Hayatı [1]
![]()
Kendi ifadesine göre hicri 26/27 Mart 1823’te Bulgaristan’ın Lofça kasabasında doğdu. Asıl adı Ahmed olup Cevdet mahlasını İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şair Süleyman Fehim Efendi’den almıştır(1843). Babası Lofça ileri gelenlerinden ve meclis azasından - istabl-ı amire payelisi- Hacı İsmail Ağa, annesi yine Lofça’lı Topuzoğlu hanedanından Ayşe Sümbül Hanımdır. Küçük yaşta büyükbabası Hacı Ali Efendi’nin teşviki ve desteğiyle Lofça müftüsü Hafız Ömer Efendi’den Arapça okuyarak öğrenim hayatına başlayan Ahmed, kısa zamanda islamî ilimlerle ilgili kitapları okuyacak derecede ilerleme gösterdi. Ardından kadı naibi Hacı Eşref Efendi ve müftü Hafız Mehmed Efendi’den çeşitli dersler aldı. Öğrenimini daha da ileri seviyeye götürmek için 1839 yılı başlarında büyükbabası tarafından İstanbul’a gönderildi. Burada kısa sürede ilmi muhitlerde kendini gösterdi; devrin meşhur alimleri Hafız Seyyid Efendi, Doyranlı Mehmed Efendi, Vidinli Mustafa Efendi, Kara Halil Efendi ve Birgivi Hoca Şakir Efendi’nin derslerine devam etti. Ayrıca Miralay Nuri Bey ve Müneccimbaşı Osman Sabit Efendi’den hesap, cebir, hendese gibi dersler gördü. Bu arada ilmi ve edebi cemiyetlere de girdi; devam ettiği İstanbul Çarşamba’daki Murad Molla Tekkesi’nin şeyhi Mehmed Murad Efendi’den Mesnevi okuyarak Farsça bilgisini derinleştirdi ve kendisine mesnevîhanlık icazeti verildi. Ayrıca Süleyman Fehim Efendi’nin Karagümrük’teki konağına devam edip ondan Şevket ve Örfi divanlarını okudu. Sami ve Nefi’yi taklit ederek şiire, Veysî ve Okçuzâde’yi örnek alarak inşâya heves etti. Kendi ifadesine göre okuyup yazabilecek seviyede Arapça ve Farsça, anlayabilecek ölçüde Fransızca ve Bulgarca biliyordu. Ahmed Cevdet’in büyük bir ilim ve fikir adamı olarak yetişmesinde özel gayretlerinin önemli ölçüde tesiri olmuştur. Nitekim öğrenimi sırasında tatil zamanlarında bile sürekli kitap okuduğunu, sadece bayram günlerinde tatil yaptığını bizzat kendisi söylemektedir.
Öğrenim hayatından sonra devlet hizmetine, Ocak 1844’te Rumeli Kazaskerliğine bağlı Premedi kazası kadılığı ile başladı. 29 Haziran 1845 tarihinde İstanbul müderrisliği ruusunu aldı. 10 Nisan 1849’da “hareket-i hariç” rütbesini aldı. 14 Ağustos 1850 tarihinde Meclis-i Maarif-i Umumiye azalığı ve Darülmuallimin müdürlüğüne tayin edildi. Bu arada Bursa’ya gittiği ve orada kaldığı kısa sürede Kavâid-i Osmaniye adlı kitabı ve Şirket-i Hayriye’nin kuruluş nizamnamesini hazırladı. İstanbul’a döndükten sonra 1851’de Encümen-i Dâniş üyeliğine seçildi. Yeniden kaleme aldığı Kavâid-i Osmaniye’yi encümenin ilk eseri olarak Abdülmecid’e sundu. Ekim 1853 tarihli bir mazbata ile 1774-1826 devresi Osmanlı tarihini yazmakla görevlendirildi. 1854’te yazmaya başladığı tarihinin ilk 3 cildini tamamladı. Bunun üzerine kendisine musile-i Süleymaniye derecesi verildi. Şubat 1855’te vakanüvis tayin edildi. Bu görevi sırasında bir yandan tarihinin devamını yazarken bir yandan da geleneğe uyarak zamanının siyasi olaylarını anlatan Tezâkir-i Cevdet’i kaleme aldı. Vakanüvislik görevini 1865 yılına kadar sürdürdü. 9 ocak 1856’da mevleviyet derecesindeki Galata kadılığına getirildi; aynı yılın 9 Aralığında Mekke-i Mükerreme kadılığı, 21 Ocak 1861’de de İstanbul kadılığı payelerini aldı. 24 Haziran 1863 tarihinde Anadolu kazaskerliği payesine ulaştı. Daha önce hiçbir ilmiye mensubuna verilmemiş olan ikinci rütbeden “nişan-ı Osmani” ile mükafatlandırıldı. 13 Ocak 1866’da kazaskerlik payesi vezarete çevrildi. Efendi’likten alınıp Paşa’lığa geçirilmesi şeklindeki bu sınıf değişikliğinin onu gücendirdiği anlaşılmaktadır.
Ahmed Cevdet Paşa bundan sonra Maraş, Urfa, Zor sancakları ve Adana eyaletinin birleştirilmesiyle oluşturulan Halep valiliğine tayin edildi. 1868’de kendisine, Meclis-i Vala-yı Ahkâm-ı Adliyye’nin ikiye ayrılmasıyla teşkil edilen Divan-ı Ahkâm-ı Adliye başkanlığı verildi. Adliye nazırı oldu ve bu dönemde nizami mahkemeler teşkilatını kurarak bununla ilgili kanun ve nizamnameleri hazırladı. Bâb-ı Âli’de teşkil edilen Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye Cemiyeti’nin reisliğine getirildi. Devrin önde gelen fıkıh alimlerinin de yer aldığı bu cemiyet mecellenin ilk dört kitabını yayınlamaya muvaffak oldu. Cevdet Paşa reislikten azledilerek Bursa valiliğine tayin edildiyse de birkaç gün sonra bu görevinden de alındı.(1870)
24 Ağustos 1871’de Cevdet Paşa’ya yeniden Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti ile Şura-yı Devlet Tanzimat Dairesi başkanlıkları verildi. 1874’te Şura-yı Devlet başkan vekilliğine getirilen Cevdet Paşa, Mecelle’nin on ikinci kitabını da hazırlatmıştı. 2 Kasım 1874 tarihinde Yanya valiliğine, 1875’te de önce Maarif nazırlığı ve kısa bir süre sonra da Adliye nazırlığına getirildi. 1877’de dahiliye nazırlığına getirildi. Said Paşa başvekil olunca tekrar Adliye nazırı oldu. 26 Haziran 1880’de açılan Mekteb-i Hukuk’ta usul-i muhakeme-i hukukiye, belegât-ı Osmaniye ve talim-i hitabet derslerini verdi. 30 Kasım 1882’de Adliye nazırlığından ayrıldı ve üç buçuk yıl resmi görevlerden uzak kaldı. Bu sırada tarihini tamamladı, Kavaid-i Osmâniye’nin eksiklerini ikmal etti.
11 Haziran 1886 tarihinde beşinci defa Adliye nazırlığına getirildi. Ancak sadrazam Mehmed Kamil Paşa ile aralarında çıkan anlaşmazlık sebebiyle bir süre sonra ayrılmak zorunda kaldı. 10 mayıs 1890’da II. Abdülhamid onu Meclis-i Aliye tayin etti. Cevdet Paşa bundan sonraki hayatını ilmi çalışmalarına ve çocuklarına ayırdı. Kısa bir hastalıktan sonra 26 Mayıs 1895’te Bebek’teki yalısında vefat etti ve Fatih Sultan Mehmed türbesi haziresine defnedildi.
Ahmed Cevdet Paşa büyük bir devlet adamı olduğu kadar aynı zamanda tarihçi, hukukçu, mütefekkir, edip, eğitimci, ve sosyologdur. Batı’nın pozitif bilimler, teknik ve yönetim alanlarındaki üstünlüğünü kabul ederek bu alanlarla ilgili Osmanlı müesseselerinin Batı tarzında ıslahını savunmuştur. Avrupa kanunlarının ve kurumlarının olduğu gibi alınmasına karşı çıkmıştır. Cevdet Paşa klasik Osmanlı tarihçiliğine yeni bir bakış açısı getirmiş; tarihçilik, tarih felsefesi ve metodolojisi bakımından da eski vakanüvis tarihlerinden farklı yeni bir anlayışın yolunu açmıştır. Osmanlı tarihçiliğinin klasik geleneğine şeklen bağlı görünmek ve İslam tarihçiliğinin “ilmi tarihçilik” ekolünü takip etmekle birlikte bunun belagâta önem veren İran tarzı edebî tarihçilikle ahenkli bir terkibini gerçekleştirmiştir. Cevdet Paşa tarih felsefesi ve metodolojisinde geniş ölçüde, bir kısmının tercümesini yaptığı İbn Haldun’un Mukaddime’sinin tesirinde kalmıştır. Ayrıca talebesi Selim Sabit’e fikri dünyasının gelişmesinde Michelet, Taine, İbn Haldun, İbn Teymiyye, Zehebi, Alman tarihçisi Hammer, İngiliz tarihçisi Buckle ve Macaulay, Fransız alimi Montesqieu’nun etkili olduğunu söylemiştir.
Cevdet Paşa 1774- 1826 vekayiini tasvir eden Tarih’inde selefi olan vakanüvislerin eserlerine geniş ölçüde dayanmak ve vakanüvislik ananesini kısmen takip etmekle beraber, muasır diğer telifleri ve kaynak malzemesi ile yetişebildiği devrin ricalinden dinledikleri haberleri de kullanarak, yalnız hadiselerin cereyan şeklini tasvirle iktifa etmeyip vakalar arasındaki sebep ve netice bağlarını kurmaya çalışmış ve herhalde, zikredilen devreye ait vakanüvis teliflerini pek kıymetli bir tahlil ve tenkidini ortaya koymuştur. Bu vasfıyla gösterdiği kudret, araştırıcıları, çok defa onun eseriyle iktifa edip kaynaklarına müracaattan müstağni kılmıştır.
Tarih-i Cevdet [1]
İlk üç cilt aynı anda ele alınmış ve Cevdet’in söylediğine göre aynı anda sunulmuştu. Ciltleri herhalde müsvedde halinde 1854 yazında sunduktan sonra Cevdet, imparatorluğun en kıdemli medresesi olan Süleymaniye’de eğitim yetkisiyle ödüllendirildi. Ancak Cevdet müderris olarak tekrar bilfiil çalışmayacaktır, çünkü Tarih’in ilk ciltleri daha baskıdayken 18 Şubat 1855 kendisine diğer görevlerinin yanı sıra imparatorluğun resmi tarihçisi (vakanüvis) vazifesi verilir. İkinci cildin basılması 15 Şubat 1855’de Meclis-i Maarif-i Umumiye tarafından talep edilmiş ve 2 Eylül de tamamlanmıştır. Ön sayfadaki başlık henüz “Vekayi-i Devlet-i Aliye” olarak geçiyor. Tarih-i Cevdet adı ise sadece serlevhada beliriyordu. Tarih’in birinci tertibinin dokuzuncu cildine kadar bu böyle kalacaktı. Ondan sonra “Vekayi-i Devlet-i Aliye” tamamıyla “Cevdet Tarihi’ne” dönüşecekti. Üçüncü cildin yayımlanması iki senelik bir zaman gerektirmişti. İkinci cildin hatimesinde baskıya hazırlanması gereken bu cildin içeriği açıklanmıştır. Cevdet Paşa’nın evliliği bu yıllara rastlamaktaydı ve dönemin siyasi olayları doğrultusunda üçüncü cildin basımı gecikmişti. 19 Aralık 1856’da üçüncü cildin taslağı padişaha sunuldu. Cevdet’e bundan on gün önce Mekke Mollası payesi verilmişti.
Birinci cilt 86 sayfalık bir girişle başlar. Bu giriş, türünün geleneğinde vazgeçilmez olan tarih bilimine bir övgü dışında İslam, Osmanlı ve Kırım- Tatar tarihinin kısa birer özetini içerir. En büyük ağırlık Osmanlı İmparatorluğu’na verilmiştir. Giriş daha önce sözü edilen ve Tarih-i Cevdet’in ilkelerini içeren iki sayfayla sona erer. Ana metin 1774 tarihli Küçük Kaynarca Barış Antlaşması’ndan 6 Aralık 1782 tarihinin sonuna kadarki olaylar üzerinde durur. İkinci cilt Osmanlı Rus anlaşmazlığına ilişkin olayları ile başlar 1786 sonunda dek gider. Cevdet için ciltlerin ayrımının yüzyıl değişimine denk getirilmesi herhalde daha önemliydi. Üçüncü cildin getirdiği yenilik bunu daha bariz ortaya koyar. Buradaki metin düzenlemesindeki ilke, konu ağırlıklı bölümlerdir. İlki Arabistan tarihini, ikincisi Kafkasların coğrafyasını, Dağıstan’ın ve Gürcistan’ın tarihini anlatır. Rumeli üzerine on beş sayfalık kısa bir bölümü, Rusların İslam ülkelerine yaptığı çeşitli saldırıları Haçlı Seferleri’yle bağ kurarak irdeleyen beşinci bölüm izler. Altıncı ve son bölüm 1787/8/9 yıllarının olaylarını içerir. Bitiminde bu cilt bir yenilik daha sunar: İlk defa hatimeden de sonra gelen ve belgelerden oluşan bir zeyl, bu cildin sonunu oluşturmuştur. Bu cilt yapı ilkesi itibariyle Cevdet’in vakanüvis tarih yazıcılığı geleneğinden kopma denemelerinin ilkiydi; fakat sonuncusu olmayacaktı.
Ahmed Cevdet, Tarih’in dördüncü cildini tamamıyla 1787 Osmanlı Rus savaşına ayırır. Cevdet bu cildin düzeni ve bölümlenmesini tamamen vakanüvis Enveri’nin “Beşinci Kroniği” diye bilinen eserinden almıştır. Başlı başına bağımsız bir eser olarak okunabilir. Ahmed Cevdet , eserin ilk dört cildinde giriştiği çeşitli denemelerden sonra beşinci ciltte bilinen tarih yazıcılığı kalıplarına şaşırtıcı derecede sadık kalır. Geleneksel Osmanlı vakanüvis tarih yazıcılığının geleneğine uygun olarak siyasi olaylar sıralanarak anlatılır. Başlıca ayrımlar yıllara göre yapılmıştır ve bölümlerin iç düzeni kabaca kronolojiktir. 1790 sonu 1791 başı Osmanlı Avusturya arasındaki barış görüşmeleriyle başlar. Cevdet bu ciltte yeniden karşılaşılan belge zeylinin birinci yarısını oluşturan elli sayfalık belge metinleriyle bu anlatımı tamamlar. Yaklaşık yüz sayfalık bu zeyl fevkalade zengindir. Asıl metin 1793/4 yılının sonuyla biter. Son olarak bir özellik daha belirtilmelidir. Beşinci cildin başında, kullanılan kaynakların dökümü ve onu izleyen ayrı tutulmuş bir giriş bulunur. Mukaddimenin konusu Avrupa’nın siyasi durumudur. Bu girişle beraber Osmanlı tarihinin Avrupa merkezli dünya tarihi çerçevesinde ve ona tabi anlatılması başlamıştır; “Tarih-i Cevdet”in artık “Vekayi-i Devlet-i Aliye” olmaktan çıkmasıyla sonuçlanan bir süreç başlar.
Altıncı cilt bir önemli adım daha atar. Ahmed Cevdet, kaçırılmış bir fırsatı yeniden yakalamak istermişçesine cildin ilk üçte birini tamamen antik çağdan Fransız İhtilaline kadarki Avrupa tarihine adar. Cildin ana kısmı yine alışılagelmiş şemayı izlemektedir. Bu cilt, (1794/5-1796/7) arasını geleneksel biçimde işler, fakat ölmüş şahsiyetlerini anan vefeyat kısmı cildin sonuna konulmuştur. Bunu izleyen fezleke ise önemlidir. Çünkü buradaki üç yılın özetinde Tarih-i Cevdet’in bundan sonraki ciltlerini öncekilerden ayıran farkı ortaya koyan özellik belli olmaktadır: Osmanlı tarihi, dünya tarihinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. İşte bu perspektif değişimi altıncı cildi hem Cevdet’in yazdığı on iki cilt arasında, hem de Osmanlı tarih yazıcılığında bir dönüm noktası olarak ele almayı zorunlu kılar. Yedinci ve sekizinci ciltler aynı zamanda basılır. Yedinci cildin çalışmaları (22 Şubat 3 Mart 1871) sekizinci cildin çalışmalarını da (10-19 Haziran 1871)’de bitirmiştir. Bu ciltler altıncı ciltle başlayan yenilikle devam eder. Padişah için yazdığı ithaf namede (sadece yedinci ciltte) onun makamlara en maharetlileri yerleştirmedeki becerisini över ve bu kitabın oluştuğu sırada kendisinin herhangi bir görevde bulunmadığını belirtir. Sonra cildin en önemli kaynakları sıralanır. Bunu tarih anlatısı izler. Son bölümü bir belge eki oluşturur. Bölme ilkesi yine yıllara göredir. Yedinci cildin başındaki Napolyon’un sefer hazırlıkları 1212 yılının (1798 ilkbaharına) sonuna düşer. Anlatı 400’ü aşkın sayfadan sonra Osmanlı İmparatorluğu 1804/5 olaylarının işlenmesiyle sona erer. Sekizinci cilt bir ihtarla başlar: Cevdet herkesi, bu ciltte nakledilen olayları şimdiki saltanat altında kendi çağlarının bereketiyle karşılaştırıp bunun değerini bilmeleri yolunda uyarır. Kaynaklarının sıralanmasından sonra 1804/5 geriye kalan olaylarıyla asıl tasvir başlar. Anlatı, Nizam-ı Cedid’in gerekliliği üzerine bir muhtıra ile en önemli Avrupa ülkelerinden gelen haberlerden oluşur. 1808 II.Mahmud’un tahta çıkışından sonraki olaylarla cilt son bulur. Ciltler ilerledikçe oluşan başka bir özellik daha dikkati çeker: Yerel olayların anlatıları önem eşitliklerini yitirirler. Sekizinci ciltte bu barizleşir: Osmanlı yönetiminde baş gösteren ve taşradaki gelişmeleri gölgede bırakan olaylara nazaran Avrupa’daki olaylara daha evrensel anlam yüklenir. Tarih’in dokuzuncu cildi Sened-i İttifak yani II.Mahmud yönetimiyle ayanlar arasındaki anlaşma görüşmeleriyle başlar. Cildin ana temasını ise Avrupa’daki çekişmeler ve süregelen Osmanlı-Rus savaşı oluşturur. Sırp bağımsızlık hareketi ve Mehmed Ali Paşa’nın Mısır’da yönetime el koyması da ayrıntılı bir şekilde işlenir. Anlatı 1226 ortasında (1811/2) aniden biter.
Tarih-i Cevdet’in son üç cildi sekiz yıllık bir aradan sonra iki yıl içerisinde yayımlanmıştır. Bu üç cildin hiçbiri yapıya ilişkin deneyimlere girişmez. Yıllara ve bölgelere göre bölünmelerin çakışması artık Cevdet’in tarih yazıcılığı tarzı olmuştur. Belge zeyli de bu arada Tarih-i Cevdet için (Vekayi-i Devlet-i Aliyye başlığı artık tamamen kalkmıştır) olağan bir unsur haline gelmiştir. Bu üç ciltte monografik bir bütünlüğün oluşturulması için pek çaba sarf edilmemiştir. Onuncu cilt 1811/2 Osmanlı Rus savaşı çerçevesindeki olaylarqa giriş yapar ve 1815/6 dek sürer. Avrupa tarihinin (ayrıntıda Napolyon savaşlarının) ana tema olarak işlendiği ilk cilttir. Ama bununla bağlantı kurularak Osmanlı-Rus savaşı ve Mısır’da Mehmed Ali Paşa’nın reformları da ayrıntılı olarak ele alınır ve cilt Mısırlı reformcuya bir övgüyle sona erer. On birinci cilt 1231 yılı Osmanlı İmparatorluğundaki olaylarla başlar ve Napolyon’un ölümü, Rus elçisinin İstanbul’u terk edişi ve bir Osmanlı bildirisinin yayınlanması ile 1236 yılında (1820/1) biter. Ayrıca Verona antlaşması çerçevesinde İtalya ve İspanya için varılan karar hakkında bir paragraf eklenmiştir. Ama Yunan bağımsızlık savaşı ile Tepedelenli Ali Paşa’nın ayaklanması cildin ağırlık merkezini oluşturur. On ikinci cilt 1241 yılına kadar (1825/6) Mora yarımadasındaki olayların işlenmesiyle devam eder ve Vaka-i Hayriye, yani yeniçerilerin yok edilişi ve yeni birliklerin oluşturulmasıyla son bulur. Bir “tezyil”de Cevdet, böylece Encümen-i Daniş tarafından kendisine verilmiş olan görevi yerine getirdiğini yazar.
Diğer Eserleri [1]
• Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa: 12 kısımdır. Cevdet Paşanın en tanınmış eseridir. Hazret-i Adem’den itibaren bir çok peygamberin, İslam halifelerinin, İkinci Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının tarihinden bahseder.
• Tezakir-i Cevdet: Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır.
• Ma’ruzat: Sultan İkinci Abdülhamid’e 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiseleri takdim etmek için hazırlanmıştır.
• Mecelle: Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında bir hey’et tarafından hazırlanmıştır.
• Divançe-i Cevdet: Gençliğinde yazdığı şiirleri, Sultan İkinci Abdülhamid’in emriyle bu kitapta toplamıştır.
• Kavaid-i Osmaniye: Fuad Paşayla birlikte yazdığı dil bilgisi kitabıdır.
• Ayrıca Belagat-ı Osmaniye - Kavaid-i Türkiye, Takvim-ül Edvar-Miyar-ı Sedad, Adab-ı Sedat fi-İlm-il-Adab, Hülasatül Beyan fi-Te’lifi’l -Kur’an, Asar-ı Ahd-i Hamidi, Hilye-i Seadet, Ma’lumat-ı Nafia adlı eserleri çeşitli mevzulardan bahsetmektedir.
Kaynakça [1]
Diyanet İslam Ansiklopedisi; 7.cilt sayfa 443-450
MEB İslam Ansiklopedisi; 13.cilt Vakanüvislik maddesi
Neumann, Christoph K; Araç Tarih Amaç Tanzimat, Tarih-i Cevdet’in Siyasi Anlamı Kütükoğlu, Bekir; Vekayinüvis Makaleleri, İstanbul Fetih Cemiyeti, İst. 1994
Links:
[1] http://