2000 yılından beri hayatımıza kabul ettik Gerçek Hayat’ı. Gerçek hayatımız oldu bir bakıma. Gökyüzünde kurulup yeryüzüne yeryüzüne indirilen şehirdi. Gerçeğe sadakat şerefimizdir diyorlardı. Genç abilerimiz vardı derginin başında. Önce Hakan Albayrak ve Gökhan Özcan bayraktarlığını yaptı daha sonra Murat Menteş. Dönem dönem abone olmuşuzdur, dağıtımcının geç getirmesine kızıp bayiden takip etmişizdir çoğu zaman. Bu toprakların sesidir her şeyden önce. Genç ağabeylerimizin bir dönem heyecanı heyecanımız olmuştur. Yaşımız büyüyünce –olgunlaştığımızı düşünüp- eleştiriler de yapmışızdır. Muhalif olmayı öğrenmişizdir bir de. Hakan Albayrak’ı orada okumayı sevmişizdir, Gökhan Özcan’ın ters köşesini köşeye çekilerek okumuş, Murat Zelan’ın antikapitalist sayfasını tebessümle takip etmişizdir hep, biraz da düşünmüşüzdür hani… Ve Murat Menteş. Yazdıklarıyla, konuştuklarıyla… Editör yazılarıyla…
Gerçek Hayat’ın son sayısını elime aldığımda her zamanki gibi editör yazısını açtım. Murat Menteş’in vedası diyordu… Soğuk bir duş almış gibiydim. Önceki hafta Gökhan Özcan ve Murat Zelan’ın da ayrıldığını söylemişti bir arkadaş, Murat Menteş de ayrılacak demişti. İnanmak istememiştim belki de, Murat Menteş başkaydı, editördü, yazıişleri müdürüydü. Gerçek Hayat’ın bütün yükünü omuzlayan bir mihmandardı. Editör köşesinde birkaç paragrafla harika tespitler yapan, kelimeleriyle zihnimizi sarsan yaptığı söyleşilerde “vay canına” diyen bir genç adam, hayır hayır son yazısında artık gençliğinin sonuna geldiğini söyleyen bir yazar.
1974 yılında İstanbul’da doğan, çocukken bisiklet tamiriyle uğraşan, ufak tefek sihirbazlık numaralarını öğrendikten sonra sihirbaz olmaya heveslenen, daha sonra boksa merak saran, yediği yumruklar dayanılmaz olunca ringlere veda eden ve şiir yazmaya başlayan, yayınevlerinde çalışan bir yazar-şairdir Murat Menteş. Espritüel bir dili var, kelimeler nimettir diyerek kelimelerle oyun oynanmaz diyor, nitelikli düşüncenin edebi dille aktarılmasına inanıyor, incelikli anlatımdan yana, okura saygılı, süslü bir ifadesi yok ancak ruhu olan cümleler kuruyor. Bütün cümleleri sarsıcı, okuru afallatan, yumruklayan, tahrip gücü yüksek kelimelerle örgülü.
Bir gün Vadi Yayınları’nda oturuyorken Nihat Genç, “Bu çocuk harika. Zeki, mükemmel, Türkçe’yi mükemmel kullanıyor” diyordu ve “Murat’a söyleşi vermek, bir konuda beyanda bulunmak benim için büyük keyif” diyerek ekleme yapıyordu.. Ercan Şen ise “Dublörün Dilemması’nı okurken kurgusuna şapka çıkardım” diyerek teyid ediyordu Nihat Genç’i. Bir derginin yükünü omuzlarında taşımak kolay değildi elbette. Ve bu kadar yoğun bir zamana rağmen çıkarılan kitaplar… Öyle ki derginin basıldığı her çarşamba sabahı uzun bir uykuya dalmak istiyor.
Bütün bunların yanında, 10 ağustos 2006 perşembe günü saat 19:30’da Türkiye Yazarlar Birliği’nin Sultanahmet’te tramvay yolu üzerindeki merkezi Kızlarağası medresesinde Filistin için düzenlenen şiir akşamında olağanüstü güzellikte olan bir konuşma yaptığı söylentisi dillerden dillere dolaşmaktadır. Görmedik ama o duygu yoğunluğuyla kelimeleri birleştirip neler söylediğini tahmin edebiliyoruz az çok.
Kuzgunun Gölgesi (Şiir, Yediiklim Yayınları, 1999), Kaosa Mütevazı Bir Katkı (deneme, Şule Yayınları, 2001), Aynalı Barikatlar (Deneme, Şule Yayınları, 2003), Dublörün Dilemması (Roman, İletişim Yayınları, 2005) kitapları yazmıştır.
Kuzgunun Gölgesi’nde ilk dönem şiirleri mevcuttur. Kendisiyle yapılan bir söyleşide şiir çok fazla yazmadığını söyleyerek bir Yunus Emre varken, bir İsmet Özel varken bütün bunların üzerinde şiir yazamam diyordu. Yeni bir şiir kitabı hazırlığı içerisinde, adının Garanti Karantina olacağına dair rivayetler dolaşıyor kulislerde.
Kaosa Mütevazı Bir Katkı, medya ve imaj dünyası eleştirisidir. Medyanın hayatımızdaki yıkıcı, mahvedici etkileri ele alınmıştır denemelerde.
Aynalı Barikatlar kitabında ise terörün gündelik hayatımıza nasıl sindiğini anlatmaya çalışıyor. 11 Eylül ve hayatımıza getirdiği yeni yaşama tarzından bahsediyor. Menteş’e göre terör yeni bir iletişim biçimi olmuştur.
Dublörün Dilemması ise heyecanlı bir roman. Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Baretta, Umur Samaz, Habib Hobo, Pippo Zaza, Al Capone, Rıza Silahlıpoda, Roza, Ferruh Ferman ve Dilara Dilemma. Aşk-iş dünyası-mafya-polis çemberinde dolanan bir roman. Nuh Tufan’ın yakın arkadaşı İbrahim Kurban’la olan macerası. Müthiş bir hayal gücü ve entelektüel birikim gerektiren bir roman. Yavuz Turgul Dublörün Dilemması’nı film yapmak için çalışıyor şimdilerde…
“Gerçek Hayat, bizim için bir yuva, sığınak, yerine göre bir oyun alanı, bir battaniye, bahçe, meydan, cami, bir uzay istasyonu oldu. Burada doğduk, hafiften pişer gibi olduk.
Tam anlamıyla acı tatlı günlerimiz oldu.
Vay canına… İyiydi be.
Bugüne dek, yaklaşık 4 yıldır filan, derginin yazı işleri müdürlüğünü yürüttüğüm için, dergiyle ilişkisi olan herkesle bir şekilde ben muhatap oldum. Çok zor iş. İnanın. Yeri geldi, çok sevdiğim, saydığım insanlar bile bana kızdılar, benden incindiler. Niye? Birinin yazısı dergiye sığmadı, erteledim, biriyle röportaj yaptım başkaları alındı, bir yazı yazdı, belki iyi yazamadım, ne bileyim, bozulanlar oldu… Binlerce ilişki, iletişim, diyalog sorunu, pürüz yaşadık. N’apalım, bu iş de böyle. Fakat yemin ediyorum, kimsenin kalbini kırmak gibi bir niyetim yoktu. Herkes hakkını helal etsin, yoksa kesin cehennemi boylarım. Lütfen, kızmayın bana artık. Bakın, gidiyorum” diyor Murat Menteş veda selamında.
Soğuk bir duş etkisi yaptı Murat Menteş’in dergiden ayrılışı bende. Fazlasıyla alışmıştım. İnsan bu alıştığı şeyler artık hayatında olmayınca afallıyor. Bende de böyle oldu, inanın. Gerçek Hayat dergisi diyorum, neyi neresinde bulabileceğimi, olaylara nasıl bakacaklarını tahmin ediyordum. Bu yüzden en çabuk ve en uzun süreli okuduğum dergi oldu. Bir çeşit Gerçek Hayat müptelasıydım, kabul ediyorum. Neyse lafı fazlasıyla uzatmaya gerek yok. Neyi nasıl anlatacağımı bilemiyorum, bu yazı hiç yazılmamalıydı da aslında.
Murat Menteş’e, Murat abiye [Bizim Murat’a] Nokta dergisinde başarılar diliyorum. Umarım içindeki heyecanı hiçbir zaman kaybetmez bu kocaman yürekli adam.