Bir şehir düşünün insanları geçmişin kalıntıları içinde yaşar. Her köşesine kimliğini bulmak için sofistike isimler verir. Sokak başlarında bitmek bilmeyen ezanlar için camiler inşa eder. Kadınların ve erkeklerin otobüslerini ayırdığı iddia edilen başkanı ve oralı olmayan hoca efendileri ile ünlüdür.
Yeşilin içinde kaybolacağı bilbortlarda temenni edilmiştir. Selçuklu kültürünü toplumsal bilince tekrar sokmak için ucuz beyinlerle çalışır. Bir çok kitabevi, yayıncısı ve kocaman bir üniversitesi olmasına rağmen entelektüel oluşumlara kapalı bir kastla; burjuvazisi sanatsal ve kültürel etkinlikleri finanse edecek bir akla ve duyguya sahip değildir. Yurt dışında çalışan binlerce insanı vardır; hepsi parasını yastık altı yapıp şeytanın bile bulamayacağı yerlerde saklar.
Bu şehirde insanlar köylerinden getirdikleri muhafazakarlıkları ile yaşar. Cuma namazlarını hiç aksatmazlar. Alış veriş merkezlerini de muhafazakar elbiseleri ile şenlendirirler. Şehir eğlencelerinde göbek atan kızları vardır. Yarınlar için hazırladıkları kefen paraları ve hacca gitmek için esirgedikleri dolarları...”Yusuf’un güzelliğinden banane”, “iki günlük Müslüman” gibi laflar sarf eden boru suratlı ilahiyatçı herifleri ayrı bir renk katar bu şehre...
Dükkan dükkan dolaşıp Kur’an okutan, karşılığında aldığı paralarla daireler satın alan hocalar da vardır bu şehirde. Sakal-ı Şerif için sıraya girerken yükselen borsadan konuşurlar; sahtekar batık holdinkler için bela dilenirler gurban oldukları Rablerine. Bu şehirdeki insanların her işi ya seneyedir ya harmana... parmakları kınalı kızları için kilo kilo altın isterler. Gonyamız da pek güzel diyen (sadakasız, zekatsız); İsrail lanetine küfreden göbekli gayrı menkul zengini yerlileri vardır.
Bu şehirde işçiye geçineceği kadar para verilmez. Özel sektörün çoğu 15 günlük sigortasını yatırır emeğini sömürdüğü garibanın. Hatta para bile vermez bir çok ekstra yaptırdığı iş için. Herkesten topladıkları paralarla zenginleşen hesap sorulamaz patronları vardır. Sahtekarlıkları medyasına yansımayan; kirli ilişkilerin içinde oldukları halkınca bilinen sonradan vurguncuları da etliekmeği kadar meşhurdur.
Bu şehirde insanlar tavır koyar gibi yaparlar ama hiçbir tavırları yoktur. Gölgesindeki insanların güçleri ile yaşarlar. Kalabalıklar içindeyken saldıran köpekleri vardır. Tek başına ululanamaz bu şehirdekiler. Kavgalar da kimseye taraf olmazlar. Her ikisini de suçlu bulurlar izlerken. Öyle bir donuktur ki suratları izlerken kışkırtılamaz ruhları. Bakarlar bakar gibi.
İnanmam ben bu şehrin insanına. Her şeyiyle sahte gelir bana. İnancı yalandır, isyanı yalandır, adamlığı yalandır, zengini, fakiri, yazarı, okuru neyse işte hepsi yalandır. Mevlanasını bile et, hamur, peynirle karıştırıp yer. Pazarlarında satılan ürünleri cilalıdır. Müşterisi esnafına güvenmez; talep ettiği malın fiyatının yarısını verir. Müşterisi de alırken kazanmayı düşünür. Ucuzcudur bu şehir. Yolunacak kaz arar; kazlarda kazları...
Dindarlığın çokça kullanıldığı, dinsel simgelerin banknotlara dönüştüğü başka bir şehir yoktur bu ülkede. Komşularına bile yardımlığı esirgeyen; duyarlılıktan mahrum bu kentte; Filistin için ağıtlar yakılır. Davetleri Firavun sofrası gibidir. Şerbetten sonra etli pilav istenir bu kentte yeter ki varlığından haberdar olunsun kaynayan kazanların...
Huzuru dinden ziyade dindarlıkta bulan, son model arabaların arkasına (bir zamanlar) zengin olmanın şifrelerini yazan sahtekarların; lüks sitelerde dünyaya arkalarını döndükleri bir şehirdir burası; Çöpleri toplayan ve hayatlarını bunlarla kazanan insanların artık çoğaldığı ve bu insanların yüreklerindeki Allah’ın büyüklüğünü ve gazabını çoktan unutanların yaşadığı bir şehir...
Bizler oralı olarak bu şehri bütün pislikleri ile görüyoruz. Adına da kutsal ithamlar da bulunuyoruz, istemesek de...