Geçmişten günümüze Dünya Edebiyatı’nda sair ve şiir hakkında çok söylendi ha keza Türk Edebiyatı’nda da bu konular defalarca irdelendi. Sair kimdir? Durusu, hayata bakisi nasıl olmalıdır? Sair nasıl olunur? Şiir nedir? Şiirin günlük hayattaki yeri nedir? Şiir ve sair insanlığa neler katmıştır? Bu soruların cevapları hep arandı halen aranmaktadır. Yüzlerce sair kendi “poetika”sıyla ilgili cevaplar verdi. Düşünürler ideolojilerine ve hayat algılarına göre bir tanımlama yapmaya çalıştılar. Tabii genel bir şiir algısı ve sair tanımı yapmadılar fakat bu asgari müştereklerde birleşmelerine engel değildi. Konuyu dünya ölçeğinden Türkiye özeline indirgediğimizde söyleyecek sözümüzde artıyor.
Türk şiiri ve şairi bugün ne durumdadır? Bu soruya objektif yanıtlar vermek zor fakat görünen bir gerçeklik var nedir o ? Öncelikle bunu içtenlikle ifade etmek istiyorum Türk şairi bugün özgür değildir. Türk halkının şiir algısı da kirlenmiştir. Neden bu sonuca varıyoruz? Birinci yargımızı açalım; şairimiz neden özgür değildir? Şairliğin tabiatında bir muhaliflik vardır. Hayati anlamlandırma, güzelleştirme, en güzelin peşinde koşma vardır. Mazlumun yanında durma, söylenilmeyeni söyleme vardır. Söyle bir düşünelim ikinci yenicilerden sonra toplu bir şiir hareketi var midir? Aradan sıyrılan birkaç şairi saymazsak çeyrek yüzyıldır bu topraklar güçlü bir şair yetiştirememiştir. 80’lerden sonra şair sistemle barışmıştır. Bugün iktidar partisinde dört tane şair milletvekili vardır. Bu vekiller edebiyata ne gibi katkılar sağlamışlardır. Zor imkanlarla ayakta duran Cemil Meriç’in “hür tefekkürün kalesi” dediği dergilere yardımda bulunmuşlar midir? Sistemle barışık derken sunu da es geçmeyelim yazdığı şiirler yüzünden içeri giren şair yok mudur? Elbette vardır ama sunu kendimize soralım: bu şairleri şiirleri mi popüler etmiştir yoksa içeri girmeleri mi? Günümüzde aradan sıyrılan popüler şairleri, şiirleri değil, ideolojileri ve es-dost çevresi meşhur etmiştir. 80’lerden sonraki apolitikleşme sürecinde iyi şair “etliye sütlüye” dokunun şiirler yazmaktan vazgeçmiştir. Toplumsal şiirler yok denecek kadar azdır şair iç dünyasına çekilmiş ben merkezli ve kapalı şiirlere yönelmiş okuru arkasından sürüklemiştir. Burada okurda da yazar dada suç vardır ama en büyük suç tabi ki piyasa sisteminindir. Kirlenin şiir algısı dediğimiz mevzuu tamda budur. Bugün modern Türkiye’de şiire teveccüh en maksimum düzeydedir. Internet’in en büyük arama motorunda en çok aranan on kelimeden biri “şiir” dır. Her etkinlikte her programda her laf arasında şiirler okunmakta yada atıf yapılmaktadır. Bir çok şarki arasında şiirlere yer verilmekte radyolarda şiir programlarından geçilmemektedir. Şiir yarışmaları almış basını yürümüştür. Bu yarışmaların jürilerindeki şaircikleri kimler belirlemektedir? Velhasıl bir şeyin şayisi ne kadar artarsa niteliği o nispette düşermiş, nitelikli şiirde bugün mumlu aranmaktadır.
Şairler bu kadar çok şiir ihtiyacına cevap v eremediklerinden ve yeterli ve kaliteli şiir çevirileri yapılamadığından ortalık şairciklerle dolmuştur. Bu şairciklerin artmasının bir diğer nedeni de Internet siteleridir. Denetimsiz hiçbir edebi kaygı taşımayan telif haklarına riayet etmeyen bu siteler maalesef modern şiire en büyük kötülüğü yapmaktadır. İsin üzücü tarafı hala Türk şiirinden umudumuzu yitirmememizi sağlayan birkaç şair bir araya gelip buna dur dememektedirler. Bugün hangi şair bulvar gazetelerinde yen alan “yurdumun şairleri” bölümü için dava açmıştır? Hangi şair şiirini izinsiz kullananları sürüm sürüm süründürmüştür? Güya toplum haklarını savunacak şairlerin kendi haklarını savunacak durumları yoktur. Bu ülkenin Başbakanı bir şiir okumuştur şiir onu yüceltmiştir. Yunus Emre’nin yazdığı şiirler dilden dile gezmektedir. Şiir kendini yücelteni yüceltmiştir. Şair özgür değil demiştik devam edelim; Ümit Yasar borcunun silinmesi için banka müdürüne şiir yazmıştır, Bugün şairler köse yazarlığı yaptıkları gazetelerin patronlarına firmalarına laf söyleyememektedir. Şairimizdeki ekonomik kaygı, sanatsal ve toplumsal kaygının önüne geçmiştir. Hant Dink için bir araya gelip ortak şiir yazan yetmişimi şaircik neden İslamcısı, sağcısı, solcusu ile Sivas’ta yananlar için yada Filistin’de olup bitenler için yada Rachel Corrie gibi hunharca öldürülen barış gönüllüleri için şiir yazamamıştır çünkü birileri onlara bu konuda yazacaksın dememiştir.
Son dönemde milyonlarca satan şiir kasetleri piyasaya çıkmıştır, şair değil ama şiir yorumcuları çok büyük paralar kazanmıştır. Şairin neden kendine faydası yoktur. Şairimiz toplumdan kopuktur, pısırıktır, şairimiz iplerini başkasının eline vermiştir. Bir şeylere “dur” demek için nereden geleceği belli olmayan –nedense belli konularda hiç gelmeyen- “ilham”a teslim olmuştur. Geçmiş dönemin şairleri ayni zamanda büyük düşünürlerdi. Halkın sorunları hakkında kalem oynatırlardı. Bugün artık şairlik ve düşünürlük birbirinden ayrılmıştır. Laf kalabalığı şairlik olmuştur. Her devrik cümle şiir sayılmıştır. Bu kirlenmede kitap başımın kolaylaşması da büyük bir etkendir maalesef kitapsız şairler, “Kitap”lı şairleri al aşağı etmiştir. “Ne versen kabul eden” bilinçsiz okur karşısında, şiir şairi değil şair şiiri meşhur eder olmuştur.
Şiire Yönelen kitleleri nitelikli şiirden uzaklaştırmak yine “toplum mühendisleri”ne kalmıştır. 28 şubat post modern darbesinden sonra düşünsel ırmaklardan biri olan şiiri tıkamak görevi şiir yorumcularına verilmiştir. Bir çoğu anlatı-hikaye olan aşk meşk şiirleri yorumcular nezdinde halka şiir olarak lanse edilmiştir. Bugün Yılmaz Erdoğan’ı, İbrahim Sadri’yi, Bedirhan Gökçe’yi, Ahmet Selçuk İlkan’ı, Uğur Arslan’ı tanımayan kalmamıştır. Medya şiirde ki kapital birikimi görmüş kendi şairlerini üretmekte geç kalmamıştır ve tabii Halkın şiir damarını keserek muhalif yanını da köreltmiştir.
Peki gerçek şiir ve gerçek şair ne alemdedir? Gerçek şiiri gömeli yıllar oldu başında birkaç şair vardı ağlayacak halleri yoktu, ağlanacak halleri çoktu.