Müslümanların matbaaya karşı sırtlarını çevirdikleri ve buyüzden geri kaldığımız her seferinde söylenir ve herseferinde İslamın bilime açık olduğu hadislerle ayetlerle açıklanmaya çalışır.
Matbaaya sırt çevrilmesi kültürle alakalı bir olaydır köyde neden ayaküstü yemek (fast food) yenilmediğinin sorgulanması gibidir.Batıda tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş artık günlük değişimlerin önem kazanması ve kültürün de buna göre değişimine yol açtı.Yani günlerin önem kazanması haberlerin gazatelerle dağıtımını, dakikaların önem kazanması ayak üstü yemek (fast food) tarzının gelişimini sağladı.
Birşeyin metinlerde olması önemli değildir onun kültürle, yaşam tarzıyla ve ihtiyaçlarla da alakalı olması lazımdır ki yaşansın metinlerde kalmasın sadece...
Türkiye dahil bütün müslüman ülkelerdeki on yıllık patent sayısı ABD'de bir günlük patent sayısına yetişmiyor..
Peki biz bilimi neden öncelemiyoruz, meraka kapalıyız ve gelişmeleri biz başlatamıyoruz sadece sonradan alıyoruz?
Bunun sebebi bizim dünyaya bakış açımızdaki bazı yanlış tutumlar;
Öncelikle biz bilimle uğraşmayı Yaratanın ilmine ukalalık olarak algılıyoruz.Bütün gelişmeleri buluşları ilerlemeleri sonunda tıkanacaklar nasıl olsa diyoruz boşa uğraş olarak algılıyoruz.
Bizdeki nerdeyse bütün bilimsel kurumlar da bizde de var denilsin diye gösteriş için.
İkincisi sadece inancın kutsal bilgilerin dünyada "siyasi" güç içinde yeterli olacağını düşünüyoruz ki "güç ve iktidar" için bence ne para ne inanç yeterli değildir.
Tabiki bunlar olmazsa olmaz ama yeterli olması için "kültür" çok önemlidir.Sporda bile böyledir parayla sporda başarı ve istikrarı bulmak çok zor ancak spor kültürü ve altyapısıyla yani yaşayan bir olguyla bunu sağlamak mümkündür.
Batıların bilimde sporda ve sanatta neden devamlı başarı ve istikrar sağladıklarını tek cümleyle açıklayacağım;
"Batılı inancını yitirdiğinden itibaren bu dünyayı istiyor önceliyor."
Sadece bu olguyla baktığı için bu dünyaya önem verdiği için yaşanabilir "kent", seyredilir "sinema", dinlenir "müzik", güçlü güvenli "ekonomi", kaliteli eğlenceli "spor", güvenilir (tabi inandırma meselesi) medya, "sağlıklı" yemek vs. herşeyin en iyisini ve kalitelisini yapmaya çalışıyor ki bu kısa dünyada kendi vatandaşları iyi yaşasın kendi kültürü sevilerek yaşansın ve kendi toprakları "cazibe merkezi" olsun ve bu da ona istikrarlı bir güç sağlasın.
Bana göre bilim bu dünyada daha iyi yaşamak için Yaratanın ilmini merak etmek araştırmak ve faydalanmaktır.İnsanoğlu hangi bilimsel gelişmeyi inkar edip sırtını geri çevirebilir ki? Bunu batılara neden bırakıyoruz peki?
Merak etmiyoruz..Peki neden? Aydınlanma hala olmadı bizde..Şunu kabul etmek gerekir ki Batıda düşünce Klisenin baskısı altındaydı ve Batılılar Klisenin bu baskısına karşı isyan ettiler.Bu isyanlar mezhep savaşları, sınıf savaşları sonucu Batılı kendi krallarını küçük bir saraya kapattı, kliselerini de vatikan gibi küçük bir toprağa tıkadı.Zaten kliseye de gitmez oldu.
Sermaye sınıfı (Burjuva) ile kapitalist kültür ve bu kültüre çalışarak tüketerek ve merak ederek hizmet eden uluslar doğdu..Burada uluslar kendi kültürlerini silmediler atmadılar küçük bir alanda tuttular ama kendileri için şu önemliydi..Biz bu dünyayı istiyoruz.Bunun için klise de kral da vs. de bize engel olamaz..İşte bu kendi inançlarından kopmuş (ama kültürel değer olarak saklamış) insanların sanatta bilimde vs. de dünyaya sınırsız özgür bakışlarına aydınlanma deniliyor.
Nihat Genc'in de dediği gibi Batı bizi kabul etmiyor medeniyet bu dünya bana ait diyor ve dışlıyor.Kitap yasaklanınca bütün basını geliyor sırf bizim aydınlanma kültüründe uzak olduğumuzu göstermek için..Chirac gibi Batılı devlet adamları her defasında aydınlanma bize özgüdür diyor.İşte bu sebepten..
Sonuçları doğrudur ama Batının dediği gibi bu genetiksel veya onların Hristiyan olmalarından kaynaklanan bir başarı değildir bu güç..Dibe vurup aç kalmanın verdiği bir çıkıştır bu..Klise ve kralları halkın karnını doyurabilseydi dibe vurmazlar hala klisenin ve krallarının dibinden ayrılmazlar karın tokluğuna itaat ve kulluk ilişkisine devam ederlerdi.
Peki biz nasıl bağdaştırabiliriz batıdaki dinden, kraldan vs.den kaçış ile özgür yaşam ve düşünceyle bir güc olarak ortaya çıkan aydınlanma kültürü ile kendi inancımızı..
Aydınlanmadaki özgür düşünce,merak etme,sorgulama bizim inancımıza ters değil ki? Zaten demiyormuyuz Kuranda şu kadar kelime akletmezler mi düşünmezler mi diye geçiyor diye..
Peki neden düşünmüyoruz, akletmiyoruz? Çünkü bu dünyayı istemiyoruz merak etmiyoruz hakikati bulduk diye daha fazlasını istemek merak etmek bize anlamsız geliyor.
Öbür dünyayı istediğimiz gibi bu dünyayı istersek aydınlanma bizde de olur..
Tek yaptığımız batının buluşuna icadına yaşam tarzına özen ve onu kendimize adapte etmek.Ama kendimiz merak etmiyoruz.Milyonlarca böceği kuşu çiçeği batılı merak ediyor belgesel yapıyor isimler veriyor sınıflandırıyor ilaç sektöründen fotoğrafçılığa kadar birçok alana kadar bilgileri bu dünyada kullanıyor..
Bu dünyada daha fazlasını istemek insanca yaşamayı kolaylaştırmak inanca ters değildir ancak bilimsel gelişmelerin zenginleşmenin rerahın getireceği bedel ağırdır.Bu insanın kendisine acizliğini unutturmamalı bilimsel gelişmeler sonucu 150 yaş yaşasa da ölümün hak olduğunu bilmelidir.
Asıl kendimizi inancımızı takvamızı bu bilimsel gelişmelere ayarlamalıyız.
Yazımı geçenlerde tv. de seyrettiğim Batılı bilim adamlarının bir araştırmasıyla bitireceğim.Anne karnında yüksek oranda alınan testesteronun yüzük parmağını işaret parmağından daha fazla uzattığı ve böyle kişilerde de kalp ve damar sisteminin daha çok geliştiği teorisi üzerine bir araştırma..Bu araştırma kapsamında 6 denek koşturuldu ve (3üncü ile 4üncünün yerleri hariç) bilimadamının öngördüğü sıralamada herkes yarışı bitirdi.
Bilgiler araştırmalar gün gelir hiç olmadık bir alanda çığır açarlar.
Bilgi güçtür. İnanç ise bilgiye rağmen birşey bilmediğinin acizliğini bilmek paraya sağlığa iktidara vs. ye rağmen herşeyin bir sonu olduğunu unutmamaktır.
Batıda inanç ve bilgi birarada olmadı.Ve olmayacağını söylüyorlar..Ama bizde birarada olacağını neden ispatlamayalım?