Bu yazının sonunda söylemek istediğim cümleyi ilk başta söylemek zorunda hissettim kendimi: 'Eğer Platon bugün yaşasaydı kafayı yerdi.' Son günlerde Türkiye'de Doğu-Batı sentezi üzerine yapılan yorumlar medyada bir hayli yer alan bir konu. Önce NATO Zirvesi'nde mehter takımı ile batı müziğinin bir araya getirilip 'Farkların Ahengi' adlı konser, daha sonra Başbakan'ın kızının düğünü için Gece Yolcuları adlı müzik grubundan doğu motiflerini taşıyan batı soundlu bir beste yapmasını istemesi ve ortaya 'Vuslat' adında bir beste çıkması' Bu sentez sadece burada kalsa toplum için bir sorun olmayacak aslında. Bu müzik sadece 'kulağa hoş' gelecek ve orada kalacak. Ancak Batı'nın, emperyalizmin her türlü versiyonunu bir tahakküm aracı olarak kullanması bu sentezde de ortaya çıkacaktır ve bizim tarihimiz bu gibi olaylarla haşır ve de neşir olmuştur.
Tanzimat döneminde piyano çalarak batılılaşmaya çalışan Türk kadını, Fransızca konuşarak batılılaştığını sanan Türk erkeği hem böyle bir paradigmanın esiri olmuş ve kimlik sorunu yaşamıştır. Doğuya mı aitim yoksa Batıya mı sorusuna hala cevap bulamamıştır. Bugün toplum olarak yaşadıklarımızda bu serüvenin bir devamı niteliğinde. Mehmet Akif'in 'Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar/Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var' sözü acaba yaşayan ve yaşadığını düşünen kaç birey için bir anlam ifade ediyor?
Kendi merkezinden bakan Slavoj Zizek'in 'Üzgünüm ama, medeniyetin temeli iki yüzlülüktür' sözü, Samuel Huntington'un kendi penceresinden baktığı 'Medeniyetler Çatışması' tezi ve her ne kadar doğulunun gözüyle olaylara bakmaya çalışsa da yaptığı pek bir anlam ifade etmeyen yada Amerika'ya ışık tutan Edward Said'in yaptığı 'Oryantalizm' düşüncesi merkez olarak addedilemeyecek bir bakış açısının ürünüdürler.
Kültürler arası değişim ve dönüşümlerin çok hızlı yaşandığı küreselleşme denen olgu döneminde Batı'nın kullandığı bütün argümanlar medeniyeti değiştirici/dönüştürücü ve sömürücü olmaktan öteye geçmeyecek ve emperyalizmin birer yorumlama modeli olacaktır. Bugün tarihsel boyutu düşünülmeden yapılan bütün Doğu-Batı sentezleri de toplumu emperyalist düşüncenin birer argümanı yapacaktır.
NATO Zirvesi'nde çalınan 'Farkların Ahengi' ve düğün için bestelenen 'Vuslat' adlı parçalar görünüşte medeniyetler arası diyalog ve barış için bir anlam ifade etse de, toplumu yönlendirme ve özendirme açısından sakıncalar doğurabilir. Toplum 'Farkların Ahengi ve Vuslat'ı 'kulağa hoş geliyor' şeklinde algılamaz. Bugün Televoleler'in topluma verdiği zarar göz önünde bulundurulursa toplumun algılama biçimi de anlaşılmış olur.
Uzun uzun yıllar önce yaşayan Platon, ütopik filozofların babası da diyenler vardır, rüya devletinden bahsetmiştir dünyaya. İdealar dünyasını çizip ahlaki olanla olmayanı, doğru ile yanlışı vs. vs. incelemeye çalışmıştır. Bugün Platon dünyada olsaydı idealar dünyasını nasıl çizerdi diye düşünüyorum. Acaba Doğu-Batı sentezinin, modernleştirme olgusunun Platon'un idesindeki karşılığı ne olurdu?