Evet... Tam altı yıl olmuş. İlk sayısının kapağı dün gibi aklımda: “Filistin’de Şafak Söküyor!” Belki henüz farkında değildik ama Türkiye’de de şafak söküyordu. En azından bunun ilk işaretlerinden biriydi Gerçek Hayat’ın arz-ı endam edişi. Arkadaş çevrelerindeki ilk yansımaları sevinçli ama umutsuz izdüşümlerden ibaretti. Çünkü neredeyse hemen hep böyle olmuştu. Yeni bir heyecan ve aşkla ortaya çıkan her çaba, bir süre sonra maddi imkansızlıklardan başlayarak onlarca sıkıntının içerisinde teslim bayrağını çekiyordu. Ve Gerçek Hayat’ın da bir süre sonra veda sayısıyla okurun karşısına çıkması sürpriz olmayacaktı.
Ama şükür ki öyle olmadı. Hatta beklenenin –ya da tahmin edilenin- çok çok üzerinde bir etki-tepki anaforu yarattı düşünce dünyamızda. Bunda şüphesiz ilk harca terini akıtan Hakan Albayrak – Gökhan Özcan ağabeyleri muhabbetle anmak gerekiyor. İsimleri zikretmek belki hata çünkü onlarca kişinin emeği var bu harekette ama M.Menteş, M.Zelan, N.Nasır, S.Yusuf, E.Kurban, H.Kökçe, Ü.Atak, İ.Saruhan, N.Kutlutaş, C.Aktaş, T.Salcı, F.Okumuş, N.Güngör gibi isimleri de bir kere daha yüksek sesle dillendirmekte zaruret var diye düşünüyorum.
Çok iddialı bir söylem olarak nitelendirilebilir ama bunu tanımlamak, en azından bu bağı ortaya koymak adına şunu söylemeliyim: Gerçek Hayat; Müslüman Hayatı’nın temel taşları üzerinde yükselen bir harekettir. Tavrı ve üslubu, yorumu, değerlendirmesi, müdahalesi, tepkisi ve refleksleri, entelektüel bir duruşu korumanın yanında, sokaktaki adama oyuna müdahil olma şansı da vermektedir. Gündeme ilişkin esaslı analizleri, analizleri destekleyen makaleleri, özellikle de siyasi değerlendirmelerini yerleştirdiği sağlam zeminiyle, -burada "sağlam"ı, "kaygan"ın zıttı olarak kullanıyorum- okurlarına sıhhatli bir bakış açısı kazandırmayı başarabilen ender yayın organlarından biri olarak kabul ediyorum.
Aslına bakılırsa yaşanılan ve yüzleşilen tüm süreçlerin bu derece “sancılı” geçmesindeki temel nedenin bakış açısındaki bulanıklık ve omurgasızlık olduğunu kim inkar edebilir ki? Peki bundan sonraki -olası- savrulmalarda aynı sıkıntıları yaşamayacağımızı kim garanti edebilir?
Gerçek Hayat’ı, benim nazarımda gerçek hayatımın bir parçası yapan en önemli unsurlarından biri de; manşetinden başyazısına, röportajından makalesine, kültür-sanattan mizahına kadar bitip tükenmek bilmeyen bir enerjisi, dahası satırlardan fışkırıp benliğimi kuşatan heyecan dalgası olmuştur. Öyle ki bu heyecanın, sözcüklerden cümlelere, o kadar belirgin bir kıpırtısı vardır ki, ister istemez yazının havasına uygun bir tonda ve hızda okursunuz. Bununla beraber, her hafta usta yazarların mahir ellerinin gündeme cerrah titizliğiyle yaptığı otopsileri de atlamamalıyım.
Heyecan deyince de M.Menteş'e bir parantez açmadan geçmek istemiyorum. Edebiyat dünyasına son imzasını Dublörün Dilemması gibi sersemletici bir romanla atan Menteş’in, yazı işleri müdürlüğünü devraldığı günden bu yana bu görevin hakkını verdiği kanaatindeyim. Fakat daha da önemlisi N.Genç’in de dediği gibi Menteş'in elinde kırbaç sözcükleri hizaya dizme gücüdür. Kaleminden çıkan kıvılcımların başyazıda, kapak dosyasında, ya da “zımba gibi” bir röportajda veya bir kitap, dergi, film eleştirisinde dokunduğu yeri kül etmedeki ince başarısıdır.
Gerçek Hayat’ın kazanımlarımıza katkısı bunlarla sınırlı değil elbette. Her Cum’a –bu arada özellikle Cum’a günü piyasaya çıkmasının da ayrıca önemini vurgulamak gerekir- özgün ve zihin açıcı, çarpıcı ve sarsıcı, etkileyici, yürek burkan, iç ferahlatan çıkışıyla bizi ve bizim mahallede olup bitenleri; İran’ın siyasi havasını ve sinemasını; Magribli çocukların ateşini; komşu, kardeş, dost ve müttefik devletlerin haberlerini; Arjantinli Müslümanları; Latin Amerika’daki yerlilerin iktidarını; Türkiye medyasının arka planını; Afrika’da yükselen bilinci; Kızılderilileri; Kara Panterleri; Siyah Prensimizi; İHH’yı; Mazlum-Der’i; gündemüstü bir noktaya taşıdığı başörtüsünü; Hollywood muhaliflerini; eğitim sistemimizin yapısökümünü; tarihi, coğrafyayı, hayat bilgisini, teskereyi, işgali, işgalcileri, misyonerleri, masonları... ellerimizin altına ve evlerimizin misafir odasına getirdi. Getirmeye de devam edecek...
İşte el atılan her şeyin, her hareketin, çabanın, hızla tüketildiği, sömürüldüğü ve yozlaş-tırıl-dığı bir dönemde Gerçek Hayat’ın duruşunu önemsiyorum. Kültürel ve manevi kodlarımızın deşifre ve iğdiş edilme çabalarının ortasında bu değerleri yeniden ayağa kaldırma arzusunu, özellikle de herkesin tek bir düşünce etrafında dolaştığı –ya da dolaşmak zorunda bırakıldığı- süreçlerde hem suya hem de sabuna dokunması, ezber bozma gayretleriyle, tek bir hakikati kriter alıp, bütün değerlerini buna endekslemesi ve ısrarla “bu topraklar” vurgusu yaparak bulanıklaşmış zihinleri berraklaştırma çabalarını ve en önemlisi içtenliğini, sahiciliğini, samimiyetini, sıcaklığını selamlıyorum.
Duamız; bu "hareket" [1] in hızından, heyecanından ve duruşundan hiçbir şey kaybetmemesi. Düne bugüne ve yarına dair...
Links:
[1] http://www.gercekhayat.com.tr