
Bir gün yine karşıma çıksan, hayatın bu nüktedan dokunuşunda herşey fotoğrafın kadar sepia...
Bir şarkı dinlettim yine bahara, içimden affetmek geçti şiirler yaralarken kan ravan gençliğimi! Şiirler patlattım gözlerinin önünde bekçilerin; kimse ses edemedi, dünyayı yıksam kimse umursamayacak sanki. Ne malayaniymiş, ne de boş varlığın! Anlamak anlamsız karelerden geçiyor şimdi. Patlattım flaşlarımı yaktığım fotoğraflarımızın üstüne. Bir şarkı daha dinledim adın henüz dilimde, unutmak istiyorum ama niye?
Yeni bir yaşam için çok mu erken geçtik bu yoldan; kaybolmak için çok mu erken anladı bizi hayat, bilmiyorum. Çok şey bildiğimden değil bu zembilli sözlerim, bu yanıltıcı hava; bildiğimin eminliğinden geçiyor sözlerim. Anlamlandırmak için etliyi sütlüyü çalışmalıyız, bu gidişle öyle görünüyor ki çalışmalıyız. Bir yaşam istemeye tutulmuş yüzümüzü yok etmek istiyorlarsa eğer, gözlerimin içine de içine bakıp yüzüme haykırmalılar bu çirkin sözlerini. Bir kül tablasından külleri dökmek gibi olsaydı hayat; her an ayaklarımızın altına serilmiş olanları ile bir yol olurdu ezilmişliğin yürüdüğü gözlerimize. Çok mu yalancı bir bahar yaşıyoruz, çok mu geç olacak yine yarın? Bilebilseydim yüzümde açan o kırmızı güllerin aşkını!
Gittikçe yassılaşan bu dünyanın meridyenleri artık o kadar daraldı ki! Her an bir birine çarpıp başımızın üstünde patlayacakmış gibi bu kuşlar. Eskisi kadar da yavaş değil artık hastalıklari, bir yakasından tuttumu bizim yaşlı mavimizi hayreyle Ya Râb mesafelerin boşluğunu. Bir dağın yamacına serilmiş ve tırmanabilenlerin tek bir karede görebildiği dünyanın üzerinden atlamaya çalışmıyor bu badireler, bizim geçeceğimiz de yok zaten bu dereden. Yuvarlanan taşlara ne kadar yaşam vereceğiz, daha ne kadar umut besleyeceğiz bu sarp kayaların dualarında; şimdi uzakta ruhun, odam hayalsiz ve ruhsuz tıkınıyor yine, ve yine dinleyen birileri yok beni bu ruhsuz kelimelerde. Dünyanın sonunu yazmaya kalkan ellerim ve yaşamaya çalışan yüreğimin tik taklarını duyuyor insanlar. Sessizlik!...
Boşluk ruhumuzda titrek dallar arıyorken ellerimiz de yokluğu arıyor. Hissedebilmek için eğiliyoruz henüz ateş bulunmuşken üstüne. Sıcak! Aslında daha değilken döküldü sıcaklığım sıcağın üstüne. İsmini birileri koymuş ve bende buna tabiyim. Çaresizce olsa da; sıcak! İkinci bir savaşın ortasında büyük bir aydınlık, cesetler fışkırırken topraktan ölüm akıyor geleceğe. Makinaların ellerine dokundun mu hiç bir gece kendi sokağından geçerken...
Direklere takılıyor sözlerim, ben tellerden geçmeliyim. Sesim değişse de içinde hayata böyle de seslenmeliyim.
Bir şeyler duyuluyor uzak mesafelerin yakın ölümlerinde:". bir gün yine anlamlandırmak için hayatı ellerimizi kaldıralım gökyüzüne! Ölümün bostanlarından alınmış yemişlerle doyuralım karnımızı; bu insanlar korkuluk gibi durmuyorlar mı içlerinde? Yine ölelim hep beraber, şöyle toplanıp usulca deniz kıyısında, kaydırdığımız taşların üstüne çıkıp. Söyleşiriz belki saatin kaç olduğunu ve metal ile kanımızın ne kadar da uyuştuğunu..."