Zeytin yağıyordu gökyüzünden...
Minareden bakılınca deniz görünüyordu...
Deniz yüzmek için değildir, bakmak içindir...
Haber getirir...
Zeytin yağıyordu gökyüzünden ve yağ kokukusundan insanın burun direkleri sızlamaktaydı. Yukarıdan aşağısı 3 bin zeytin ağacı, aşağısı upuzun yol. Yukarıdan aşağıya bir hüzün damlası düşüverse asırlık zeytin ağaçlarının rutubetinde yada ağaçların gümrah piçlerinde yok olur gider. Aşağıdan yukarıya, insan, hayvan, taşıt ve haber ağır ağır çıkar.
Oğlunun ayağına ayakkabı alamayan baba, kızının beyaz naylon çizmesinin boğazlarını keserek ayakkabı yapmışsa da yeterli olmamıştır. Umut için yollara dökülme zamanı gelmiştir.
Kamyonun arkasından dağlar, tepeler, bozkırlar aşıp gitmiş, bu zeytin denizine ulaşılmıştır. Zeytin bereket dir ya boşa değil. Meyvesi zeytin çekirdeği yağ, bir ağaçtan 100 yıl ye bitmez. Yağı şifa, dalı barış.
Günler hep bereket günü olmaz ya, bekleme günü de olur. Bereketin meyvesi zeytin, gün olur acı zehir tadında olur. İri zeytin taneleri bekleye bekleye kapkara olur ya, beklemekten tüm iç organlarımızın karardığı bir gündü. Düşünceler, bir saatin zembereğinin boşalması gibi zıvanasından kopuyor, gidip öbür kutup ta hercümerc oluyor. Kulak kirişte, adım eşikte zeytin dalında günler.
Bursa, Osmangazi'nin şehridir. Basamak, basamak, suların eşiğinde türbeye çıkılır, dualar okunur. Basamak, basamak hayata inilir.
Karacabey Bursa'dan ötedir. Freni patlayan kamyonun 3 takla attığı yerdir. Bir kamyon kömürün tarlalara tohum gibi serpilmesidir. Hayatta kalma mucizesidir. Karacabey Devlet Hastanesinden kaburgaları kırık bir adam, bir haber iletebilmek, bir haber olabilmek için kaçmıştır-ne haber iletebilecek bir canlı, ne habet iletebilecek bir araç imkanı yoktur- Sağlık durumunu kontrol altında tutmak isteyen doktorlar çıkışına izin vermemektedirler. Babamdan bilirim Karacabey Devlet hastanesinde anahtarcı baba, hastalara çorba getirmektedir.Tanıdığına da tanımadığına da. Çorba insanın içini ısıtmaktadır. Belliki içinde ihlas var.
Ben karneyle ekmek almanın ne demek olduğunu, bir memlekete ait olmadan nasıl yaşanabildiğini, zeytin ağaçlarını, uzak olmayı, uzakta olmayı, kitap okurken her iki yanımda melekleri görmeyi o günlerden bilirim.
Minareye çıkayım elim kulağımda ezan okuyayım. Kurtlu incirleri dalında yiyeyim...