“Ey deprem gel yetiş bu şehirlerin
doğayı çarptıran konumlarına”
Mehmet Akif İnan
Kanserli hücreleri diğer normal hücrelerden ayıran en önemli özellik anormal bölünme/ büyüme yetenekleridir. Bu büyüme varlık nedeni olan vücudun mahvına karşın devam eder ve vücudun ölümü ile son bulur.Kanser bencilliğin ,açgözlülüğün ve hırsın mücessem tablosu gibidir ;tıpkı şehirler gibi. Şehir : bir kara delik gibi içine çektiği cisimlerle büyüyen , büyükçe kendi anaforuna kendini çekme tehlikesi ile yüz yüze gelen bir yapılaşma
Ünlü eserinde Platon adaletin kaynağını onu doğuran ihtiyaçlarda / mekanlarda arar ve adaletin iyi yada kötü olduğunu tespit için kurgusal olarak bir şehir inşa eder. Çünkü şehir adaletin varlık sebebi olan birlikte yaşamın / yek diğerine ihtiyaç duymanın mekanıdır. Böyle bir şehir inşasına başlanılınca bir süre sonra şehrin temel ihtiyaçlardan , güvenliğe , sosyal ihtiyaçlardan lükse doğru sıralanan ve sonu gelmez bir büyüme iştahına sahip olduğu görülür. Şehir ; ihtiyaçtan fazlasına duyulan istek ve yetinmezliğin, israfın iflah olmaz anıtıdır : Kanserli dokular gibi
Gökyüzünden bakılıp modern kentlerin ısı haritası çıkarıldığında şehrin bulunduğu bölgede civarına göre daha fazla bir ısı olduğu görülecektir.Bırakın termografik haritaları kışın çıplak gözle yapacağınız gözlemle bile bu sonuca ulaşabilirsiniz.Boş arazilere yağan kar haftalarca olduğu yerde kalırken evlerin çatılarına yağan kar derhal buhar olup uçmaktadır.Çünkü şehri sürekli enerji harcamakta harcanan enerji sonucu çevresine ısı yaymaktadır.Tıpkı hastalıklı uzuvlarımızın bedende oluşturduğu ısı misali.Bu yoğun enerji tüketimi aynı yoğunlukta kaynak harcaması yada başka bir ifade ile kaynak israfı ile mümkündür . Ve paylaşımda aslan payını alan şehir geriye kalan bölgelerin güdük ,çorak ve kıt kanaat imkanlarla baş başa kalması sonucunu doğurur.Kanserli dokuyu doyurmak uğruna vücudun ellerin ayakların ve sair organların mahvına seyirci olması gibi tüm dünyalı insanlar olarak şehirlerin dünyanın kaynaklarını sömürmesine seyirci kalmaktayız.
Kanser haddini bilmemek sınırları tanımamak , sınır ihlali yapmaktır.Kültür ortamında normal hücreler komşu hücrelere tutunarak hayatlarını sürdürürler.Hücrelerin tutunma/kontak noktalarında (adhezyon) hücrelerde elektronca yoğun bir tabaka oluşur.Bunun neticesinde hücrelerin amipsi uzantılarında yavaşlama ve durma görülür.Buna Kontak inhibisyon denir.Bu mekanizma ile hücre bölünmesi kontrol altında tutulur.Deneysel olarak normal hücreler kültür ortamında iken kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar uygun/optimum olursa olsun kontak inhibisyon sebebi ile tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalamazlar. Çünkü bölünmeleri sınırlı sayıda olur.Fakat kanser hücreleri mütemadiyen çoğalarak çok katmanlı düzensiz kitleler teşekkül ettirirler.Bu kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olması sebebi iledir. Modern kentler kendini sınırlayamama hastalığına tutulmuşlardır.Geçmişte 10-15 şehrin yayıldığı alanları günümüzde bir mega şehir kaplayabilmekte ve daha yok mu naralarına devam etmektedir.
Şehirler insanlığın dünya üzerindeki seyrinden bir durak sonra oluşmuş yapılardır.Medeniyetlerin döl yataklarıdır. Kültürün mücessem halidir.El hak doğrudur .Kültür ,medeniyet vb kavramların sorgulanmasını bir yana bırakıp tarih boyunca şehir realitesini kabulle bu yazı yazılmıştır.Modern şehir tabi dengenin bir unsuru olmaktan çıkarak bir başka gerçekliğe dönüşmüş ve büyüdükçe yok eden ve kendi yok olmasını hazırlayan bir canavara dönüşmüştür.Kelebekleri çevresine yığan ateş gibi hem cazibesine kapılanları yakıp yok etmekte hem de kendini yakıp yok etmektedir.Küllerinden ne doğacak kimbilir.?
“Ne kadar gezinsem de şehrin tırnaklarında
ölümüm bir bebeğin zarif parmaklarında”