
Sahne 1 - Otelin patronu bir türlü oteline gelmek istemeyen birilerini telefonda pazarlama yoluyla ikna etmekle meşguldür-
- Sizin de tatil yapmaya hakkınız var, siz de güneş yüzü görmelisiniz, bakın çocuklarınız için oyun alanları var, deniz suyundan, tatlı sudan müteşekkil havuzlara girmekten siz niye geri kalasınız?
- ?
- Öyle ya tabiatta sadece güneşten alınabilecek D vitamininden mahrum mahrum dolaşmaktasınız. Kemikleriniz erir bir anda sonra, zaten başörtü örtüyor olmakla güneş değmez olmuş saçınıza teninize. Öyleyse ne durursunuz mübarekler. Hurraaaa.. denize.
- Yok ben almayayım.. e..
- Bi dakka bi dakkaaa.. hizmette sınır yok azizim. En açığından bir büfe. Doldurun tabakları. Adını bile telaffuz edemeyeceğiniz yemeklerden tadın. Beğenmediğinizi atarız biz efendim sizin yerinize. İsraf haram mı? Boş verin canım, siz pirinç tanelerini ve ekmek kırıntılarını toplayın ıslak parmağınızla yırtarsınız icabında.
- Ben.. şey.. ee...
- Az bi müsaade edin efendim. Hem bakın ta zamanın behrinden hatırlayacağınız Jet amcamız Fadıl Bey sizin için kum bile getirdi taaa denizden tuzlu su havuzunuza. Bronz bronz olun dolaşın ortalıkta işte, en kıyağından güneş gözlükleri, pareolar, günün modası mayolar sizi bekler, işte bakın burada şezlonglarımız, daha önce hiç erkek sineği bile kondurmadık tepesine evvelallah.
- ?
- Koşun, koşun.. durmayın. Aman Allah’ım! para bizde gani azizim para gani. Ek binalar yapalım, ek havuzlar inşa ederiz. Tuttu bu iş mirim tuttu. Şöyle geceleri en cafcaflısından animasyonlar da hazırlatalım parayı kilo kilo akıtarak. – iç ses : Nasıl olsa tonla geri gelecek paracıklar. Olmazsa test ederiz seri numaralarını alarak dolarların, avroların.- Zara abla konser versin size olmaz mı? Daha ne istiyonguz.. daha ne istiyonguz.
- Aloooooo!
- Ah kulağım. Buyrunuz efendim.. niye kızdınız ki?
- Bir şey sorabilir miyim?
- Tabi buyrunuz. Ne demek. -iç ses : heh işte oltaya geldi sonunda-
- Sizin oradan Filistin nasıl görünür?
- ?
- Alo.. alo beyefendi.. aloo
- dııt dııt dııt dıttt
***
Sahne 2 - Telefonu kapanan patronumuz dahili bir numara çevirir hemen -
- Kızım.. hizmette sınır tanımayan bir şevk, arzu ve dahi hırs kapladı bünyemizi dört bir yandan. Yetmez bunca yaptığımız. Devam edelim arkadaş. Ulaşamadığımız vatandaşlar var hala. Çağırın şu reklamlarımızı karalayan elemanımızı da yeni bir reklam stratejini konuşalım hemen. Daha çok çalışmalıyız. Hem bir Çin atasözü ne der? Başarınızı üç şeye borçlusunuz; çalışmak çalışmak çalışmak...
- Emredersiniz efendim.
***
Sahne 3 -Reklamdan sorumlu eleman gelir. Resmiyetten uzaklaşırlar. Takım elbiseler çıkarılır. Gözlüklerini karşılıklı takışırlar amcalar. Şortlar çekilir. Purolar en Havana. Keyifler yerindedir. Reklamlar vermiştir ya en ballısından meyvesini, o halde inmek lazım gelir havuz başına. Birbirlerini över dururlar karşılıklı. Yağdanlığa yağ üstüne yağ eklenir.-
- E artık konuya geçelim.
- Ağustosu devirmek üzereyiz, şöyle bi reklam daha patlatalım da Eylül kurbanlarımızı da elden geçirelim hemen.
- Eyvallah patron.. siz hiç meraklanmayın. Siz paradan haber verin yeter.
- Para mı? heh he.. o basit. Sen reklamdan haber ver.
- Ayıpsın patron. Reklam hazır bile.
- Yapma ya. Ne çabuk yahu?
- Abi kafamda az evvel şimşek çaktı. Bak şimdi abi.
- Baktım canım.
- Senin hitap ettiğin kesim kim abi?
- Muhafazakar Müslümanlar, ılımlı Müslümanlar, eskinin mücahidleri şimdinin müteahhitleri Müslümanlar, tatlı su Müslümanları, etliyi öteki tarafta sütlüyü beri tarafta tutan Müslümanlar, Paraya artı para demeyip başka bir isim aramakla meşgul Müslümanlar, ama Bağdat caddesine abdestsiz adımını da atmayan Müslümanlar.. haberin de olsun yani. Bir de diğerleri var. Onları ikna etmek zor. Ne yapacağız bilmiyorum.
- Abi bunlar cenneti isterler mi?
- İsterler tabi kuzum, istemeseler burada işleri ne?
- Abi gadanı alam. Lafı simurg kuşu gibi kapıverdin ağzımdan. Sen cenneti vermişsin be onlara farkında değiller yahu
- Hadeeee... he yav doğru dedin galiba sen he. Öyle ya. Cennette bundan ala ne bulacaklar sanki? Eee ne edeceğiz pekala?
- Abi slogan tamam.
- De bakalım bi hele. Çatlatma adamı
- Sıkı dur abi. İşte sloganımız : Allah’ım burası cennet olmalı!
- Off.. Abicim süpersin sen. Gel şattadanak öpeyim alnının tam orta yerinden.
- Ehi ehi.. abi önce bir soruyla başlarız. Sonra senin bu mekanı cennet ilan ediveririz olur biter.
- Nereden bulacaklar olum böyle cenneti? Bastır parayı gir cennete.
***
Sahne 4 - Reklam metni hazırlanır bir çırpıda. Süslenir bezenir. Büyülü cümleler vardır zaten yedekte. Kendisini Türkiye’nin lüksü olarak takdim etmekten de geri durmayan bir otelimiz Zara ablamızın şaşaalı fotoğrafı eşliğinde çıkartıverir reklamını. Reklam süperdir. “Yürü koçum kim tutar seni” repliğini dilimize pelesenk ettirecek cinstendir. Bir gazete lazım gelir yayınlamak için. Gazetenin reklam servisi ile irtibata geçer reklamcı delikanlımız. -
***
- Alo Hanımefendi. Reklamımızı gönderdik elinize ulaştı mı?
- Evet geldi. Ama bu slogan biraz garip değil mi?
- Eeee.. yeni stratejimiz bunu gerektiriyor. Yayınlamamazlık yapmazsınız herhalde?
- Yok canım ne münasebet. Neticede para konuşur icabında. O hassasiyetlerimiz eskidendi. Yarın yayında merak etmeyiniz siz. Planlama da tamam. Günaşırı gireriz reklamlarınızı.
- Eyvallah.. hürmetler cennetten. E siz de buyursaydınız bir ara cennetimize.
- Önce cennetinizi hak etmek için yeterince çalışalım bakalım. Gerisi kolay nasıl olsa
- :)
- :)
- İyi günleeerrr
- İyi günleeerrr
***
Sahne 5 – Gazeteyi ilk sayısından beri almakta olan okur, gazeteden çok sevdiği saydığı yazarların yanına bir yenisinin daha ayrılmış olmasına rağmen gazete sayfaları üzerinde gezdirir bakışlarını. Ve o reklamla karşılaşır. Gazeteyi katlar, reklam metni dışa gelmiştir. Dudaklarından hüzünle karışık bir cümle dökülür.
- Hasbünallah..
***
Allah’ım burası cennet olmalı. Bu cümle bir reklam metninden alındı. Yeni Şafak gazetesinin 23/08/2005 tarihli nüshasında yer alan çeyrek sayfa bir reklam metninden. Reklamı veren kuruluş Caprice Palace. Masum gerekçelerden hareketle kurulan, parayla tanışan ama kazandıkları parayı harcamaları gereken yerin şaşkınlığı içerisindeki Müslümanların merak ve cazibe merkezi haline gelen bir otel Caprice Palace. Bakalım bu işin sonu nereye varacak? Türkiye'nin Lüksü önümüze daha ne gibi ufuklar açacak da ağzımız bir karış açık kalacak? Kimbilir belki, en popülerinden huriler, Doluca’dan Kevser marka şaraplar, kumsala gömülü cennet tahtları bekler gazetemizin sayfalarını. Ne dersiniz?
---------
(*) Allah'ım burası cennet olmalı!