Geçenlerde kendimi geçmişe ışınladım, şöyle çocukluğuma doğru bir yolculuk yaptım. Bir tepenin kenarında yaşlı bir ceviz ağacı vardı önünde top oynadığımız. Tepenin bitiminde meyilli bir arazi yaklaşık 20m * 50m büyüklüğünde, bir tarafında tepe bir tarafında dere olan taşlık boş bir arazi. Şimdi düşünüyorum da nasıl oluyorda 5er kişik çift kale maç yapıyorduk şaşırıyorum. Gerçi daha iyi imkan vardı da biz mi gitmedik.
Yoktu... ne kramponlar vardı ne de "meşin top". Bizim Esem sporlarımız vardı hiç eskimeyen, platik toplarımız vardı ama iğneyle havasını inidirdik topumuz dereye kaçmasın diye.
O zamanlar 3 korner bir penaltıydı. Giren gol penaltı olmazdı. 3 korner bir penaltı sayılırdı. Penaltı noktası 9 adım sayılarak tespit edilir, büyük adım atıldığı zaman kavga edilirdi.
Bizim renk renk misketlerimiz vardı, biz onlara "mile" derdik. Çeşit çeşit oyunlar oynardık. Cincin ve Tipitip sakızı çiğnerdik. Ankara ve Elvan gazozu içerdik.
Zurna çalarak macun satan bir amcadan renk renk macunlar alırdık, bir Selim amcamız vardı elinde termosuyla "kaymakkkk dondurmaaaaaaaaa" diye bağırdığında koşar etrafına üşüşürdük, parası olmayan fakir çocuklara parasız verirdi dondurmayı.
Plastik arabalarımız vardı, reno, murat, mercedes... benim bi tane bordo renkli mercedesim vardı. Tavan kısmına delik açıp tel geçirir, telin baş kısmına da yine telden direksiyon yapar, o şekilde oynardık.
İlokulda atçılık oynardık, ben hep en hızlı koşan ikizlerden ya Hasan'ı ya da Hüseyin'i seçerdim. Önlüklerimizin kuşakları bu yüzden sık sık kopardı.
Kızlar genellikle ip atlar ya da sek sek oyunları oynarlardı.
"arabiii arabiii dönme dolabi
kızlar giyer naylon çorabi
erkekler içer rakı şarabi"
gibi abuk subuk tekerlemeler söylerlerdi. Biz kızlarla hiç muhatap olmaz, muhatap olursak da onları kızdırmak ya da oyunlarını bozmak için sataşırdık.
Sene 1976... Siyah beyaz televizyonumuz bile yoktu, TVsi olan komşulara Türk filmi seyretmeye giderdik ara sıra. Ama radyomuz vardı. Bedia Akartürk, Ali Rıza Binboğa, Behiye Aksoy, Yüksel özkasap, Kamuran Akkor, Zekai Tunca, Yeşim, Ersen ve Dadaşlar, İlhan İrem'den, "yurttan sesler korosundan" şarkılar çalardı.
Dıt. dıt dıt.. saat 9 haberleri veriyoruz, önce özetler, diye başlayan haberlerimiz vardı. Akşamları da "arkası yarın"ı dinlerdik hep güzel piyesler olurdu ve en hayecanlı yerinde keserlerdi, gerisini yarın dinlememiz için " Sonra bizim de siyah-beyaz TVmiz oldu. Artık Küçük evi, Loral Hardy'i, Mister Spak ve Uzay yolunu kendi evimizde seyretmeye başlamıştık. Kemal Sunal çok genç ve çok yakışıklıydı o zamanlar.
Ne biliyim çok değişikti o zamanlar. Ne internet vardı ne de cep telefonu. Zamane çocukları ve eğlenceleri bambaşka. Hele büyük şehirde çocuklar futbol ve bilgisayar oyunlarından başka bir şey bilmiyorlar. Biz mi fakirdik yoksa şimdiki çocuklar mı fakir siz karar verin.