayan, dilini paparazzilerden emanet alan, bunları yaparak kendilerine eş bulabileceğini sanan insanlardan.

işe gitmek için otobüsü bekliyorum. otobüs geldi ve bindim. yarım saat sürecek yolculuğum esnasında okuma pozisyonumu aldım. çaprazımda olan başörtülü bayan karşısında oturan adama aldırmadan çantasından uzun ince bir şeyin içinden bir fırça (ismini bilmiyorum o fırçanın) çıkartarak dudağını boyamaya başladı. utandım. yerin dibine batmış gibi hissettim kendimi. bir başörtülü (öyle veya böyle başörtülüydü işte) eylemi gördüm. güzelleşme eylemi. sürüleşme eylemi. terbiyesizleşme eylemi. hiçbir şey olmamış gibi arzı endam etmekte hala otobüste. ağzında sakız ve boyalı dudaklarıyla.

müslüman kızlarla aynı cinsten olmak dışında bir benzerlikleri olmayan bu yaratıkların oluşturdu sürüler çoğalmakta. aynı yaratıkların bir de erkek versiyonu var. onların ne dışı ne de içi bizden. ancak bizim bildiğimiz mekanlarda 'azim'ce çalışmaktalar.

Allah'ım aklımızı ve kalbimizi diri tutmaya yemin ettik. bize yardım et. direnişimizi bereketlendir...

murat tuzcu (doğrulanmadı) | Salı, 24/04/2007 - 00:42

Evliliklerin kısa vadeli

Evliliklerin kısa vadeli oluşunu net bir başlıkla çözümlemişsiniz; Tüketim Toplumu! Hayatın her safhasında insanlarımız "ben merkezli" gözlüklerin önünde durdukları için birleşmelerden ziyade bölünmeler çoğalmaktadır. Rahmetli babaannem "Rabbim sizi Allahtan korkan kuldan utanana düşürsün" derdi. Allahtan korkan gözlerini kendi kalbinden kaldırır. Allahtan korkan eşini karşısında bir münazaradaki rakip olarak değilde yerine göre en yakın arakadaşı, yerine göre annesi babası, yerine göre tek yoldaşı olarak düşünür ve bunu karşısındakine hissettirir. Şimdi evliliklerde erkek kendisi ile ilgilenilmesini istiyor, bayan kendisi ile ilgilenilmesini...ve ortada ilgi bekleyen boşluk zamanla büyüyüp gidiyor. İnsanlarımız artık tahammülsüzleşti. Günlük hayatta, iş ortamında sabredilmedik,boyun bükülmedik, "he" diyip geçilmedik insan kalmıyor. Bir profesörü düşünelim, profesör ünvanına ulaşana kadar tahammül göstermediği insan kalmıyor, sonrasında emekli oluyor ve bu ünvanıda belgeleri arasında kalıyor. Bu kadar tahammül gösterilen insanlar içinde bir tek eşlerine tahammül gösteremiyorlar. Halbuki insanın ailesi hayattaki en büyük sermayesidir. İnsan elinde avucundaki tüm maddi birikimini kaybedebilir ama bunu tekrar kazanıp aynı seviyeye ulaşabilir. Bir ailenin dağılması ise hayatın bölünmesi, parçalanmasıdır. Evliliklerin çökmesi toplumun temeliyle oynanmasıdır. Peygamberimizin "kocası kendisinden memnun olduğu halde ölen her kadın cennete girer" hadis-i şerifi evliliğimizin kendimizce değilde Allah katında nasıl değerlendirilebileceğini düşünmemizi sağlar.Ama illaki de tek yönlü değil, eşlerin ikisinin de evliliği kendilerine verilen bir armağan olarak değerlendirilmesi ve kendilerine kurulan bu düzene sahip çıkması gerekmektedir.Hiç kimse mutsuz olmak için bir çadırın altında birleşmez, bu çadırın altında Allah'ın elleri kalbinizin üstünde olsun. Darendevi selamlar.

Ayşe AKÇADAĞ | Pzt, 23/04/2007 - 10:20

Evlilik mücadele...

Evlilik hassas mevzu olmasiyla beraber sorumluluk ister,sorumluluk ise bireyseldir.Bireysel sorumlulugu kabul eden, mücadele edendir,mücadele veren ise basarili olacaktir.Rahat ,mükemmel,her isim tikirinda,güllük gülistanlik, böyle bir hayat isteyen,böyle bir evlilik arzu eden,cenneti dilemis olur.insanlar mutlaka belirli bir asamadan gecer,bu kolay olabilir,fakat zor olabilme ihtimali büyüktür.Sorumluluk bilinci ile beraber,tüm agir sartlara mücadele vermek gerekir evlilik hayatinda.Telefonum caldi,efendim?(arkadas ariyor)agliyor agliyor,ve ben gidiyorum diyor..nereye? bosanma dairesine..hayirdir canim?falan oldu filan oldu ayrilacagim!Bosanman icin bunlar sebeb degil dedim!(Onun icin yeterli idi muhtemelen,lakin mücadele vermek icin yetersizdi)hamd olsun ayrilik olmadi.(mücadeleye devam)10 yillik evliliklerin bedeli bir bosanma dairesinde 10dk icinde,bir imza sonucu olmamali.Ayrilmanin sebebleri ölcülmeden bicilmeden karar verilmemeli,sudan sebeblerden hafife alarak bir cizgide atilmamali,ya sevginin hic kiymeti yok mu? yahut sevgi yokmu?sevgi kalmadi diyelim hadi sevgiyi bir kenara koyalim mesela kalbinizin bir kösesinde dursun sevgi icinizde kalsin her ne sevgisi ise.Lakin cocuklar!Onlari nere koyabilirsiniz?Babasiz bir ev,tek kanatli kus gibidir,Annesiz bir ev,tek kanatli kus gibidir.Tek kanatli kus ucabilirmi?Hatalar yapilir,hatalarla dogrular bulunur,önemli olan hatalari tekrarlamamaktir..Erkeklerin geneli evdeki sorumlulugu üstlenmezler..cocuklarla Anneleri ilgilenmesi gerekir derler ya,isde o cocuklar tek kanatli olur..Cocuk artik genc oldugunda,yaptigi hatalari ,babasi annesine yükler,senin sucun sen egittin bu cocugu der,ve tartismalara yol acmis olur.Dikkat ettim ailelerin genelinde bu problem yasaniyor,elbette istisnalar vardir.Baba calisiyor Anne ev hanimi elbette Anne ilgilenecek,fakat ilgiden kasit onun yemegini yap bebek iken mamasini yap altini temizle nenni söyle,camasirini yika v.s v.s elbette bunlar degil,Babanin verecegi ilgi ve sevgi bunun disindadir diye düsünüyorum( evet kesin öyle diye düsünüyorum:)umarim dogru bildiklerimiz ile yasariz...Saygilar

Meryem Akgün | Pzt, 23/04/2007 - 15:41

Hayat çok kısa

Biz sadece gerekli olanları aldık. Onları da zor ödüyoruz. Allah'a şükür 2 taksit kaldı. 2 kanepe, buzdolabı, çamaşır makinası, yatak odası. Ha bir de benim eskimiş çeyizim. Malum; insan 29'unda evlenince öyle diyesi geliyor. Eşya hırsımız yok. Zaten para da yok! Gerçi ufak tefek alınan nesneler bile dünyanın parası. Yetişmiyor bütçemiz. Yazıda belirttiğiniz gibi insan küçücük bir şey alırken bile mutlu olabiliyor. Bence insanları kredi kartları azdırıyor. Bizde yok çok şükür! Olanları da görüyoruz, batan batana. Şahsen ben çalışan bir bayan olsaydım, yine de çok eşya alır mıydım diye sorarsanız, emin değilim. Çünkü çalışırken maaşımı giyime endekslerdim, oradan biliyorum. Bu da bahsettiğiniz olayın bir başka kolu aslında. İnsanlar tüketim çılgınlığında yarışıyorlarsa, bunda rekabetin (onda var bende neden olmasın ya da ilk bende görsün millet olayı) ve kredi kartlarının payı çok büyük. Artık çalışmıyorum. Çok şükür modaya takılma olaylarına da giremiyorum mana ile. Yani elimde imkan olsaydı belki ben de evini saray yavrusuna benzetmeye çalışanlardan olurdum. Neyse ki o imkanı kendimden uzak tutmaya çalışıyorum. Zaten eşim de çalışmama izin vermiyor. Mümkünatı yok artık çalışamam. Evim çok çok sade. Ama mutluyuz. En güzeli de bu galiba. Dünya malına heves etmemek, hayatı kolaylaştırıyor. Ya da uzak durmak diyebiliriz. Mecburi duruş olsa da insanı dizginliyor hırslara karşı. Yeni evleneceklere naçizane tavsiyem: Çok eşya almayın, bakımı zor zaten. Bir de onlarla uğraşacağım diye vaktinizi harcamayın. Çünkü hayat çok kısa. Zaten insan ihtiyacı halinde, evliliği süresince (yani ömür boyu) bir sürü ıvır zıvır almak zorunda. Evlerimizi eşya çöplüğüne dönüştürmeyelim. (bence)

Ceysu Deniz | Salı, 24/04/2007 - 03:52

fiyat mı? değer mi?

Merhaba;

Çok çetin bir meseleyi ele alıyoruz arkadaşlar, o yüzden herkes temkinli konuşsun :)

Evlilikle ilgili olarak Senai Demirci'nin bir benzetmesinden bahsetmek isterim. O bir yazısında evliliği, eşlerin ortak bir yemek hazırlamasına benzetiyor, ve şunu söylüyor; "Çorba yaptığınızı düşünün. Siz tencereye su koyacaksınız, eşiniz mercimeği boşaltacak, siz tuzunu atacaksınız, eşiniz baharatıyla ilgilenecek... ve yemek pişecek. Olur ki pişen yemeğin tadı hoş değildir. Ziyanı yok, tencereyi boşaltın ve aynı yemeği fazla olan ne ise biraz azaltarak az olanı da biraz çoğaltarak tekrar yapmaya çalışın. Yine olmazsa bir kez daha... Sonunda kıvamı yakalayana kadar buna devam edin. Ama sakın! Sakın tencereyi atmayın. Çünkü o yemeği yapmanın olmazsa olmazı o tenceredir, ve o tencere sizi birbirinize bağlayan evlilik akdidir."

Bir alıntı da Mustafa İslamoğlu'ndan: "Bir kere değerlerin yerini fiyatlar alırsa, çocuğun yerini köpek, kocanın yerini partner, hanımın yerini de metres alır. Ev, ya cennetin ya da cehennemin dünyadaki bir şubesidir. Sorun, evleri cennetin dünyadaki şubesine dönüştürememekte. Yüreğin sınırlarında ve evin sınırlarında nöbet tutmak gerekiyor. Bunun için de öncelikle nikâhın Allah adına yapılmış bir sözleşme olduğu bilincini asla unutmamak gerekiyor. Mutluluk pınarı Allah’tan çağlar. Allah’tan çağlayan mutluluk ırmağına arkasını dönenler, sonuçta evini pansiyona çevirirler."

Fiyat- değer bahsi açılmışken; özel günlerde eşlerine-sevdiklerine -parayı bastırıp- hazır gül vs. alanlara teklifimdir: yol kenarında boy vermiş bir papatya onlarca ytl harcanmış bir hazır gül sepetinden çok daha "değer"lidir. Gelin birbirimize değerli şeyler hediye edelim. Hiçbir şey bulamazsak tebessüm edelim, zira hiçbir hediyenin yapamadığını bazen o yapar.

Muhabbetle...

mustafa silvanlı | Salı, 24/04/2007 - 10:58

Sentimental Müslümanların Gelinlerin Çeyiz Sevdası

Femininist sentimentallerde bizim gibi insan, bizden birileri. Nasıl birileri birilerinin eseriyse, feministlerde birilerinin eseri evet, ama sanatkârları tek midir, birden çok mudur Allahu alem! Feministleri de seviyor, saygı duyuyoruz ama düşüncelerine de küllen rest çekiyoruz. Bu da bizim duruşumuz. Neyse çok konuştum, feminist bir suikasta kurban gitmemek için susmam lazım.

Ceysu Hanım dünya malına dair güzel şeyler söylemiş. Aklıma Hz.Fatıma'nın, Hz. Ali ile evlendiği zaman yanında götürdüğü çeyizi geldi de aklıma, şimdi sentimental Müslüman gelinlerin çeyiz sevdasını düşündüm. Nerden nereye? Dile kolay.

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Salı, 24/04/2007 - 14:27

Evliliğin vehametinin çözümü için bir tavsiye

Evlilik...Zor zanaat bendenizce.öyle yapılan araştırmalara falan bakmaya gerek yok zannımca.Herkes bi parça kendi evliliğine baksa durumun vehametini fehmedebilir.Eğer evliyseniz tabii ki.
Belki de biraz abarttım vehamet diyerek.Evet belki vahim değil evlilikler ama pek de iyi sayılmaz.Herkes bir başka alem,herkesin asabiyeti var.Kimi genç,himi çocuk,kimi orta yaş bunalımında,sanki herkesin bir dokunulmazlığı hazır sağ cebinde.Hiç kimsenin,gerek eşler olsun,gerek diğer aile fertleri burunlarından kıl aldıramaya niyetleri yok.
Nerede o sabredip de nihayetinde saadete kavuşacağını umut edenler.
Velhasılı kelam,şu yıkıcı ferdiyetçiliği bırakıp,biraz daha diğergam olabilmekte belki çözüm ama dozu kaçırmadan.

melih salih | Salı, 24/04/2007 - 12:08

filozof çıkaran evlilikler...

bir filozofun sözüydü ama adı aklıma gelmiyor şimdi.
"evlenmek iyidir; karınız iyi biriyse mutlu, kötü biriyse filozof olursunuz" diyordu.
bence tersi de mümkün...

selametle...

Elif Meriç | Salı, 24/04/2007 - 14:29

Evlilik Felsefesi

Bahsettiğiniz filozof Sokrat, evlenmiş filozof olmuş, buradan karısının kötü olduğu sonucuna da varılabilir tabi.

Yalnız ilginç olan nokta şu ki, tersi de mümkün demişsiniz. Ben buna katılmıyorum, çünkü kadın erkek eşit değil, ancak denktirler. Filozof bir kadın düşünemiyorum.

Bu konuda itirazı olanlar tarihe bakabilirler...

Arif Siyahi | Salı, 24/04/2007 - 18:08

düz mantık

itiraz edecek bir şey yok. bu görüşe göre kadın filozof yoksa, kötü koca da yok demektir.
ve onlardan(kötü kocalardan) bolca mevcut piyasada.
demek ki siz haklısınız, tersi de geçerli değilmiş demek ki...
düz mantık yürütmeyeli epey olmuştu.

Elif Meriç | Salı, 24/04/2007 - 19:12

Mantığın Dümdüz Edilişi

Bir kere itiraz edecek bir şey yok demişsiniz, ama itiraz etmişsiniz, bu neyin nesi, anlamak güç...

Sonrasında ise daha vahim bir şekilde "kadın filozof-kötü koca ilişkisi" gibi benim kabul etmediğim bir yargıyı kullanarak yine kabul edemeyeceğim yanlış bir çıkarsama yapmışsınız, anlamak yine güç...

Her hüküm cümlesinin tersi doğru değildir Elif hanım, siz ister kabul edin, ister etmeyin, ister mantığı düz yolda yürütün, ister eğri büğrü yolda, farketmez. Ayrıca "kötü koca" diyerek bu hususta erkekleri kötülemeyi de ihmal etmemişsiniz. Bana kalırsa erkeklerden ziyade kadınlara yani hemcinslerinize bakın derim...

Anlamak hakikaten güç...

Arif Siyahi | Salı, 24/04/2007 - 19:37

ironi

içindeki ironi ayan beyan ortada olan bu yorumu bu kadar ciddiye almanıza üzüldüm doğrusu...
kadın-erkek ilişkileri özellikle karı-koca ilişkileri su götürür bir konu, üzerine fazla konuşmak istemem. sizi bu kadar kızdıracak ne yazdım bilmiyorum, düz mantık yürüten benim, sizi itham etmedim. "kötü koca" tabirine kızdıysanız, kötü hanımların savunmasını ben yapmayacağım gibi, kötü kocaların savunmasını da siz yapmayın bence, derim ben...
yine de canınızı sıktıysam hakkınızı helal edin..

Elif Meriç | Salı, 24/04/2007 - 20:30

esit degil denk

Merhaba insanlar,"kadin erkek esit degil denktirler demissiniz.".Bir celiski sezdim bunda,sadece soru? esit olamayan denk nasil oluyor?aradaki fark nedir?..Ve cogunluk olarak erkekler filozoftur dogru,lakin cogunluk bizleri aldatmasin,sadece erkekler filozoftur bundan bir pay cikartilmasin diye düsünüyorum..(bunu genel olarak diyorum,lütfen kimse üstüne almasin).Ayrica arastirmak gerekir(dileyen arastirsin tabiki)mesela 19 veya 20 kadin filozof oldugu söylenir,var yok emin degilim,ön planda olmaya bilirler tarihde gecmeye bilirler,lakin bu demek degildir ki kadinlar mantikli düsünemez..bilgiyi seven herkes filozoftur desem?zira felsefenin kelime manasi o:)saygilar...

Meryem Akgün | Çar, 25/04/2007 - 02:56

Eşitlik-Denklik-Felsefe

Merhaba Meryem hanım;

Takıldığınız eşitlik-denklik meselesini matematikte temel konulardan biri olan kümelerle açıklamak istiyorum. Eşit kümeler tamamıyla aynı olan kümelerdir. Eleman sayıları eşit sayıdadır ve elemanlar aynıdırlar. Denk kümeler ise eleman sayıları eşit fakat elemanları farklı olan kümelerdir. Şimdi benzer şekilde erkek ve kadını da birer küme olarak düşünebiliriz. Eleman sayıları aynı olsa bile elemanları farklıdır erkek ve kadının. Dolayısıyla eşitlik-denklik meselesinde bir çelişki yoktur.

Düşünce konusunu da bir küme elemanı gibi düşünün. Bakın yanlış anlaşılmasın, kadın düşünmez demiyorum, yalnızca düşünce biçimininin farklı olduğunu söylemek istiyorum. Düşünme biçiminin felsefe üretmeye yönelik olmadığından ve bunun tarihi bir gerçek olduğundan bahsediyorum. Bu mevzuda kendisine cevap verdiğim Elif hanım ise bunu ironik bir biçimde ele almış, bense ciddi olduğumu söylüyorum. Size de bu konuyu ciddiye almanızı öneririm.

Kadın mantıklı düşünemez yahut kadının mantığı yoktur demiyorum. Kötü erkekleri yahut kadınları da savunma makamında değilim. Bilgiyi seven herkes filozof değildir maalesef, felsefenin kelime manasının bu olması bunu gerektirmez.

Anlaşıldığımı umuyorum, selam ile...

Arif Siyahi | Çar, 25/04/2007 - 11:14

Felsefe(A.Siyahi)

Merhaba insanlar,son cümlenize katiliyorum Arif Siyahi,elbette bilgiyi seven herkes filozof degildir,(latife idi).Evet anlasildiginizi umuyorsunuz,bende anlasildigimi umuyorum,lakin anlasilmak,birbirimizin fikirlerine katilmak anlamina gelmez..Bakis acilar farklidir diyeyim,saygilar...

Meryem Akgün | Çar, 25/04/2007 - 11:57

güldüm

Merhaba insanlar,harika güldürdünüz beni:) bunu yahut buna benzer söz hatirliyorum,gercekten de demek ki" evlenmek" iki yönlü de pozitif.Zira iyi hanimi olan mutlu,kötü hanimi olan filozof oluyor..Ne güzel, ne güzel:)o halde erkek de iyi ise kadin mutlu oluyor? erkek kötü ise kadin ne oluyor?(feminist olmasin:)...dilerim ki herkes mutlu olsun,dilerim ki herkes huzur bulsun..Saygilar...

Meryem Akgün | Salı, 24/04/2007 - 18:11

çok hoş bir gönderme

Merhaba Meryem hanım;
Kadının iyi olması durumunda kocasının mutlu, kötü olması durumunda ise filozof olacağı hususunda yorum yaparken yaptığınız gönderme çok hoştu. tebrik etmek istedim.

mustafa silvanlı | Salı, 24/04/2007 - 19:06

M.Silvanli

Merhaba Mustafa Silvanli,tesekkür ederim,her ne kadar tebrik edilmek hosuma gitmesede..Ayrica sizin yorumunuzu da okudum,mantikli cümleler olmus,tesekkürler..Papatya olmasa da Menekse olabilir:)Saygilar...

Meryem Akgün | Çar, 25/04/2007 - 12:08

ev-lik

behçet necatigil bekarların pansumanıdır... bekar yaraları onun şiirleriyle kapanır. edebiyat tarihinde onun gibi bu hususta riyakar birini göremezsiniz. okuyalım...

evlilik 2007 itibariye yürürlükten kalkmıştır duyanlar duymayanlara duyursun. telak-ı selaselerde ahir zaman indirimi.

dişilerin gelecek kaygısından başka bir kaygılarının olmaması, biz kaygısız erkekleri tiksindirmesin. zira kadınlardan zevk almanın bir sebebide budur.

entel adamlar ve kadınlar asla mesut olamazlar... numara da yapamazlar

artur şopenavrı okumayanlar evlilik hakkında konuşmamalı
bir de peyami
bir de örvin yaloom

bekarsan komşular kokulu yapar akşam yemeklerini
bir evlik girişi gibi müşterek müşterisiyiz açlığın(bu da benden)

rıdvan cihat | Salı, 24/04/2007 - 22:59

Şair evlenmesi böyle oluyormuş

Şair evlenmesi deyince aklıma geldi.Birgün bir arkadaşımla Serdar Tuncer'in bir şiir dinletisine gitmiştik.Bir şey anlatmıştı kendiyle ilgili.Şimdi çok ayruntılı hatırlamıyorum ama aklımda kalanlar şöyleydi.

S.Tuncer'e birgün evlendikten sonra daha az şiir yazıyorsun mu hiç şiir yazmıyorsun mu,buna benzer bir şey söylemişler.Sayın Tuncer'in verdiği cevapla öylece kalakaldık arkadaşımla.Cevap şöyleydi."O zamanlar(evlenmeden önce) hasretlik vardı,uzaklık vardı,mesafeler ve engeller...E şimdi ben salonda gazete okuyorum,o da hemen mutfakta.Özlem yok ki nasıl şiir yazayım"Tam olarak böyle olmasa da buna benzer bir şeyler söylemişti.Sonradan da bunlar işin şakasıdır dedi mi hatırlamıyorum.

Ne düşüneceğimi bilememiştim.Halbuki gerçeketen seven bir insanın sevgisi dünyalık olmamalıydı.Burada evlense de hala ona şiirler yazacak kadar özlem duymalıydı.Çünkü bunun bir de diğer tarafı vardı.Orada da kavuşmak ya da kavuşamamak korkusuyla yaşamalıydı insan.Asıl vuslat oradaydı çünkü.Bu dünyada değil.

Bilmem ki ben çok mu duygusal baktım olaya ama ne bileyim bu şairimizin verdiği cevapla yıkılmıştım açıkçası.Dedim ki şair evlenmesi de böyle oluyor galiba.Ki aslında sadece şairler değil bence tüm evliliklerde böyle olmalıydı elbet.Fakat şairler işte onlar illede böyle olmalıydı illede böyle bakmalıydı hayata..Meğer ben ütopyada yaşıyormuşum.Düşündüklerim de sadece hayal ürünüymüş.O yüzdendir ki şimdi bu cevap beni eskisi kadar etkilemiyor.

Neyse öyle aklıma geldi paylaşayım dedim.

Selam ve dua ile...

Ayşenur Demirel | Çar, 25/04/2007 - 15:37

İnşaallah yanlış anlaşılmaz....

Bu yazının altında daha fazla tartışmayacağımı söylemiştim ama bir şey demeden de geçemeyeceğim.Genel olarak bir hatadır ki sürüp gidiyor ve ben bunun neden yapıldığını anlamıyorum.

Yorum yazan bazı arkadaşlar önce bir şeyler sürüyorlar öne.Daha sonra buna karşı gelinince de "yok efendim öyle söylemek istememiştim,aslında şuydu demek istediğim" diye yan mı çiziyorlar ne.Eğer bir şeyi savunuyorsanız sonuna kadar arkasında durun.Yok aslında söylemek istediğiniz başka bir şeyse onu da doğru anlatın ki doğru anlayalım.Sonradan da gereksiz tartışmalar yaşanmasın değil mi.

Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun.Hepiniz Allah'a emanet olun.
Selam ve dua ile...

Ayşenur Demirel | Çar, 25/04/2007 - 15:52

mesaj alınmıştır

Yani diyorsunuz ki Hakan Bey;kaliteli şair her durum ve fırsatta şiir yazar.O hiç durmaz.Bence de durmamalı.Şair ki ilhamını mutluluktan da almasını bilendir.Bu arada Serdar Tuncer'e de haksızlık etmeyelim.Eminim latife yapmıştı.Ben sadece bu konuda ki fikrimi söylemek için ondan örnek verdim o kadar...

Selam ve dua ile...

Ayşenur Demirel | Per, 26/04/2007 - 02:04

Sanırım üç hakkın daha var?

Kendi yazının altına yorum yazmak zorunda kalmadın Ümit Bey... Yazmak istesen de yetişemezsin artık:)) yakıntığın yani gıpta ettiğin, ne dersen olay olacak Tarkan starlığını sen de yakaladın:))...selamlar

okan şahin | Çar, 25/04/2007 - 20:12

altıdan sonrasını durduramam

hakikaten yetişemem artık:) tarkan kimmiş ki; peh... hani şu telefonda kısıkla sesle konuşan mı:) ama şu var bendenize değil konuya idi bu kadar ilgi. yoğurdu üfleyen de var, keşküle kaşık sallayan da... hayat işte! evlilik dediğin gibi çetrefilli bir konu. kim nereden bakarsa haklı. haklı, inan haklı!

çok bildik olabilir ama evlilik biz diyebilme sanatı! e bakın tayyible gül aşkına:) ne güzel biz diyorlar. zülfücüğüm bile gıpta etmiş de bizim solcular niye hâlâ egomsu takılır diyor.

evliliklerde sen ben olmuyor. olursa evlilik olmuyor. aynı çatı altında müstakil/ferdî hayatlar oluyor. daha çağdaş deyimiyle "kocam erkek adamdır, arada kaçamak yapar tabi" ya da "karım bana karışmaz ki ben ona karışayım" oluyor.

bir mutasavvıfa, tasavvufa ilgi duyan bir ecnebi gelir ve müridi olmak istediğini söyler. neler yapmam gerek der. şeyh anlatır. ecnebi "peki" der, "bunları yaptıktan sonra özgürlüğüm ne olacak" şeyh arkasını döner ve giderken şöyle der "özgürlük mü; al senin olsun"

hanımlar, beyler! evlilik deyip de hâlâ özgürlük mü diyorsunuz! o zaman alın size yaşasın sultanlık:)

aklımda şu soru uzun zamandır var; eğer bizim kadınlarımız kızlarımız, erkeklerimiz, delikanlılarımız... neyse işte, peygamberin eşi, kızı, damadı, arkadaşı olmayı göze alır mıydı acaba şimdiki zamanda! farz edelim peygamberin eşi olduğunu düşünsün hanımlar bir anlık. vahy inen, vahy inerken daralan, sıkılan, terleyen; bir çok insan tarafından alaya alınan, büyücü denilen, üzerine ordular yollanan; üç gün üstüste evinde sıcak yemek pişmeyen; mobilyası olmayan; denize gitme zevki olmayan; genelde hep dinden imandan bahseden; eline onca mal geçtiği halde bunu kendisine ayırmayıp dağıtan, bir ssk'sı bile olmayan eşiniz olsa... çamaşır makinası isteyince size otuz üçer defa sübhAllah, elhamdülillah, Allahüekber demenizi tavsiye eden bir babanız olsa veya... ya erkekler, bizler; devamlı harbe giden, bizi diyardan diyara tebliğ için sürükleyen, göç ettiren, yarı ömrümüzü aç yarısını tok geçiren bir ahbabımız, kayınpederimiz olsa acaba nasıl davranırdık, neler düşünürdük merak ediyorum. ya peki şu anki halimiz, ya da eşimiz, babamız, kayınpederimiz bize daha mı çok sıkıntı veriyor da bazı şeylere katlanamıyoruz. ve ya şeyhin dediği gibi özgürlüğümüz deyip, sevdiğimizi nefsimizden daha fazla sevemediğimiz için en ufak şey bile gözümüze mi batıyor.

bunu bilir bunu söylerim. evli isen ben değilsindir artık, bizsindir. daha da ötesi o'sundur. yoksa biri size arkasını döner ve gider. giderken de şöyle seslenir " 'ben' mi diyordun, al 'sen'de kalsın"

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Ümit Demir | Per, 26/04/2007 - 00:23

Şiirle Evlenir Şair, Aşk Bahane

Şairin evlendikten sonra aşk şiirleri kurması zor bir olaydır. Bu iş fenomene girer biraz. Aşk kavuşulamayan bir şeydir, yani böyle bir duygudur; o şeye kavuşulunca buna aşk denmez, sevda , muhabbet denebilir. Yani aşk vuslattır. Aşk bir tür delilik halidir ya da. Evlenincede bu, canım, cicim aylarından sonra, duyguların mantığın altında ezilmesinden sonra, tecricen kaybolur, saygı, sevgi denen kavramlar başlar, başlarmış, öyle diyorlar :)

Şairler hayal gücü kuvvetli insanlardır, zihinlerinde çirkin olan bir şeyi yontarak yeniden inşa ederler, bunu estetikleştirirler, güzelleştirirler. Aşk şiirleri yazacak kadar güzel ya da aşka layık olacak sahih bir avrat bulamazsa şairler şayet, aşık olunacak bir avrat yaratırlar imgelemlerinde. Pakistan'da da kadına "avrat" diyorlar Urduca da. Hoş, cazibesi olan bir kelime. 50'sini devirmiş, aşık olacak bir avrat bulamamış, bulamayınca da hayal dünyasında bir avrat yaratarak ona bir isim vermiş, yüz vermiş, şekillendirmiş, hayat hikayesi, yer yurt uydurmuş, sonra da evlenmiş vasat şairler biliyorum bir iki, sanaldan özellikle :) yani var böyle adamlarda. Düğün yapıp sanal aşıklarını dillere dolandırmazlar, kimse de görmemiştir bu kadınları aslında. Görülmedikleri müddetçe de şaire prestij sağlar.

Bir şairle evli yengeler, eşlerinden medet umup, kendilerine "ah papatyam! / sen gülünce unutuyorum elektrik faturasını, okul taksidini, benzin fiyatlarını / bir musakka yapsan da yesek / gözlerinde akdeniz gibi mübarek bakıyor cebimdeki mangırlara / ah sen işini biliyorsun manolyam../ v.s türü ucube şiirler beklemesinler. Aşk şiirleri hiç beklemesinler. Zorlamakla olmaz. Az çok tecrübedir, filandır biliyorum, hatunlar hasbel kader bir şaire ram olmuşlarsa "bana bak ilham al, bana şiir yaz, gözlerim şelale" filan derler, ya da isterler bunu. Şiir yazılan, uğruna acı çekilen avrat olmak isterler. Hepsi böyle mi ister, bilmem! Şiir yazmaya çalışan avratların ekserisi de pembe fütüristik fantezilerini yazarlar daha çok, içlerinden sahih şiiri bulanı azdır. Ama yok değildir. :) Vardır birkaç tane.

Evlendikten sonra, birçok şair, yazar, sanat erbabı müessenin getirdiği sorumlulukla bu sevdalarından uzaklaşıyorlar, ya da uzaklaştırılmaya çalışıyorlar. Geçen sene şehit edilen hocam namı diğer lakabı "Ayaklı Kütüphane Mektubatçı Bayram Hoca" çok kitap okuyan, üç saat uyuyan bir zattı. Sabah kahvalatısı yapmaz, öğlene doğru ders arası verdiğimizde bir poğaça ve açık çayla geçiştirirdi öğünü. Doğuyu ve batıyı iyi bilirdi. İslami ilimler ihtisas sahası olsa da zaman zaman bize Büyük Türk Edebiyatından, Şiirinden ve batıdan, edebiyatından, felsefesinden, ıvırından zıvırından bahsederdi. Zehir gibi adamdı yani. Ve o kadar mütevazi. Hayatımda bilginin altında ezilmeyen, onu onurla ve müthiş bir tevazuyla taşıyan başka bir hoca tanımadım. Anlaşılacağı üzre böyle yoğun olan üstad, ailesine pek zaman ayıramıyordu. Hanımı sırf bu yüzden intisap ettiği Nakşi şeyhi Mahmud Efendiye defalarca çıkmış, ona nasihat etmesi, kitaplara ayırdığı zamandan feragat edip, ailesiyle ilgilenmesini söylemiş, şikayet etmişti.

Bu tür adamları değiştiremezsin. Ancak Cebrail'în tek kanaldan ayettle, kesin emirle gelmesi gerekir. Şairler ve yazarlardan ama özellikle şairlerden iyi koca olmaz derler. Nitekim evlilik, aşk, sevda bir yere kadar cazibesini sürdürür, sonra şair sıkılır tekrar esas aşkına, şiire döner. Yani şairle evlenen bir kadın ıstırap çekmeyi göze alan bir avrat olmalı evvelden. Ömrü boyu aşk şiiriyle besleneceği, her sabah kalktığında "Tuti dillim / bal gözlüm / çatal karam / çingenem" gibi latif sözler duyacağını bekleyerek ütopyalar kurmasın. Yazık olur vatana ve millete. :)

Tabi evlilikten sonra Sokrat gibi mübarek filozoflar yetiştiği gibi, evliliğin getirdiği cefayla ve dil yarasıyla bülbül gibi şakıyan, şair olanlar da var. Yani her başarılı erkeğin ardında bir kötü kadın vardır olabilir :) iyi kadın da olabilir. Aslında kötü kadın, iyi kadın yoktur. Bunu yapan sadece düşüncedir. Shakespeare, "There is no good or bad; its just a thought that makes thing good or bad" - iyi ya da kötü diye bir şey yoktur, bunu yapan yalnızca düşüncedir" der kısaca. Bir İngiliz şairde bundan mı esinlendi ne yaptı bilmiyorum, adı aklımda değil, ateist bir şairdi, Shelly olabilir, "cennet ya da cehnnem yoktur, bunu yaratan düşüncedir" derdi. Christopher Marlowe'da, Dr. Faustus adlı dramasında, Methistopheles'in ağzından cehennemin her yerde olduğunu, onun beynin içinde olduğunu konuşturur mesela.

Nerden nereye atladım. Şairler çok sevemez kadını. Kadını sever bir çoğu fakat uzun süre, baki sevemez. Çünkü kadına kavuşunca, arzuladıkları, düşündükleri mükemmel tasavvurun bu olmadığını kavrarlar. Evlendikten sonra aşk şiirleri de yazamazlar pek. İçinde "Monna Rosa" biriktiren şairleri öldürür evlilik.

Cahit Zarifoğlu saygıdeğer eşi Berat Hanıma hoş bir şiir yazmıştır, evlendikten sonra, paylaşalım, çoğalalım. Muhabbetle.

"Berat'e

Ey berat hanım
Otur şöyle nefes al dinlen
Ve anlat ne var ne yok halin nasıl
Eğer dersen "vaktim yok dilim yorgun
Çamaşır dağ gibi
Bulaşık bir ziyafet sonrası kadar çok
Ve çocuklar
Aç uykulu ve huysuz"
O vakit koştur didin işin bitince otur
Sonra anlat halin nice keyfin nasıl

Ey Berat hanım dersen ki
"Bu ne zalim adam
Halimi bilmez halden anlamaz
Küçük bir şeyi mesele yapar"
-Ne büyük yalan-
Doğrusu var hakkın
N'etsem n'apsam
Kollarını bilezik
Boynunu kordon
Ayağını hal hal donatsam
Yine hakkın kalır

Bizi hoş görünüz
Sabırlı olunuz
Çocukları dövmeyiniz
Zinhar beddua etmeyiniz
Sui zan değil hüsnü zan ediniz
Ve acaba ikaz ettik hata mı ettik

şairi garipcan

(Cahit Zarifoğlu)

* ; ; ; ; ; ;
cahit zarifoğlu'nun eşi berat zarifoğlu hanımefendiye yazdığı bu şiir DüşÇınarı'nın mart-nisan'98 sayısından alınmıştır.

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Per, 26/04/2007 - 00:49

bu son olsun :)

Zaten "biz" olma durumu ortadan kalktığı için evlilikler kutsiyetini kaybetmeye başladı.Hele "kadın erkek" davası girince işin içine hepten rezilleşti her şey.Ama ben bir peygamber karısı olmayı göze alırdım ne yalan söyleyeyim.Onunla vahy beklemek ve uygulamak...Ah onun eşi olabilmek.Zordur ama işte o güzelliği de başkadır bence.
Bu arada çok mu yorum yazdım?İyi mi ettim kötü mü bilinmez ama bu son olsun bari :)

Neyse selam ve dua ile...

Ayşenur Demirel | Per, 26/04/2007 - 01:19

Devlerin aşkı büyük olur

Söylenecek her şey fazlasıyla söylenmiş zaten ama şunu da eklemek istiyorum.

Peygamberin eşi olsaydım- ki hayatımda yerinde olmak istediğim tek kadın Aişe annemizdir- Onun zamanında yaşardım zaten, modern zamanların sancılarını taşımazdım. Beklentilerim de o yönde olurdu. En büyük derdim kıskançlık olurdu herhalde :)))

O Zamanın en güvenilir, en sevilen, en soylu, fakir olsa da en karizmatik şahsiyeti peygamberimizmiş zaten. Ve yakışıklıymış da. Ve ve ve... Bir kadın için en önemli şey ev eşyası şu bu değildir sanıldığı gibi. Sevgidir. Kadınlar çiçektir muhabbetine hiç girmeyeceğim. Ama hayranlık duyduğum yaşamak istediğim bir aşk ve evlilik. Peygamberimizle Hz. Aişe'nin kördüğüm muhabbetini bilirsiniz. Düşünsenize sizi bir ömrü boyu kördüğüm gibi sevecek bir adam. Onun gibi sadık, naz çekmesini, kadını sevmeyi ve kıymet vermeyi bilen...

Son sözüm en çok kendime; Peygamberim gibi eş isteyen Aişe gibi kadın olmalı. Onları yaşamamız ve yaşatmamız dileğiyle...

melike belkıs | Per, 26/04/2007 - 13:02

Müslüman Hanımların Aşırı Sentimental Ütopyacılığı

Hanımlar hâlâ sentimental ve hâlâ pembe, fütüristik ütopyalar kuruyorlar. Kadın, tüm coğrafyalarda aynı ve doğru sanırım kadınlar bu yüzden filozof olamaz! Çünkü realist değiller hiçbir zaman ve çağlar seke seke seksek atlayarak ilerlese de, onlar bu pembe ütopyalarından vazgeçemiyorlar. Cenabu Rabbil Alemin böyle yaratmış heralde mizaçlarını.

Batı romanlarını okuyorum, kadınların yazdığı, hepsi de mi aynı fabrikadan çıkmış, varsa yoksa "eligible bachelor" "uygun bekâr" bulmak ve tabi varlıklı, sonra kahramanelerine (heroine) allı şanlı düğün yaptırmak. Kahramanlarına aşk denen zurnalı bir kanalla koca aratan romancılar bunlar, tek kaygıları evlenmek, yuva sahibi olmak, aşkı bulmak filan. Allahtan âhlaki değerleri gözeten, iffeti önemseyen romancılar da çıkmış, burası güzel.

Neyse konumuz bu değil. Konumuz bizim Müslüman hanımların aşırı sentimentalliği ve ütopyacılığı. Müslüman hanım sokaktaki bir chickendan farklı olmalı, vakur olmalı, asil ve yüce bir mizacı olmalı.

Allah Resulu dünyaya bir kere geldi, evlendi, mübarek hanımları, annelerimiz oldu, mübarek çocukları oldu. Şimdi kalkıp ben olsaydım Peygamber Hanımı olmak isterdim, peygamber hanımı olurdum, çok ta kıskanırdım... Ya Allah aşkına realist olun biraz. Kaçıncı asırda yaşıyoruz. Bu keşkeler, olsaydım muhabbetleri çocukken ısırdığımız şekerlerdi. Büyüdükten sonra kişi çocukluğundaki gibi çok şeker yememeli hem dişlere, hem sağlığa zararlı. İştahı da kaçırır sonra. Yani Allah'ın Resulünün işi yok, size bakacak! Daha neler!

O zaman modern kaygılarda olmazdı filan! Ayaklar yere basmalı. Çok uçmamak lazım. Şiir yazarken ya da şiiri okurken uçabilir bir insan ama, dünyaya geri döndüğümüzde realist olmak, yere basmak lazım. Yeri hissetmek lazım.

Olabilecek şeyler hakkında pembe fantaziler kurmak lazım, olamayacak şeyler ütopya bile değildir. Zaman makineniz olsa, geri dönseniz yine şansınız yok. Zira deterministlere göre "olması gereken olur" Bundan kaçış yok.

Sahaden biri bir hanıma aşık olur, Allah Resulüne gider, "Ya Resuallah ben şu falancayı çok sevdim, evlenmek istiyorum, ne olur bana dua et onunla evleneyim, Allah bana onu nasip etsin." der. Mübarek Peygamber (s.a.s) "Değil ben, yerde ve gökte tüm melekler senin için dua etseler, Alemlerin Rabbi Alnına neyi yazdıysa sana o nasip olur" buyururlar.

Alınyasızı yani. Sezai Karakoç'un Alınyazısı Saati, Karakoç okumak lazım, şiirlerinde bol bol alınyazsından bahseder. Ütopyalardan sıyrılmak, hakikati ellemek lazım, görmek de kafi değil artık.

muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Per, 26/04/2007 - 13:45

opsss

Sayın Sezer çoştunuz ama dikkatinizi bir toplarsanız coşturamıyorsunuz !

Biz (ki bu bizin hiç de sizin sandığınız gibi az olmadığını biliyorum) sizin sağ-sol vuruşlarınıza, kendinizce atmalarınıza (özellikle bu kelime) konu olacak özneler değiliz !

Şu sentimanteli de çerçeveletip duvarıma asasım geldi ya hu !
Ne kelimeymiş, beynimi oyup durdu, bu kadar tekrara düşmenizi acaba bilginize mi yorsam ?

Bizden Sümeyye olmamızı bekleyenler önce kendileri Ebubekir olsunlar, gerisi kolay.

İnnema’n-nisa’ şakayıku’r-rical
İnnema’n-nisa’ şakayıku’r-rical
İnnema’n-nisa’ şakayıku’r-rical

Araf Çetin | Per, 26/04/2007 - 14:42

Merhaba insanlar,biz hala

Merhaba insanlar,biz hala ordamiyiz? hala bizler bu erkek kadin tartismasini mi yapiyoruz?Kadinin konumu farklidir erkegin konumu farklidir,bunu astik saniyordum!Bilakis, yanilmisim..Ne kadin erkekden üstündür ne erkek kadindan,ancak güzel ahlak sahibi olan üstündür..Kadin ve erkegin esit olmamasi,ayni haklara sahip olmasini engellemez,sadece konumlari farklidir..Gelelim su peygamber hanimi olmak isterdim mevzusuna,bunu hayal etmek ,düsünmek gayet normaldir fikrimce,ve realist olmamakla bir baglanti kuramadim.Arkadaslar böyle düsünmüs ve düsüncelerini paylasmislar,peygamber hanimi olsaydim cok kiskanirdim,buda güzel bir latife..Bunlarin artik olmayacaklarini elbette onlarda bilincindelerdir,bu durumda hz.Aiseyi hz.Haticeyi örnek alabilirler..Birileri de Hz.Muhammedi örnek alirsa hayaller gerceklesmis olamazmi:)Özellikle vurgulamak istedigim kadin erkek tartismasi artik bayiyor,ve üzülüyorum,.Bir dönem icim de Kin vardi sebeb ise Kizlarin diri diri gömülmesi idi ve kadinlarin eziyet cekmesi idi erkekler tarafindan..Lakin peygamber efendimiz de bir erkek dedim,ve diger peygamberler,ve bu düsünce kinimi yok etti.Örnek alinacak Meryemler Aiseler Haticeler (Meryem derken kendimi kasd etmiyorum ):)var Annelerimiz var,lütfen kimse yanilgiya kapilmasin.Su yüzden filozof olamazlar bu yüzden falan filan olamazlar bunlar hos seyler degil( fikrimce)...güzel bir dünya dilegi ile,saygilar..

Meryem Akgün | Per, 26/04/2007 - 14:54

Hakikat Ayakları Yere Basanların Neresinde?

selamun aleyküm

batılı (avrupalı) kadınların yazdığı romanlar fabrika malı konularını piyasaya sürmüşse bize ne. buradan müslüman hanımların 'sentimental'liğini çıkarmak eğreti durmaz mı?

muhammed hatemi kendisiyle görüşmek isteyen siyonist gazetecilerle görüşmemiş ve 'cehenneme kadar yolunuz var' demiş. ben de ey determinizm ve ey alınlarımıza yazıldığı iddia edilen yazılar 'cehenneme kadar yolunuz var' diyorum.

realiteyi görmek ve anlamakla 'hakikat'e 'ellemek'(?) ve hakikat'i görmek arasında nasıl bağlantı kurulabilir? yaşadığımız dünyada realist olmak zülümlerin en büyüğü değil mi? hayallerimiz olmalı ve izinden yürümeliyiz. ayaklarımız yerde ve gökte iz bırakacak şekilde...

murat tuzcu (doğrulanmadı) | Per, 26/04/2007 - 15:44

Ey yoğurdu yumruğuyla yiyenler topluluğu

Ve de elindeki bulaşığı sağa sola sürenler...
Konudan gerçekten haberiniz yok...Batılı yazarların kitaplarındaki eş arayışını gündeme getirip müslüman hanımlara nasıl bulaştırabiliyorsunuz? Hayret etmemek elde değil...Çok steril bir ortamda da değilim ama bu kadar daraltan bir ikinci yaklaşıma rastlamamıştım. Üstelik benim evlenmeden önceki ilk ailemde iki tane hayalperest erkek vardı. Onlarla birinci dereceden yakınlığı olanlar basbayağı zorlandılar...
Bu demek değildi ki herkes öyledir.
Bütün müslüman hanımlar dediğiniz vakit söz çok incitici olur. Rabbim kadın cinsini tek yekûn içinde yaftalamanız için yaratmadı. Kendisine kul olsun diye yarattı. Aynı şekilde erkek cinsini de...
Hal böyleyken atıp savurmanın alemi nedir?
Keşke ideal evlilik için ne zamandan itibaren hazırlanmalıdır? diye konuşsaydık. Denizin içine girmeden teorik yüzme olur mu?
Evlat sahibi olmak neler getirir aileye...
Veya buna benzer aklı başında meseleler...
Bizi boş lafa müşteri yaptınız yazık oldu...
Murat bey, hayaller konusunda size katılıyorum.
Bir müslüman hanımın en büyük hayallerinden birisi de cinsiyet ayrımı yapmayan evlatlara sahip olmaktır.
Benim hayalim gerçek oldu.
Oğlum bana bir gün dedi ki:
"Anne , sana benzeyen bir kızım olmasını istiyorum"
Allah gönlüne göre versin oğlum dedim.
Allah yâr ve yardımcımız olsun.

Sakine Akça | Per, 26/04/2007 - 16:45

Ah Sakine ablacığımm

Ah Sakine ablacığımm (affınıza sığınarak böyle abla diye hitap ettim) imdadımıza yetiştiniz Allah razı olsun.Konu neydi nerelere geldi.İçler acısı.Demek o yüzden evlilikler hep böyle olumsuz.İşte kanıt.Biz ortalığı boş bulup da atıp tuttuk yok erkek yok kadın diye.Ben kendi adıma utandım vallahi.Neyse ki olaya el atıp güzel bir nokta koydunuz ayrıca sevindim ben de.
"Keşke ideal evlilik için ne zamandan itibaren hazırlanmalıdır? diye konuşsaydık."demişsiniz ya,keşke ablacığım keşke...Böyle bir mevzu altında şu konuştuklarımıza bakın.Kimsenin tahammülü kalmamış kimseye.Erkek erkek olmaktan,kadın kadın olmaktan çok uzakta şimdi.Ne kadar yazık!

Demiştim yine diyorum.Ülkem insanına ne olmuş böyle.Allah bizleri ıslah etsin inşaallah.

Selam ve dua ile.

Ayşenur Demirel | Per, 26/04/2007 - 17:20

Şaşı Gözlerle Aşka Bakmak

Az önce İsmet Özel'in sitesine bir göz attım ve yeni şiirlerini okudum. "Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman" ismini taşıyan şiirde ilginç bir bölüm var, şöyle ki:

"Kala kalır açık kalır tentürdiyot şişesinin kapağı
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
İşitmek istemezsin çığlık istemezsin ah ü enîn
Nedir bu dersin ciyak ciyak
Sırası mıydı şu öğle vakti."

Oysa ortada ne kadın şair vardı, ne başka bir şey, neyse, ama öğle vakti yine bir şeyler olmuş. Ütopyalar kurulmuş, karizmaydı, çiçekti, böcekti, kördüğüm muhabbetiydi falan derken mesele yine kördüğüm olarak kalmış.

Zaten gayrısını da beklemiyoruz, Allah sonumuzu hayr etsin.

Herşeye rağmen hayret etmeli...

Şiirin tamamını okumak isteyen arkadaşlar için:
http://www.ismetozel.org/site/modules.php?name=News&file=article&sid=572

Arif Siyahi | Per, 26/04/2007 - 14:43

Ah bu ben kendimi nerelere koysam...

Konu evlilik ve ben peygamberin evliliğini düşünerek çok da felsefik, aman aman entellektüel olmayan, aman aman bilmişlik kokmayan ve ay ay cici bici bir yorum yapmışım. Ne haddimeyse bi de bu basit düşüncelerimi böyle çiçek böcek kıvamında söyleyivermişim. Bi de kördüğüm muhabbetini karıştırmışım ah beeeen. Hep yapıyorum bunu. Sevgide sünneti olamaz mı peygamberimizin. Ve bunu hatırlatamaz mıyım biraz da hayallerimi -neydi adı santimetremi işte ondan- de katmışım. Zararı yok tartışalım eleştirelim ama yavaş lütfen. Bir abdest alalım öfkeliysek.:)) Ne bileyim. Ben kendi adıma filozof olmak istemiyorumki hem. Şair de. müslüman kadın vakur olmalı, sokaktaki chickendan farklı olmalı, tek derdi evlilik olmamalı. Şimdi ben sizi müslüman bir kadını haksız yere yargılamaktan dolayı yargılasam sonra bütün sözlerinizi mercek altına alıp tek tek cevap versem olur mu. Olur. Ama inanın buna değer incelikte bir karşı koyuş değil sizin yaptığınız. Ve ben kurduğum hayali de yaptığım yorumu da müslüman bir kadının şahsiyetine halel getirecek tehlikede görmediğim için içim çok rahat. Benim gibi düşünmek zorunda değilsiniz. Size saygı duyuyorum. Sizden de bunu beklerim.

Hala çiçeklerin açtığı bu güzel nisan ayında yine aynı türküyü söylemeye devam ediyorum. Sevgililer sevgilisinin o büyük sevgisini anlatan kördüğüm menkıbesini evliliğin konuşulduğu bu güzel başlığın altında paylaşmaktan mutluluk duyarım. Sonsuz sevgi ve saygılar.

"Hz.Aişe, peygamberimizle yeni evlenmişti.Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi,ya da kendisini ne kadar ve nasil sevdigini…
Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konusmadan edemedi.
“Ey Allah’ın Resulü,beni seviyor musun?”
“evet,Ya Aişe tabi seviyorum!”.
Aişe dahasini da merak ediyordu,acaba nasil seviyordu?
Hemen sordu.
“beni nasil seviyorsun?”
Peygamberimiz sevgi şeklini tanimladi eşine;
“kördüğüm gibi.”
bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi,çünkü kördügüm acilamazdi.Açilmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.
Alacagi cevap onu çok mutlu ettigi için,
Hz. Aişe sık sık sorardi:
“Ey Allah’in Resulü, kördüğüm ne alemde?”
Peygamberimiz,Hz.Aişe’yi memnun eden cevabi verdi her defasinda:
“ilk günkü gibi…”
sevmekte de eşsizdi “O”…
“O” aynaydi:
yarattigi varliklari çok seven
ve
onlar tarafindan da çok sevilen Vedud’un…"

melike belkıs | Per, 26/04/2007 - 16:46

Popüler Söylemlerle Hakikat Davası(!)

Yazdıklarınızdan sonra genç neslin yeteri kadar kafasının bulandığına artık daha çok inanıyorum. Maalesef anlatamadığım nokta şu ki, siz ve sizin gibiler hayal dünyasında gezerek, birtakım ütopyaların peşine takılarak, ama bunu yaparken onlara biraz da maneviyat bulaştırarak hakikati bulmaya çalışıyorsunuz. Fakat bu şekilde asla ve kat'a hakikate varılmaz, varılamaz. Belki de çalışmıyorsunuz, emin değilim. Çünkü sözleriniz, içinde bulunduğunuz hayalin etkisiyle oradan oraya savrulan, yalpalayan kelimelerden oluşuyor. Kördüğüm mevzuunu ortaya atıyorsunuz, ama bunu magazinleştirmekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Kimler hakkında konuştuğunuzun farkında olmadığınızı düşünüyorum. Daha bu algı seviyesine gelemediğinize kanaat getirmiş vaziyetteyim. Gayet sakinim ve görüyorum ki siz, kapılmış olduğunuz romantik rüzgarın tesiriyle yazıyorsunuz. Dile getirdiğiniz şey de gerçek gibi görünen ancak aslı esasında kısa ömürlü bir hayal olmaktan öteye geçemiyor.

Bana kalırsa kendinizi bilmek istiyorsanız, evet, bunu gerçekten bilmek istiyorsanız haddinizi bilmelisiniz. Çünkü haddini bilen kendini bilir, kendini bilense Rabbini bilir.

Bu arada, ben felsefe yapmıyorum, anlatmaya çalıştığım şey de bir karmaşa değildir. Merak etmeyin, sizin gibi düşünmeye hiç mi hiç niyetim yok, çünkü ben ütopya peşinde değilim, aradığım sadece gerçeğin yüzü.

Selam ile...

Arif Siyahi | Per, 26/04/2007 - 17:21

Bu taraftayım...

Cevap size yazılmış gibi duruyor ama en çok bir önceki arkadaşın öfkeli yorumuna cevap yazmış olduğumu seçtiğim kelimelerden anlamalıydınız. Söyledikleriniz konusunda da... Nasıl ve nerden vardınız bu kanaatlere bilmiyorum. Henüz gencim, Sakine Hanım'ında dediği gibi daha denize dalmadan olayın teorisini konuşuyoruz ama bunu da konuşmalıyız bence. Hatta zaman zaman hayallerimizi de dile getirebiliriz. Bunda ne sakınca var ki? Paylaşımım, duygulanma ve düşünme biçimim, hayatı algılayışım beni ilgilendirir. Taa kalbimi beynimi okuyomuş gibi konuşmanız üzücüydü gerçekten. Arkadaşımıza ve biraz da size cevap verirken amacım olayı magazinel bir boyuta taşımak değildi. Onlar gibi olma hayalimi ifşa ederken üslup hatası da yapmış olabilirim. Hepsi olabilir. Ben böyle düşünmeye devam ederken siz de öyle düşünmeye devam edin. En doğrusunu rabbim bilir. Hakikati kimin aradığını, kimin bulduğunu-bulacağını da. Ama artılarımla eksilerimle "sizin gibi düşünenler" dediğiniz ötekileştirdiğiniz grupta değilim. Bu taraftayım. Merhaba insanlar diyor ya Meryem hanım. Öyle işte...Hepimiz insanız...Saygılar kardeşim.

melike belkıs | Per, 26/04/2007 - 18:07

Realist Olamayan Sentimental Anlayış :)

Yazdıklarım anlaşılmamış, ya da anlaşılmazlığa kanalize edilerek, polemiğe çekilmek istenmiş gibi duruyor. İsmet Özel sendromu yaşadım burada. Murat kardeşimiz hayallerimizin olması gerektiğinden bahsetmiş, böyle bir çağda. Haklıdır. Hayal diye bir şey var, onu da Mevla yarattı. Yani var böyle bir şey. Şairin hazinesidir mesala hayal. Fakat olabilecek hayali kurmak lazım. Mesala gökyüzünde kanatsız uçtuğunuzu görebilirsiniz, nitekim bir şekilde müstakbalde olabilir bu! Ama maziye gidip Allah Resulunünün karısı olamazssınız, istemeyemezsiniz, istemeye hakkınız da yok zaten. Ancak Hz. Muhammed (s.a.s) ahlâkıyla ahlâklanmış, erdemli, salih bir adamla evlenmeyi hayal edebilirsiniz, bu güzel, temiz bir ütopyadır, gerçekleşmesi fifty-fifty münkün olan bir şeydir. Olabilir yani. Yani bu realist hayal kurmaktır ve sentimentaldirde. "Opss" deyip fren yapan Araf Çetin kardeşim çerçeveletip evinin baş köşesine assın :)

Ha burada birileri nasıl anlamışsa kadınları hakir gördüğümü, erkeği yücelttiğimi anlamış ki böyle bir şey söz konusu değil, mübarek anacağızımı , muhtarem babamdan daha çok severim ki Peygamberimiz, "Ananın çocukta iki hakkı, babanın bir hakkı vardır ve Cennet ananın ayakları altındadır" der. Tabi bunu duyunca sentimentalleşip uçmaması lazım Müslüman Türk Kadınının. Yani Müslümanız, Allaha inanıyoruz, ehli sünnetiz diye kimse mükemmel değil. Tabi ki bunu kotaran bir kimse böyle kırmızı bir çağda büyük iş yapar, "Ahir zamanda İslamı yaşamak, elde kor ateşi tutmaktan daha zordur" üstelik. Fakat yanlış anlaşılmak, anlatamamak da büyük dert, Orhan Veli kelimelere kifayet ettiremez derdini, Mevlana Hazretleri, "Sen ne kadar anlatırsan anlat, bilirsen bil, senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır der." Sanırım romantik bir dilde anlatmam lazım meramımı.

Mesele kadın-erkek çekişmesi değildir. Ama sentimentallik denilince kadın erkekten daha ağır basan bir varlıktır. Ve bunda aşırıya kaçmamak lazım. Hayal kurmak bedavadır. Kimse size hesap soramaz. Ama hayal kurmanın bile bir metodolojisi, uslubu, erkanı vardır. Ütopya kurarken de bir sistem kurarsınız. Metodoloji izlemeden kurulan hayaller bilinçaltında gedikler açar, zararlı bir şeydir.

"Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epiyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum."

olayı yani.
muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mustafa Burak Sezer | Per, 26/04/2007 - 18:36

haydaaa,cay icesim geldi..

Merhaba insanlar, sentimentallesip ucmayiniz,yok efendim ne haddimize...Ben artik bu sentimental kelimesini okudukca daral geldi,demli cay icmedigim halde,demli cay icesim geldi..Umarim bu hususda kendi adima bu son yorumum olur,zira bu mesele uzadikca,anlamsizlasti.Cennet analarin ayaklari altindadir bu tartisilir,öyle bir husus olsa,ozaman her Anne cennete nail olurdu,ve Anne olamayan kadinlar nerde olacakti?Bundan dolayi biz bir pay cikartmiyoruz asla! osmanli tabiri ile bu böyle biline:) Saygilar...

Meryem Akgün | Per, 26/04/2007 - 19:53

rabıtalar gerçeğe hazırlar

geçmişe gidip değil de şimdiki zamanda demiştim, düşünsek nasıl olur. tahayyül etsek, biraz rabıta yapsak peygamberimizle eş/dost olabildiğimizi. santi.., semti..., samtimetre....yok neydi ya o kelime! öyle değil yani. tamamen hakikat gözüyle hımmm siz nası dersiniz; hah tamam, realist (amerikalı aksanıyla lütfen..)

burak kardeşim seyri sülûk nedir bilirsin çünkü bir yazında kullanmıştın. rabıtayı da bilmen gerek o halde. rabıta-ı mevt vardır mesela. ölümü düşünmek... duygusal mıdır bu! hayır; tam aksine insanda ağız tadı koymaz bu rabıta, dünyayı dar eder sana!

peygamberin eşi/dostu olmayı şimdiki halde rabıta edelim derken demek istediğim buydu. evliliğinden şikayet eden ya da her ne ise ondan şikayet eden biraz dursun düşünsün. yani bizim çektiğimiz, bize daral getiren musibetler peygamber yanımızda olsa idi şayet Onunla beraber çekeceklerimizin kaçta kaçı olurdu acaba! bu bir... ikincisi; nefsani arzu ve istekleri kıralım istedim bunu düşünmekle. aza kanaat etmek! bak ne kadar gerçekçi değil mi! şimdi bunun neresinde duygusallık var?

ve olay gerçekten kadın erkek ayrımına indirilmeyecek kadar hassas bir konu. insanız sonuçta! nice kadınlar var evini omuzlamıştır. nice erkekler var karısının koltuğunun altına saklanmış. ama suimisal misal olmazmış! her iki cinsiyetten de uç örnekler verilebilir. fakat bizi asıl sonuca ulaştırmaz. konumuz evlilik, daha doğrusu rayından çıkan evlilik... tek bir tarafa yüklenirsek bu defa yine raydan çıkar!

insanın zafiyetlerine, zevklerine, çıkarlarına, adetlerine...vb. inmek gerek. soruna burdan girip dünyevileşmeye nasıl karşı koyar da önce insanlığımızı sonra da evliliklerimizi ve dahi dünyayı kurtarırız onu konuşmak gerek. çok mu duygusal oldu yine! ama tarih öyle demiyor. insanlar birşeyleri kurtarmaya önce kendilerinden başlamışlar sonra dünyayı kurtarmaya yönelmişler. böyle yapanlar başarılı olmuş tersini yapanlar başarısız...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Ümit Demir | Per, 26/04/2007 - 23:08