Vedat Aydın’a…
seni, izin ver, tumturaklı bu yerden
banknotlarla bankaların ünsiyetiyle
kurulu düzenlerin ortasından alayım
ve tozsuz raflarından birine koyayım
kalbime seni… izin ver!
önümüzden rahleleri kaldırması mühim mi
yanlış kasıt taşıyan şaşı korucuların
onların kalın gerdanlarından -iyi biliyoruz Vedat Abi-
müminlerin can havline bir tehlike yok
ama haritalar değil mi birinden ötekini
burnumuzun dibinde baş veren çıbanlardan
ve kümeslere dadanan tilkilerden tarh edip
ikimize yurttaşlık bağışlayan zahiri
demek ki dünyayı kundaklayan caniler
aynı listede fişlemişler ki bizi
hamd olsun, seninle tanışıyoruz
ya bundan sonrası Vedat Abi, ya bundan sonrası?
yaşlarımız arasındaki enkazı devralacak olan biz miyiz şimdi?
kırılmış kaburgaların ve patlayan damarların açtığı gedikleri
er yaşta çocukların dudaklarından sökülen gülümsemeleri
biz mi, bizim buharlı ve şifahi ellerimiz mi onaracak Vedat Abi?
gözlerimiz güneşle bu kadar çarpışmakla
binaların gölgesinde eriyen gövdelere bir yemin verdi sanki
büyük yapıtların gölgesinde tünemenin yemini
büyük adamların adamları olmak için evvela
bekleyişin ve ilk yeminin yemini
seni de, benim kadar ayaklandırıyordur muhakkak!
çünkü kanatlarımızın uçarken bu denli benzemesi
aynı kozanın içinde volta atmamızdan olacak
öyleyse haydi, doğru bahar için kemiklerimizi zangırdatan
uçuşlar ve aşk için doğru biçimde nadas
ve doğru ezana doğru kulaklar yetiştiren ilmimiz
kurtarsın bu zulümden kardeşlerimizi
bizi, yani aşk için kervanlar ve otağlar kuran kavmi
“vahlul ukdeten min lisani ve yefkahu kavli!”