TGRT'nin Rupert Murdoch'a ait News Corporation Şirketi'ne satışı bir süre önce gerçekleşmişti. Yayın politikasındaki değişiklikler kendini hissettirmeye başladı. Bu değişim 24 Şubat 2007 Cumartesi günü TGRT logosunun yerine FOX’un alması ile bu süreç tamamlanmış oldu. Bu değişim İslam dünyasında değişik formatlarda yaşanan sürecin değişik bir halkasıydı. Satışı gerçekleştiren her iki tarafın kimliği nedeniyle üzerinde iyi düşünülmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
TGRT tarikat geleneği içerisinde oluşturulan bir medya grubuydu. Gazete, kaset, prodüksiyon, televizyon gibi medya araçlarını kullanıp tebliğ merkezli bir yapılanma gerçekleştirmeye çalıştı. İhlas Holding bünyesindeki bu organizasyon birçok iş kollarına bağlı olarak büyüdü. Bu büyüme üretilen ürünlerin kalitesine bağlı olarak gelişen bir büyüme ve kuruluş değil Anadolu insanı edebiyatı yapmak istemiyorum ama halkın bağışları, zekâtları, sadakaları ile oldu. Bunun dine hizmet için yapılan bir faaliyet olduğunu düşündüler. Bu kurumun ürettiği malı almak ibadet anlayışıyla hareket ettiler.
FOX televizyonu ise ünlü medya patronu Rupert Murdoch’a ait bir televizyon kuruluşudur. Amerika’nın Irak’ı işgaline verdiği destekle gündeme geldi. Amerikan kamuoyunu savaş hakkında yanlış yönlendirmekle itham edildi. Neo- conlara yakınlığı ile bilinen grup medya manipülasyonu noktasında en ustaca manevraları yapan yapı olarak biliniyor.
Bu satış öyküsü normalde yurt dışı sermayenin Türkiye’ye yatırım olarak düşünülebilir. Ancak satış gerçekleştiren tarafların kimliklerine bakıldığında öncelikle TGRT’nin şahsında Türkiye’de yaşanan dönüşümleri iyi okumak noktasında iyi veri teşkil etmektedir. Burada yaşanan olay Türkiye’de sıkça yaşanan bir olgunun parçasıdır. Halkın dini hassasiyetlerini önceleri iyi niyetle hareket edilerek yönlendirmek için süren çabalar bazı noktalarda bireysel çıkarlara dayalı bir çalışmanın unsuruna dönüştürülmektedir. Almanya’da toplanan ve Anadolu’da kurulan kartondan şirketler yoluyla batırılan paraların öyküsünde de din merkezli istismarın yaşandığı gözlemlenebilir. Almanya’da ve Türkiye’de dini referans alarak kendini ifade eden kişilerin halk üzerinde bunu kullanarak rakamlarla zor ifade edilebilecek meblağların halkın cebinden alındığını görüyoruz. Bu paraların hangi uluslararası sermayeye aktarıldığını da bilmiyoruz. Nihat Genç bu satış üzerine televizyonda yaptığı yorumda şunları söylüyordu: “Allah diyerek yola çıkmış, Mevlana diyerek yola çıkmış Müslüman halka ahlak getireceğiz, yıllardan beri medya kanalları masonların elinde laflarıyla geldiler. Müslüman halka çıplak kadın şarkıcılar olmayacak, dualar okuyacağız, Kur’an okuyacağız diyerek gazeteciliğe girdi. Önce halkın paralarıyla kurulan finans bankasının çöküşü ile İhlaszedeler ortaya çıktı. Şimdide televizyonu dünya medya devi olan ve Neo- conlarla işbirliği yapan bir gruba satıyorsun. Biz nerde yanlış yapıyoruz. Bu topraklar nerde yanlış yapıyor. Şüphesiz Enver Ören beyin içtiği bir pınar vardır. Su içmişliği vardır. gittiği bir cami vardır. Yolda elini öptüğü bir yaşlı dede vardır. Sen bu toprağın çocuğusun. Müslümanım müslümanım, Allahım Allahım deyip sonra dünyanın en şaibeli işadamına ve kapitalistine parayla bunu satıyorsun. Buna artık ne diyeceksin. Bu topraklarda büyüyen, Hacı Bektaş Veli yollarında, dergâhlarında bu dualarla ilahilerle büyüyen, bu kurtuluş savaşıyla büyüyen, bu bağımsızlık rüzgarıyla gelen bu topraklar bu kadar büyük aldanma ve ihanet içinde olmamalı diyorum” Din toplumun en hassas etki merkezini oluşturduğu için güç gruplarıda değişik dönemlerde bunları yönlendirmek için ciddi çabalar içerisine girmişlerdir. Din merkezli yapılanmaların (cemaat, tarikat vs.) iyi niyet ve çabaları belli bir süreçten sonra halkın din algısını afyonlaştırmıştır. Dinin temel dayanakları olan Adalet ve Özgürlük saf dışı edilmiş yerine Teslimiyet merkezli bir düşünüş konulmuştur. Bu noktada genelde şöyle bir tepki mekanizması hemen devreye girer. Bu çalışmalar toplumsal ve sosyal bütünlüğümüzün sigortalarıdır. Bunlara dokunmayalım, eleştirmeyelim. Ki zaten bu eleştirilere bu tür yapılanmalarda geliştirilen tepki refleksinden dolayı bir etkide yaratmamaktadır.
Topraklarımız ihanetlere gebe olmaya devam ediyor. Afganistan’da, Irak’ta ve nice coğrafyada yaşanan bu satış öyküleri artarak devam ediyor. Bunun neden ve nasıl oluştuğunu çok iyi tahlil etmek gerekir. Bahçemizi temiz tutmamız gerekiyor. Yaşadığımız bilgi ve bilinç kirliğinden kurtulup özgürlük ve adalet merkezli din algısını yerleştirmediğimiz müddetçe daha çok yenilgiler göreceğiz. Din kişi ve grupların elinde tekelleşmiş ve zihnimizi- kalbimizi yeni köleliklere doğru götürmektedir. Türkiye’de İslam’ı değer ölçüsü olarak benimseyip yaşamaya çalışanların dışarıdaki etki mekanizmalarından önce kendi içindeki bilinç düzeylerini değiştirmeleri gerekiyor. Akli- kalbi- coğrafi alanlarda yeni işgal planlarına uymaktan başka çaremiz kalmayacaktır.