
‘Olay dünyanın yok olmak üzere bulunduğu bir zamanda başlıyor; yeryüzünde hayat kalmamıştır. Bomboş dünyada henüz sağ, belki de ölüp dirilmiş iki kişi karşılaşıyor ve birbirlerini tanıyorlar. Bunlardan birincisi Adem’dir. Öteki son insandır ki,adı bile yok; bir çeşit makine, bir robot. Kimliği boynuna asılı bir madalyaya kazınmış; ws 347-926
Birbirlerinden bu kadar ayrı iki yaratık. Biri Tanrı’nın elinden çıkmış mükemmel insan,öteki bilim ve toplumun iradesi ile bir numara, bir atom haline getirilmiş makine adam. Sessizce bakışıyorlar. Birisi neredeyse melek öteki hemen hemen makine. Evvela ne diyeceklerini bilemiyorlar, birbirlerine şüphe ile bakıyorlar; biri insanlık tarihinin başlangıcını öteki sonunu temsil ediyor. Fakat kendilerini birbirlerinden o kadar uzak, o kadar yabancı, o kadar zıt buluyorlar ki söze nereden başlayacaklarını bilemiyorlar.
Birden bu iki dilsiz arasında kıllı bir dev peyda oluyor. Bu maymunların tanrısı son insanın dostu Hanuman. Onların susuşlarına,bir şey dememelerine kızıyor. İkisi de davalarını hala açıklamadılar. Hanuman melek Ariel ve şeytan Belfegor’u yardımcı olarak almıştır, davayı o görecektir. Adem söze başlamak zorundadır;belinde bir arslan postu, gövdesi çıplak ihtiyar Adem değişime uğramış torununun torununu suçlu görmek istediğini fakat kendi işlediği suçun verdiği vicdan azabı ile bunu yapamadığını söyleyerek diyor ki: Bilmek, öğrenmek isteğine,merakına kapılarak kendimi Tanrı’ya benzetme hevesine düştüğüm zaman,bunda soyumdan gelecek olanların bilim diyecekleri şeyin ve özellikle Tanrı’nın yerini almak çılgınlığının tohumlarının bulunduğunu bilmiyordum. Akıllarını kaçıran torunların insana ‘Tanrı’laştırmak denemesine giriştikleri içindir ki inkara saptılar.İnsanın gerçek ve nihai düşüşüne sebep oldular. Onun için şu insanlıktan çıkmış biçimsiz şeyden hınç almaya hakkım yok… Bu arada Ariel Adem’i savunup onun suçlamaya hakkı olduğunu söylerken, şeytan Belfegor kendi eserleri olduğunu söylediği son insanın savunmasını üzerine almaya hazır olduğunu söyler. O zaman son insan olan ws 347-926 konuştu: Bütün bu kekeledikleriniz yabani, eski, anlaşılmaz ve boş bir dille söylenmiş şeylerdir. Bizim için Tanrı, günah, bağışlanmak, iyilik, kötülük gibi kelimelerin yüzyıllardan beri bir anlamı yoktur. İnsan dünyanın tek ve gerçek hakimi olmuştur. Gezegenin kaynaklarını işletmekten, varlığını savunmaktan başka düşüncesi kalmamıştır. Geçmiş devirlerin bütün putlarını,tanrılarını,bütün eski idealist iddiaları yıkıp artık hepsini unutup gittiler.İrade bir hayal,aşk gülünç bir vakit geçirme, fazilet bir kâbus, fert bir atom, bir numara ve Tanrı lüzumsuz, saçma bir anlamdan başka bir şey değildir. Otomatik hayat kolektif yaşama bütün saçma duyguları, azap verici heyecanları, boş düşünceleri, gülünç acıları, anlamasız sevgileri yıkıp götürmüştü. Bütün bunlar, lüzumsuz batıl inançlar kültürün barbar devirlerinde Eflatun’dan Dante’ye, Milton’dan Kant’a kadar gelen zamanlarda sürüp gitmişti. Ne olursa olsun içinizden hakkımda hüküm verebilecek tek kimse var ise o da Hanuman’dır.Benim ilk ceddim Adem değil,onu tanıyorum...’
Bu anlattığımız sahne bir Amerikan filminden alıntı değil. Giovanni Papini’nin ünlü eseri GOG’da yer alan ünlü İspanyol edebiyatçısı Miguel de Unamuno (1864-1936)’nun tiyatro eserinin ilk sahne tasarısıdır. Din fikrinin çökmekte olduğu kaygısıyla kaleme alınmış bir esere benzemekte…
Son yıllarda Amerikan film şirketleri böyle bir kaygı taşımamasına rağmen buna benzer bilim kurgu filmlerini çok sayıda yapmış bulunmaktadır. Teknolojiyi eleştirir görünürken yine teknolojiyi kutsayan filmleri bundan sonrada yapmaya devam edeceklerdir. 79.Oscar ödüllerinde En İyi Belgesel Film Ödülü alan An Incovenient Truth (Uygunsuz Gerçek) filmi bunlardan biraz farklı olmasına rağmen küresel ısınmanın zihinsel ve politik sebeplerinden ziyade sonuçları ve bireysel lokal alınabilecek tedbirlere işaret etmektedir. Elbette ki burada asıl konumuz film eleştirisi değil; vurgu yapmaya çalıştığımız şey Batı Medeniyetinin tarihin her evresinde kendi donesini evrenin merkezine yerleştirme çabasını dolayısıyla diğer bütün düşünce ve kültleri karşısında engel görme mantığını irdelemektir. Batı(lı) Medeniyet anlayışı,Michelangelo’nun-mükemmeli yakaladığına inandığı-yaptığı Musa heykelinin karşısına geçip ‘Konuş Musa,konuş’ diye haykırdığı mantıkta gizlidir.
Francis Fukuyama kendince tarihin sonunu belirlerken son insanın batılı liberal insan olacağını ve batılı liberal demokrasinin üzerinde başka mükemmel yaşayış ve düşüncenin mümkün olmayacağını söyleyerek, İslam’ın kültürel fetihler döneminin geçmişte kaldığını,yitirdiği bazı yandaşlarını geri kazanabileceğini ama Berlin, Tokyo ya da Moskova’daki genç insanlarda hiç bir yankı uyandırmayacağını ve bunun yanında İslam’ın kendi alanında, fikirler alanında liberal demokrasinin karşısına çıkamayacağını iddia etmektedir.
Evet, Müslümanlar Unamuno’nun son insanı ile Fukuyama’nın son insanını bir araya getir diğimizde elbette bu son insan,son medeniyet rolünü üstlenmeyecektir. Bilgeliğin yadsındığı,büyük ve modern makinelerin ilerlemenin simgesi olarak görüldüğü bir çağda insanlığın müşfik olana, kamil olana,barışçıl olana yönlendirilmesi gerekmektedir. Bunu yapacak olan, kendi ürünü olan teknolojinin dişlileri ve entgreleri arasına şıkışıp kalmış olan Batılı Seküler Mantığın hamileri değil, refah yerine felahı isteyen, erdemini, basiretini ve hikmetini kaybetmeme ve bulma çabasında olan vahiy eksenli düşünen Müslüman Dünyadır.
İnsanoğlu yaratılmışların en üstünü(Eşref-i Mahlûkat)olma vasfını doğa (Sünnetullah) ile amansız savaşım başlattığı anda kaybetmeye başlamıştır. Kendisine doğru olanı seçmek yerine faydalı olana yönelmiş ve tıpkı şeytanın ‘Adem topraktan yaratıldı. Ben ise ateşten yaratıldım dolayısıyla daha üstünüm.’ fenomenine saplanıp kalmıştır. Şu bir gerçek ki insanlık kendisini doğanın bir parçası, ne kadar iyi davranırsa doğanın kendisine o kadar cömert olacağının bilinci yerine, ona hakim olma, hoyratça sömürme, onunla rekabete girme duygusuyla hareket ederek, doğaya karşı savaşın galibi olarak çıktığı sürece kendisini yenik düşen tarafta bulacağını unutmamalıdır.
Son yıllarda zamansız iklim değişiklikleri karşısında ‘Küresel Isınma’daha ciddi algılamalarla dünya gündemine oturmuştur. Küresel ısınma; dünya atmosferi ve okyanusların ortalama sıcaklıklarından belirlenen artış için kullanılan bir terimdir. Küresel ısınmaya atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Sera gazları iklim sistemi içinde vazgeçilmez bir yere sahiptir. Güneşten gelen kısa dalga boylu radyasyon atmosferi geçerek yeryüzüne ulaşır. Yer tarafından tutulan güneş radyasyonu daha sonra uzun dalga boylu yer radyasyonu olarak atmosfere bırakılır. Bırakılan uzun dalga boylu radyasyonun bir bölümü atmosferde bulunan gazlar (sera gazları) tarafından tutulur ve tekrar bırakılır.Atmosferin yapısında var olan bu gazlar başta su buharı olmak üzere karbondioksit, metan, diazot monoksit, ozon ve aerosollerdir. Atmosferin ısınmasında başlıca etkiye sahip olan doğal sera gazlarının bulunmaması durumunda yeryüzünün yeryüzünün sıcaklığının bugüne göre 30 C daha soğuk olacağı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra atmosferde çeşitli insan kaynaklı nedenlerle miktarı artan bu gazlar yeryüzünün sıcaklığında belirgin artmalara neden olmaktadır. BM İklim Raporunda,küresel ısınmanın yüzde 90 oranında insan eliyle oluştuğu ve asırlarca süreceği belirtilmiştir.
Burada küresel ısınmanın bilimsel verilerle anlatımından ziyade BM raporunda belirtilen baş müsebbibi olan varlıktan yani insandan, kendi sonunu hazırlayan zihniyetten bahsetmek uygun olacaktır.
Ali Şeriati modernizmi ‘geleneklerin değişmesi, tüketim şeklinin değişmesi ve eski maddi yaşantının yerine yenisinin gelmesidir.’ diye tarif eder. Dolayısıyla bu yeni yaşantı modeli; kadim tarihi, ahlakı, geleneği, dini, kutsal sanat anlayışını yok saymış erozyona uğratmış, liberal ahlak anlayışını başat hale getirmiş çevreyi ve insanlığı tehdit eder hale gelmiştir. İktidar için(bu iktidar gerek insan toplulukları gerekse doğaya karşı) yani topyekün küresel hakimiyet için ‘Machiavellizm’i düstur edinmiş ve toplumları kişisizleştirerek asrın ve geleceğin en büyük silahı haline gelmiştir.
Seküler anlayış ‘Tanrı öldü’ görüşüyle insanoğluna yeryüzünde cenneti vaat etmekte ve bu cenneti yaratabilmek (!) için hunharca önüne çıkan her olguyu potasında eritmektedir. Halbuki İslam Medeniyeti insanı doğanın bir parçası olarak görmektedir. Bu medeniyet yoldan başkasına eza veren şeyi kaldırmayı imanın şubelerinden algılayan bir medeniyettir…
Asıl sorun dünyayı bir ağaç gölgesinde dinlenerek geçip gitmekte olan bir yolcu gibi algılıyan insana eriş(e)memektir. Çevre kirliliği,küresel ısınma gibi hayati sorunların çözümü her şeyden önce zihinsel kirlenmeden kurtulmaktan geçmektedir. Gandhi ‘Ülkemizin dilsiz milyonlarının sağlıklı, mutlu olmalarını, ruhen gelişmelerini istiyorum… Makineler gereksinirsek muhakkak ki bizim de olacaktır.Herhangi bir kişiye yardımcı olan her makinenin bir yeri vardır. Ama kitleleri salt makine bakıcıları haline dönüştüren makinelere yer olmamalıdır.’derken teknoloji düşmanlığı yapmıyordu elbette.Teknolojik gelişmeyi yeniden insanın gerçek gereksinimlerine yönelterek insanı gerçek boyutlarına indirerek tüketim köleliğinden kurtarılacağına hiç şüphe yok… ‘İnsan küçüktür ve bu nedenle küçük güzeldir. Devlik hayranlığı kendi kendini tahribe yönelmektir.’(E.F.SCHUMACHER)
Küresel ısınmaya karşı alınacak tedbirler açısından önemli bir adım olan Kyoto Protokolü çok ciddi açmazlarla karşı karşıyadır. 1992’de imzalanan bir çerçeve anlaşmada belirlenen ilkelere dayanan protokol,1997 yılında oluşturulmuştur. Bundan sonraki süreçte birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler prensipte kabul etmelerine rağmen protokolü imzalamamış ve özellikle ABD yönetimi ekonomisine ağır hasar vereceğini söyleyerek protokolü imzalamamıştır. Kaldı ki ABD dünya nüfusunun %4’üne sahipken karbondioksit(CO2) üretiminin % 25’ini gerçekleştirmektedir. Bugün için bilim çevrelerinde küresel ısınmada başat rolün atmosferdeki CO2 oranının artmasına bağlı olduğu söylenmektedir.
Atmosferdeki CO2 artışı dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol açmaktadır. Buzlar eridikçe yerini kara veya açık sular almaktadır. Her ikisi de buzdan daha az yansıtıcıdır ve böylece daha fazla solar radyasyon emmektedirler. Bu da daha fazla ısıya dolayısıyla erimeye yol açmaktadır.
The ObServer gazetesinin Şubat 2004’de yayımladığı Pentagon’a ait Küresel Isınma Raporu’na göre önümüzdeki 20 yıl içerisinde Avrupa’da birçok kıyı kenti sular altında kalacaktır.
Guardian gazetesinde 2004 yılında yer alan küresel ısınma haritasına göre bundan en az etkilenen bölgeler Türkiye ve Ortadoğu ile kıyı kesimleri hariç Kuzey Afrika’dır. Hal böyle olunca paranoya gibi görünse de,ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında acaba küresel ısınmada en az etkilenen bölgeleri kendi bekası için kontrol altına almak planlarına dahil midir? Orasını şu an için bilemeyiz. Fakat şunu biliyoruz ki batılı liberal insan yeryüzünü arşınlamış ve bastığı her yerde bir çöl bırakmıştır. Bu söz abartma bile olsa dayanaksız değildir. Batılı ideoloji uzun süre yaşamış olduğu toprakların çoğunu kirletmiş ve çoraklaştırmıştır. Birbirini izleyen uygarlıklarının oradan oraya göçmesinin diğer bir deyişle istilasının ana nedeni budur. Cennetin yeryüzün de kurulabileceğine inanan, bitmek bilmeyen şeytani hırslarından dolayı insanı ezmekle kalmayıp doğayı da yok eden seküler fanatizm felsefesi işte budur.
‘O, dönüp gitti mi yahut bir iş başına geçti mi yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip, nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.’(Bakara -205)
Modernizmin, teknolojinin ve ahlaksızlığın hat safhaya ulaşması kısaca dünyevileşme ve bireyselleşme insanın kendi kıyametini hazırlamaktadır. Küresel ısınmaya dikkat çekmek için yapılan ‘Live Earth’ konserlerinin dokuzuncu ayağı buyıl 7 Temmuz’da Türkiye’de gerçekleşti. Bu tür etkinliklerde insanlığa yeni bir ‘medeniyet tasavvuru’, vicdani ve zihinsel bilinç sunulmadığı sürece küresel güç odakları tıpkı küreselleşme karşıtı eylemlere karşı gösterdikleri umursamaz tavrı bu tür etkinliklere de göstereceklerdir. Garaudy’nin sözleriyle insanlığa şöyle sesleniyoruz: ‘Uzaktan kumandalı robotlar sökün protezlerinizi sökün! Dışarıda hala gerçek insanlar,insan gibi konuşan insanlar varken hapisanelerinizden dışarı çıkın! Petrolün yanında halâ güzel kokular, şehvetin yanında halâ aşklar, histeri yanında halâ mûsiki, bilgisayar severliğin yanında halâ aşk, mistik şair varken insanlara karışın.’