yönsüzleşirken yöneldiğim yönler
adayışla çarpan yüreğim
ki; kükreyen bir cıyırtı
taşardı, taşardı, taşardı terlerimden
ve yüzleşirdim sığlıklarımla
kaybolan izleriydim gece seyirlerinin
bir kent düşerken parmaklarımdan
kemirgen dövünüşlerle sallanırken arz
mürekkebimin koşumsuz kelimeleri
celladıydı meydanların
kırmızılığında geçtiğim gölgeler
ki; gölgeler
en erkek haliyle
hâyalî kahramanlarıydı çocukluğumun
sonra
mumlar, tütsüler, afyon bastırılmış sürçmeler
telâşla o her gizli sancıyı uyandırışlar
elle yoklayışlar uzuvlarımı
gençliğimin sınanmış kalesidir:öfke!
dudağımda biten dikenlerle
ihfalarımı ele veren aykırılıklar
suçlusuydu biliyorum
suçlusuydu ayaklarım
güne çarpık başlayışlarımın
ki; çiğnediğim yasakların o mayhoş kokusundaydı: isyan! isyan!
kanırta kanırta sevdiğim
bile isteye giydiğim deli gömleğim
başımla bildiğimdi
ve şehrin ölüme galebe çalan vurdumduymazlığında
yağmalanmış çukurlukları ağzının
sarkıtan sarkaçlarını
döşümün en ağrılı meylalarına
itlenen her yanım dil yarası, cop sancısı, zift kokusu
sonrası
yengeç ısırığı
tenimde titreşen pembelikler
tuzuna bulandığım kesif gülüşler
insana benzer bir karartı beş öğün domura duran
gözlerime pusu hain bir sabah
devrik saltanatları sözlerim gökkuşağının
bir bilinmezlikmiş oysa sonu tarihin
başı ise muamma
bindiğim doru atlar
götüremediler mâveraya
çünkü
yetmedi yumrularım
yetmedi isyanlarım
beni ben yapmaya
oysa
sırlarım olmasın istemiştim
bu yüzden ben hep şiirler çiziktirmiştim
ki;annem anneydi
ağlardı ağlardı ve ben ağlayan kadınlara şüpheyle bakardım
niye bakardım
niye ki içim kapanır, içim yanardı
dilimden sızardı tuzlu sular?
ve hâlbuki hep
kapandığımdı dizleri merhametin
nedendi ki bendeki bu nasır bağlamışlık?
oysa sekerek geçerdim bulvarlardan
keskin ıslıklarla uyandırırdım baharı
utanca boğulan her erkeğin yüzünde
kadınlık bilgimin sınanması nedendi?
savsaklanmış bir çocuğun düşen yüzü gibiydi kıyılarım
utançlı ama yine de meraklı
bu meraklardı belki de beni şefkat tokadına alıştıran
ki; hainin suretiydi gece
gece; irkilten ve uyandıran
tutan ve bırakan
ıslak rüyalarımdan
ki; daha anacıl bir çocuktum
ihtilâl şarkılarının eline doğmuştum
şimdi ise tumturaklı laflarım oldu
daha anca mâruzatlarım oldu
saçlarım ağardı da öğrendim
yürek yakmadığını kelimelerin
alınlarında ölü kimlikleri taşıyan adamlara
sorularım oldu
usandım
her saatin beynime vura-vura yaşam salgılamasından
bıktım artık
hissettirilmeden duyulan gururlardan
irkildim
sularımı bulandıran rap-raplardan
her çağa sil baştan doğurduğum çocukların günahlarıyla başlamaktan
ki günah; etime pus düşüren yılanların kararmış gülüşüyken
ve benim boyumu aşan meramlarım
tüy bitirirken kavgalarıma
öyleyse yüreğim
tutuştur dehlizlerini kâdim korkuların
çünkü
bize yaşamak, bize yaşamak, bize ya-şa-mak
korkudan da öte
hep kanıksanmış bir deneyim
........................................................................................................
otuzuncu harf edebiyat ve düşünce dergisi
sayı:üç/mayıs-haziran ikibinaltı