Bir adı da El Muntekim’dir, Hz. Allah’ın. Bizler her ne kadar intikam almaktan hazzetmesek de Rabbimiz intikam sahibidir. Adl-i İlahi bize, kimilerini yurdundan etmeyi, kimilerine işkence etmeyi, kimilerini sakat bırakmayı, kimilerini de öldürmeyi emrediyor!
Üzerimize, sorumlu olmamak için, bir tembelliktir üşüşmüş; fail değil meful olmayı tercih ediyoruz. Etken değil, edilgen oluyoruz. Kendi isteklerimizi değil, birilerinin istediklerini yapıyoruz. Yapmıyor, yaptırılıyoruz.
Bugün Felluce’de öldürülüyorsak bunun sebebi fail olmayı meful olmaya tercih etmediğimiz içindir. Çünkü fail olmak bir çaba gerektirecekti, ancak meful olmak için seyretmek yeterli idi. Seyir kabiliyetimizi doruğa çıkaran televizyonlar bizlerin müdahale kabiliyetini körükleyebilirdi de. Ancak onlar ellerinden geldiğince etken olmak istediler; kendileri edilmeyip, bizleri edebilmek için hangi gün ne yiyeceğimize, hangi kıyafeti nerde giyeceğimize, yastık altındaki paramızı hangi ‘yatak’larına yatıracağımıza hep kendileri karar verdiler. Medya bunları bize, kendi güzel hatırı için değil, inançlarımıza müdahale ederek yaptırır. Kalitesiz malı, pahalıya satmanın adıdır medya. Tabi ki kaliteli olduğuna inandırarak.
Medya gazetelerinin herhangi birinde şu manşet atılsaydı, kaçımız ne yapacaktık: Katil peygamberin maktul ümmeti; Felluce. Eminim ki büyük bir kısmımız kendi sesimizi ancak kendimiz duyabileceğimiz bir şekilde lanet edecektik. Bir kısmımız aynı basın için bildiri okuyacak, bazı yazarlarımız o gazete için karşı saldırıya geçecek vesaire. Keşke bir gazete böyle bir manşet atsa da biz o gazeteyi alkışlasak. Çünkü bu ifade hakikatin kendisidir. Batının hümanist yaygaralarıyla zihni çarpıtılan bizler, kötü sandığımız bütün eylemlerden uzak tutuluruz. Ameldeki niyete bakmaz, neyin nerde, nasıl, niçin yapıldığını umursamayız. Evet, Felluce’nin maktul oluşu gibi Muhammed(a.s) de katildir. Hem de yeryüzündeki en yüce katildir. Çünkü kıtali Muhammed’e(a.s.) Allah emretmiştir. Kullarının ne kadar ‘insancıl’ olduğunu bilen rabbimiz, hoşumuza gitmese de kıtali emrediyor bize, ve ekliyor: şer sandığınız bu durum hayırdır, siz bilmezsiniz Allah bilir. Bir başka ayette cezalandırılacak zani ve zaniyeler için, sakın acıyacağınız tutmasın diyor, Er Rahman sıfatıyla. Ne var ki hümanizm bize fiilleri kötüleyerek fail olmamamızı öğütler. Oysa kötü olan faillerdir, fiiller değil. Bu bakımdan siyaset çarpıcı bir örnektir. Mevcut siyasilerin kötü olması sanki siyasetin kötü olduğu imajı verir. Önceki cümledeki imaj kelimesi bile bize bu konu hakkında epey bilgi veriyor. Öyle ki o cümledeki ‘sanki’ kelimesini ne kadar da gereksiz kılıyor, ‘imaj’.
İnsan, yeryüzünü imar için gönderilmiş; emirleri Allah’tan alan vazifeli bir memurdur. Etken olmadığı sürece yeryüzünü imar edemez. Bunun içindir ki Rabbimiz elimize ‘besmele’ mührünü verip oku, yaz, söyle, anlat, çağır, dinle, ayrıl, vur, öldür, kaç, dön, sarıl, sev, nefret et, kır, ver, terk et, devam et, bırak, dur, yaklaş, koru, aç, kapat, öl, vesaire telkinlerde bulunarak, bizleri kulluğa çağırır. Allah’a kul olmak gayrisine kul olmamaktan geçer: Lailahe illallah. İyi kul başkasından etkilenen değil, ancak Allah adına etkileyendir. Bizlerin asli vazifesi dünyayı seyretmek değil, dünyanın seyrini değiştirmektir. Öncesinde gereken kirletilen zihinlerimizi, Kur’an nuruyla temizlemek Ancak Furkan’la fark edebiliriz hak ile batılı. Allah’ın adıyla öldürmek, Allah’ın adıyla el kesmek, Allah’ın adıyla kurban kesmek, Allah’ın adıyla ‘hınzır’ eti yemek güzeldir. Başkası adına hayat kurtarmak, şifa dağıtmak, yardım etmek, bağış yapmak ise çirkindir, solumak bile. Yoksa çarpıtılan zihin helal olsun der che guevera için. Bence de helal olsun; helal olsun ona ateş.
Velhasıl; Lailaheillallah.