Türk dünyası bilindiği gibi bir asırdan beri "dünya değiştirme" yada "dünyasını değiştirme" sancısıyla yaşıyor. Şüphesiz ki geleneksel kurum ve toplumsal referans noktalarının yerlerini modern dünyanın kurum ve referans noktalarına bırakması sancısız ve kendiliğinden gelişmeyecektir. Ancak Türk toplumunun sosyolojik yapısına baktığımız zaman modernleştirici mekanizmanın düştüğü hatayı rahatlıkla görebiliriz. Çünkü resmi toplumun gündeminden hiç eksik olmayan modernleşme hareketlerinin Osmanlı İmparatorluğu'na yansıyan uygulamaları ile Türkiye'nin günümüze yansıyan uygulamaları arasında büyük bir fark vardır. Osmanlı Devleti, toplumun günlük hayatını yönlendirme sevdasında olmayıp, toplumun bütününü uzaktan denetlemekle yetinmiştir. Çünkü Osmanlı Devleti yöneticileri ve Osmanlı Devleti'nin siyasal seçkinleri Osmanlı Devleti'nin hassas ve çapraşık bir toplumsal-siyasal denge üzerinde yer aldığının bilincindedir. Yani Osmanlı siyasal düşüncesi durağan bir toplum arayışı çabasındadır.
Bunun aksine Cumhuriyet'i hazırlayan ve biçimlendiren kadrolar toplumu değiştirmek hatta toplum değiştirmek sevdasındadırlar. (Ahmet İnsel, 2000) Yani uzaktan toplumu denetim anlayışı, yerini topluma derinlemesine müdahale anlayışına bırakmıştır.
Modernleşme hareketlerinin temeline baktığımızda Avrupa'yı görürüz. 14. ve 15. yüzyıllarda başlayan hareketlenmeler 17. ve 18. yüzyıllarda toplumun tümü üzerinde etkili olmuştur. Özellikle 18. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Fransız İhtilali (1789) aklın ve toplumun özgürleşiminde Batı Toplumları için örnek olmuştur. Magna Carta ile başlayan modern anayasacılık hareketleri sonucunda milletler geleneksel ve toplumsal referans noktalarını baz alarak anayasalarını oluşturmuşlardır. Batı modernleşmesinde gördüğümüz şudur: Batı'nın modernleşmesinin yolu toplumdan geçmektedir. Modernleşmenin sancılarını Batı, toplumsal bütünleşmeyle ekarte etmiştir.
Türk toplumuna baktığımızda ise gördüğümüz şudur:
Devlet, toplumu modernleştirmek için topluma müdahale etmektedir. Bu bazen yaptırım şeklinde gerçekleşmektedir. Baskın Onan'ın da dediği gibi "Toplum üzerinde laiklik politikası uygulayan tek İslam ülkesi Türkiye'dir." (Türk Dış Politikası I. Cilt) Oysa ki modernleşme hareketlerinin ana teması özgürleşimdir. Muhafazakar çağdaşlaştırmadan yaptırımcı çağdaşlaştırmaya geçişte modernleşme sürecinin hızı ve gözle görünür sonuçları bütünüyle değişir. Modernleşme sorunsalının içinde bulunan demokrasinin kurumsallaşması, bu süreç içinde oldukça güçleşir. Türk modernleşmesi de bu güçlüğü hala yaşamaktadır.
Türk toplumunun kendi mihenk taşlarına yabancı modernleşme hareketinin içine girmesi derin ve sancılı bir sürecin içinde yer alması demektir.
Devletin toplumu değil, toplumun önce toplumu sonra devleti modernleştirmesi usul açısından en uygundur. Aksi takdirde Cemil Meriç'in de Umrandan Uygarlığa'da belirttiği gibi "Uşaklaşmayı uygarlaşmak" sanacağız.