
Günün dev istiridye kabuğu nasıl çatlarsa doğu tepelerinin üzerinde. Beklenmedik. Üzgün. Usul. Şafak vakti. Öyle. Yıkanmış yepyeni bir gün. Nasıl çatlarsa üzüntüden kabuğu. Uzak tepelerin üzerinde. Gün. Nasıl kan revan içinde kalırsa. Nasıl gülümserse geri getirilmiş kaçaklar gibi. Üzgün. Apansız ve usul. Kapımızda. Gün doğmadan. Nasıl tırmanırsa Süphan’ın eteklerini. Kızıl. Kımıltısız. Kırgın. Bir gelincik tarlası nasıl yayılırsa eteklerinden yukarı Ağrı’nın. Yeleleri uçuşan. Bir tay sürüsü nasıl yayılırsa eteklerinden yukarı. Ağrı’nın. Yolu uzun olacak bir okun gerilen korkunç yayı gibi. Nasıl yayılırsa kısraklar. Ceylan sürüsü. En mahrem yerinde ormanın ve en karanlık. Nasıl başlarını kaldırırlarsa birden ürkerek. Ağızlarında birer tutam yeşillik. Nasıl kalakalırlarsa. Geri getirilmiş kaçak ışıyınca. Yüce dorukları üzerinden kayınların, gürgenlerin.
Gerçekten üzgün.
Gerçekten kızarmış bir gülün.
Nasıl korkunç bir çağrıya dönüşürse bekleyişi.
Nasıl boyun eğmişse artık yaşamın öte yanına.
Dark side of the moon.
Dark side of the life.
Dark side of the moon.
Kendinden büyük, şizofren ağabeyi içeri girdiğinde kahvenin kapısından salyalar içinde. Nasıl susarsa küçük kardeş. Utanırsa. Gerçekten üzgün. Gerçekten kızarmış. Yapının en derin karanlığında. Kalbinde. Günah çıkarma ininde nasıl birikirse insan kiri. Nasıl çıkarsa bacalarından sonra. Gerçekten susmuş bir gül. Gerçekten üzgün bir yapı.
Dolarla ve Euro’yla bilmeden çarpışmış ve yenilmiş halkı yoksul.
Nasıl üzgünse bilmeden. Eminönü’nde. Nasıl yürüyorsa minarede örümcek adam. Nasıl yürüyorsa güneş. Kaçak. Kızıl. Nasıl engel olamıyorsa müezzinli şerefe. Bekçili ezan. Nasıl akıyorsa masum sürüngen. Nasıl akıyorsa değişmiş zaman. Nasıl akıyorsa harfler kâğıtta.
Nasıl çare olamıyorsa akşamın olmasına Galata köprüsünün parmaklıkları.
İnsan: Bir şekilde nasıl yoksa. Nasıl mümkün değilse insan. Nasıl neyle yaralanmış olduğunu hatırlamıyorsa. Nasıl akıyorsa İstiklâl caddesi. Nasıl içimden çekiliyorsa A.’yı hatırlamak şimdi. Güneş gibi. Nasıl oluyorsa. İstiklâl caddesi. Nasıl yaşıyorsam. Nasıl yaşıyorsa. Ağzı suskun. Karnı dolu. Nasıl kusuyorsa hanlar akşamleyin. Nasıl suskunsa pul yalamış dudakları kulelerin. Nasıl sokulmuşsa içimize. Bağırsakları olan bu şehrin İstiklâl caddesi.
Şimdi buradan, çay fincanımın arkasından.
Asmalımescit’teki bu bir ayağı kısa tahta masanın arkasından.
Haykırıyorum sana.
Üzülme artık.
Yeryüzünün bir akşama daha tahammülü yok.
Yeryüzünün, kendininkine eş bir suskunluğa daha tahammülü yok.
Bir jeolojik kaçınılmazlığa daha tahammülü yok.