çingenin ellerinde yanan ateş kızıl büsbütün
bir yarım ada gibi çekememiş tamamını mavinin
kırlangıcın üflemesi boş
ağır aksak ritimleri şu sazın ince tellerinin
ay ışığının altında aşk eşen mezarcılar
seni bulamayana dek kazacaklar
ürper korkunun yok şakası bu gece kahreder ölüler
seni damıtan şu serinliğe sor
ağustosta buzun içindeki üzüm nasıl kaynatır idrakimi
avuçlarında bir balığın hüzün soğuran sesi
göklerdeki yıldızlar
ölü balık gözleri
ızdırabımı bileyleyen kemanı dinle
bir değişkendir zamanın kara pelerinli bekçisi
bu masa başında dost artığı bir kedi
sisten kıpkırmızı nefesi
denizin kenarında ufkunu arayan kayık
sen
dalgalar boyu yalnızlık
sen göğsümü döven köpük perisi
mavilikten uzamış elbisesi
ufuk ölüsüne dokuz pare saygıdır deniz
sabah beri bu merasime konar kuşlar
öyle içten ki hüznün sine renkli çiçekleri
alsam başımı gitsem kalsam kıyılarında bu tarafın
ya da sussam korkuya aldırmaz neşesi
bu masa başında tek bir hüzün daha
tek bir gece daha
tek bir ömür daha
tek bir deniz daha
ölüm mü acep gerisi