II
11-2-2002 
Kısa bir süre sonra Mikat sınırlarındayız, Efendimizin Mekke’ye giderken ihrama girdigi yer. Hafızamdaki başka bir hatırası Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed'in burada doğduğu... İhram için gerekli fıkhi meselelere burada başlıyoruz. Hiç bir heyecan buraya benzemez. Allah'a söz veriyoruz ve O'na gidiyoruz... ”Lebbeyk” nidalari burada daha anlamlı… Hakikete gidiyoruz… Heyecan, sevinç, coşku... Yaşamayan hiç bir duygu yok burada... Kalblerdeki aşk yangının bereketini dışarda hissetmek hiç de zor değil. Beyaz ihramları burada giyiniyoruz. İhrama girmek çok hassas ve dikkatli olunması gereken bir an. Yoksa cezası var. Biraz daha genç, sağlıklı olanlar "hacc-ı kıran"a niyetleniyor, yol boyunca “Lebbeyk” nidalarına tüm yeryüzü eşlik ediyor. Burada sadece hayat ve aşk var.
Mekke’ye yaklaştığımızda (harem bölgesi için) gece vakti ok işaretlerini takip ediyoruz. Bazı yasakların başladığı bölge Harem... Avlamak, incitmek gibi... Etrafı dağlarla çevrili bölgeden geçtikten sonra ışıklar görülüyor ve aniden kendimizi evlerin önünde buluyoruz. Burası Mekke… Vadilere, yamaçlara inip çıkıp otele geliyoruz, kalcağımız yere valizler indiriliyor ve biz abdestleri alıp Mescidi haram’a doğru birbirimizden tutunarak karanlıkta ilerliyoruz. Sadece siyah gece ile beyaz ihramlılar... Aniden “lebbeyk”nidaları kesiliyor ve tekbirler getiriliyor, anlıyoruz ki Kabe karşımızda… Kalbler sanki dışarıya fırlalayacak, Ey kalbim biraz daha gayret! Yavaşça Kabe'ye bakıyoruz. Hayret... Biraz önce duracak olan kalb öyle sükûta eriyorki. Yorgun olan kalbler dinleniyor onu gördüğünde. Hacer-ül Esved'i selamlayarak ve onun bulunduğu noktadan tavafa başlıyoruz... Makam-ı Ibrahim'de kılınan namazdan sonra sayh yapıyoruz anne Hacer’i düşünerek, İsmail susamış çünkü... Say yapılan kısım Mescid-i Haramın içerisinde. Zemzem kuyusunun dışında Safa ile Merve birer tepecik. Arada bir yol. Say'dan sonra tebaruk haccı yapanlar ihramdan çıkıyorlar, Hacc-ı kıran yapanların bayram gününe kadar beklemesi gerekiyor. Eve gidiyoruz, ihramda kalanlara özel muamele yapılıyor, ihrama zarar verilmemesi için, Vakit buldukça onlara haccın fikhî meseleleri ile ilgili kitap okuyorum. İşin içinden çıkamadığımız zaman hocamıza soruyoruz. Akşamları otelin çatısına çıkıp "Cebel-i Nur" Dağını izliyoruz… Tam karşımızda.
18-2-2002
Sabah saat altı Sevr’e çıkmaya gidiyoruz.Sevr'e sığınmak için.Grupta her çeşit insan oldugu icin tam iki saat sürüyor Sevr’e çıkmak. Ara sıra teyzelere “cok az kaldı” diye diye avutuyoruz….Yolda Türkiye’den gelen hacılar da var. Hakkını yememek lazım Sevr’e en güzel tırmananlar karadenizliler. Mübarekler sanki dağ ile savaşıyorlar.Ve espiri yapıyorlar “Of’luyuz direk Allaha bağlıyız” Sevr'e çıkarken hayret ediyorum...Şimdi yol yapılmış olduğu halde insanlar çıkmakta zorluk çekiyor, 50 yaşları geçmiş iki arkadaş develerle nasıl çıkmış? Öğreniyorum ki develerin böyle bir özelliği varmış.Dağa çıkmakta zorlanmıyorlarmış... İki saat sonunda Sevr mağarası önündeyiz, biraz kendi halimize kalıyoruz...Bir yanda Mekke’den arkadan gelenlere, diğer yanda Medine yönüne bakıyoruz. Mağaranın içi küçük aklın hesaplayamayacağı şekilde.
19-2-2002
Sabah saat 07:00 önceden Mina’ya gidiyoruz Şeytan taşlamanın nasıl olacağını görmek için. İkindi vakti. Tavaf bitmiş bir teyzeyi kaybediyoruz.Tüm aramalar sonunda karşımıza çıkıyor.Bazıları çıkışıyor “nerdeydin, bizi korkuttun?”, “ Ben kaybolmadım, siz beni bulamadınız” diyince herkese bir gülme. Efendimizin evine yöneliyoruz. Askerler nöbet bekliyor yaklaştırmıyor. Beytullah'a gidin diye işaret ediyorlar. Yine muhabbetli bir teyzemiz derdini türkçe anlatıyor, sanki anlıyor gibi ”oğlum yıllardır hasretliğini çektim, az müsade et”. Asker artık fazla diretemiyor, gerçekten anlamış gibi. Evin etrafinda dolaşıyoruz, küçük beyaz badanalı bir ev. Ebu Kubeys dağının eteğinde. Mescid-i Haram'a oldukça yakın.
20-2-2002
Otobüs bekliyoruz arafata çıkmak için.Otelin alt katında telaş, heyecan, kargaşa… İhramdan çıkmış olanlar tekrar ihrama girdiler. Saat gece 1:00 sularında Otobüs geldi. Hareket ediyoruz; her yerde sessizlik, yollarda köprü , altlarında, yerlerde insanlar yatıyor. Arafat'ta ki çadırımıza yerleştik. Dualar zikirler namazlar. Tam bir mahşer provası imiş. Her bir çadırda farklı sesler dualar. “Kudüs” deniliyor hıçkırarak. Her millette, her renkte insanlar beyaz bir örtünün altında. Arafat Haccın en heyecanlı yeri. Telaş, acele, bir şeyler unutmanın korkusu. İnsan sadece kendi derdine düşüyor, vakfeye duruyor mahşer günü gibi… Öğle ve ikindi vakitlerini burada cem ediyoruz.
İkindi sonrası Muzdelife'ye doğru yola çıkıyoruz. Taşları topluyoruz, Arafat'ın tersi çok sakin ve sessiz. Gece örtüyor her yeri. Yamaçların eteklerinde taş toplayanlar beyaz kelebekleri andırıyor. Buradaki I. vazifemizi tamamladıktan sonra gece saat 03:50 gibi Mina’ya doğru yola çıkıyoruz. Son durağımız...”Lebbeyk “ nidaları yankılanıyor Mekke'ye doğru. Yolda sabah namazını kılıp Vakfe'mizi yapıyoruz.
Sabah saat 08:00 Mina'dayız mahşer gününün korku ve heyecanı… Anonslar, yol tarifleri... Bir kargaşalık olmaması için rehberimizi takip ediyoruz, polisler yön gösteriyor; heyecanın dorukta oldugu yer. Küçük, orta ve akabe denilen büyük şeytanın bulunduğu yere gidiyoruz. Hiçbir şey göremiyorum... Uzun boylu iri yarı hacıların arasında kayboluyorum... Eziliyorum koluma basıyorlar. Sonra da eşim buluyor beni “hemen taşı ve vekaleti ver” diyor; çaresiz veriyorum. “Arkadan dönmeden gel” diyorlar ama ben çıkamıyorum, onlar da çekemiyor daha tehlikeli olur diye. Epey bir zaman sonra çıkabiliyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum Halbuki bugüne kadar heyecan ile beklemiştim. Ayakkabım çantam ortada yok, kimse ile konuşmadan gidiyorum. İçimde büyük bir eksiklik... Sonra hocamız ortalığı biraz yumuşatmak için şaka ile "gerçek savaşçı sendin diyor. Diğerleri hiç yara bile almadı savaşta, insan savaşta yara almaz mı?
Kurbanların kesildiği haberi geliyor. Saçlarımızdan bir tutam kesiliyor ve ihramdan çıkıyoruz. Ve bugün bayram günü. Yaşanılabilen en dolu bayram, yıllarca kardeş hasretinden sonra tüm kardeşlerimle bayramda bir aradayım nihayet. Ziyaret tavafı için Beytullah'a gidiyoruz....
Bayramın ikinci ve üçüncü günü tekrar şeytan taşlamaya gidiyoruz. Yollarda herşeyi görmek mümkün; kaybolan, unutulan, bırakılan... Bayram günleri takibinde fırsat buldukça umre yapılıyor.
27-2-2002
Veda tavafı için Beytullaha gidiyoruz.
28-2- 2002
Herşeyin sonu oldugu gibi bizde burada kalıcı olamıyoruz. Mekke’den ayrılıyoruz ama yönümüz Medine değil…