/henüz iftarı edilmemiş sevdaların eşiğinde yaşarken hayatı ,
bayram sevincini yaşayabilmek ve anlatabilmek nasıl olur ki…
kalem yalanı yazar o zaman…
kelam, utanır; yalanın kıyısında gezinmekten…
ben ancak çocukluğumun sevincini anımsayarak yazabilirim bayramı; özlemlerimi…/
.................
uykuyu kendime haram ettiğim bir arefe gecesi..
başucumuzda ayakkabılarımız, bir hafta öncesinden askıya asıldığı halde her akşam düzeltilen kıyafetler…dördümüze de aynı model; fakat farklı renklerde… yüreğimizi gergef yaparak sevinci işlerdik ya nakış nakış; çocukluğumuza rağmen ustaca…çocukluğumuza rağmen bilgece..sevmenin sorumluluklarını, gereklerini bilmediğimizden midir yoksa bunları yükelenecek gücümüz olduğundan mıdır; herkesi, her şeyi severdik- sorgulamadan-; gülümserdik geride yaşanılanları hatırlamadan.
bir çocuk gibi özlemeyi diliyorum yine bayramları; babamın namazdan çıkışını gözlemek istiyorum pencerenin önünde saatlerce…özlüyorum, babamın bayramı hatırlatan esansının kokusunu…
bir buruk bayram işte…
hani bir yanımız yetim; bir yanımızın halini soran yok; anlayan yok...derdimizi dert bilen yok…bir yerlerde bayramı bekleyen gözlerde yaşlar, bir yerlerde bayramı beklemekten utanan yürekler; bayramı hayatındaki savaşın içine yerleştirmeyi suç bilen yürekler…bir yerlerde birileri var; “bir”e kavuşacağı günü bayram bilen..alemdeki sevinçleri, şükrün aşikar sebebi sayan. hüzünleri ise vuslatın bedeli bilen; bayramlara, bedel ödenmeden kavuşulamayacağına inanan. ödediği bedelin de asla vuslatın karşılığı olmadığına inanan…
bir buruk bayram işte..…
iftarı edilememiş sevdaların eşiğinde...
ne yapmalı diye düşünen yüreğim konuşuyor yine; orucu yaşam tarzı edinmeli; sabrı yudumlamalı, orucun sevabına inanarak şükretmeli hale; şikayetçi olanlardan olmaktan korkmalı…
yüreğim, bırakma beni de öyle olalım; dileğin üzere…
bayramı içinde yaşamalı yani; yüreğin dostluğunda!
nokta!
"bayramınız mübarek olsun; üzerimizdeki hayrın artmasına vesile olsun. yüreğimizle dostluk anlaşmamızı imzalama yıl dönümümüz olsun...dua ile..."