Bu yazıya nasıl başlayacağımı ve nasıl sonlandıracağımı bilemiyorum. O kadar heyecanlyım ki... Yüz yıllar boyu İstanbul'un Fethi [1] ve Fatih [2] hakkında çok şey yazıldı-çizildi. İlkokuldan bu yana benim gibi herkes bu konuda bir çok şey okumuş veya duymuştur. Fatih'in ne maharetli kumandan olduğu, adaleti, fazileti, dehası, "Ya ben İstanbul'u, ya İstanbul beni alacak" haykırışı, Bizans'ın dirençli surları, Akşemseddin [3]'in yol göstericiliği, akıl almaz boyutlardaki toplar, karadan yürüyen gemiler, kahraman askerler, peygamber müjdesi, Ayasofya [4]'da ilk Cuma ve daha bir çok maddeyle uzar gider bu liste.
Bugün ben konu ile ilgili farklı şeyler söylemek istiyorum izninizle.
Benim Fatih'e hayranlığım çocukluğumdan gelir. Ama bu hayranlığın temelinde yukarıdaki saydıklarım değil, adını taşıyor olmam yatıyordu o zamanlar. Biraz bencilce biliyorum ama böyle düşünürdüm çocukken. Tıpkı herkes gibi anlatılanları masalmışcasına dinler, derslerde ezberler ve içten içe hep konu Fatih'e geldiğinde bir gurur duyardım. Ta ki büyüyüp de Fatih hakkında bir araştırmaya girişinceye kadar... Hayranlığımın yönünü değiştiren şey yine yukarıda yazılanlar değil, 1961'de Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver [5]'in yayınladığı bir defter oldu: Fatih'in Çocukluk Defteri [6].
Çocukluğuna ait defterindeki karalamalarda yüksek bir dehanın ilk adımlarını, yetiştirilmesindeki ihtimamı, her çeşit ilmin ilk basamaklarını ve ileriye dönük azim dolu ruh halini sezmek mümkün. Defter Besmele ile başlıyor. Sonrasında ise "Mehmed Bin Murad Han" ibareli tuğra denemeleri, Arap alfabesinin şiirsel kıvrımlı eskizleri, Farsça ile tanışmalar, dünyasının bineği at çizimleri, ustalığa giden yolda ilk Grek alfabesi çalışmaları (ki kendisi 1000 yılın en büyük Yunanca Filoloji alimidir), estetik çiçek, yaprak ve dal çalışmaları, insan yüzü eskizleri (burada hayret verici olan: ilginç bir şekilde sevgi, öfke ve hayret mimiklerinin yanısıra bağlılık, güvensizlik ve husumet gibi duyguları da tesbit etmiş olmasıdır) ve bunlar gibi nice hayranlık uyandıran bir çok kalem ve fırça darbesi beni mest etmişti.
O gün kendimi onun ismini taşımakla gururlandırmanın ne kadar gereksiz olduğunu gördüm. Zira ben ne 4-5 yaşlarında bu seviyede bir ufka sahiptim ne de beni yetiştirecek bir Molla Gürani [7]'m vardı. İşte o zaman resimlerde gördüğüm sakallı, yaşlı, mağrur ve heybetli sultan yerine 12 yaşında tahta çıkıp, babasına emir verebilen, 14-15 yaşlarında o zamanın akıl almaz toplarının planlarını çizen, 22 yaşında da yaklaşık bin yıldır kimsenin fethedemediği Bizans'ı inanılmaz dehasıyla fethedip, bir rüyayı gerçekleştiren, çağ açıp kapatan ufak çocuk hayranlığımın yegane nedeni oldu. Evet ben o çocuğa hayranım ve hiçbir zaman onun gibi bir dehaya sahip olamayacağıma yanarım.
Fatih'in Defteri [8]'nden görüntüler:
Links:
[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/İstanbul'un_fethi
[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fatih_Sultan_Mehmet
[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Akşemseddin
[4] http://tr.wikipedia.org/wiki/Ayasofya_Muzesi
[5] http://www.edirneden.com/goster.php?id=643
[6] http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=KLIP3WAGSF3DDUBAFJVK
[7] http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=939
[8] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=141161
[9] http://www.flickr.com/photos/manhem/155112043/
[10] http://www.flickr.com/photos/manhem/155112045/
[11] http://www.flickr.com/photos/manhem/155112047/
[12] http://www.flickr.com/photos/manhem/155112048/
[13] http://www.flickr.com/photos/manhem/155112052/
[14] http://www.flickr.com/photos/manhem/155112053/