Mevsim yaz. Birçok şey için fırsat mevsimi. Havaların ısındığı ve insanların kendilerini serin bir yerlere atmak istedikleri bir zaman dilimindeyiz. Serin bir ağaç gölgesini epeydir arzular olduk. Bu seneki sıcaklar da düşünülecek olursa daha çok ihtiyacımız var serin esen bir rüzgâra.
Yürek bazen ferahlamak istiyor. Bir ırmak kenarında, bir ağaç gölgesinde bir yılın yorgunluğunu atmak gibi küçük mutlulukların ardına düşebiliyor. Bu yaz da küçük kaçamaklar için aynı tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu tehlikenin adı “kene”dir ya da tıp terimiyle Kırım Kongo Kanamalı Ateşidir.
Kırsalda yaşayan insanların bir sinek, sivrisinek, karınca muamelesi yaptığı keneler şimdi insanları ölümle tehdit eden bir hastalığın virüsünü taşıyan bir canavar oluverdi. Sonucun ölüm olması da bu küçük ama tehlikeli hayvana karşı olan tedbirlerin arttırılmasına sebep oldu.
Tehlike büyük. Bunu inkâr etmek imkânsız. Yaz mevsimin şu en sıcak zamanlarında piknik alanları bomboş. Herkeste keneye karşı bir korku oluştuğu için kimse evinden çıkmak bile istemiyor. Serinliği evinin küçük balkonunda arayanların sayısı her gün biraz daha artıyor. Kenenin yol açtığı panikten balkonlara sığınarak bir nebze olsun kurtulmaya çalışanlar yeşil bir çimenin ve serin bir ağaç gölgesinin ancak hayaliyle avunuyorlar.
Kene için tedbirler arttırılıyor. Bilinçlendirme toplantıları, broşürler ve seminerlerle insanlar bu tehlikeye karşı sürekli uyanık tutulmak isteniyor.
Kenenin tehlikeli olduğu mevsim yaz. Yaz bitip de sonbahar gelince kenenin de adı unutulmaya başlanıyor. Ta ki bir daha ki yaza kadar. Kenenin etki alanı önceleri birkaç il ile sınırlıyken şimdi neredeyse tüm ülkede kene alarmı verilmiş durumda. Bu da tedbirlerin daha da arttırılmasına sebep oluyor. Bir yılda keneden ölenlerin sayısı 20 civarında.
Gelelim keneden daha tehlikeli bir ölüm makinesine. Trafik.
Ülkemiz düşünüldüğünde ve yalnızca ölüm sayısı göz önüne alındığında bizler için en büyük tehlike trafik kazalarıdır. Elbette bizim başımızda her daim yüreğimizi yakan terör gibi bir lanet de var ama onun çözümü öyle ufak tefek girişimlerle hallolacak bir şeye benzemiyor.
Trafik kazalarında verdiğimiz ölü sayısı bir savaştan farksız. Her gün onlarca ölüm haberiyle sarsılıyor yüreklerimiz. Anlamak mümkün değil. Çaresi insan olan bu derdin bir türlü üstesinden gelemiyor olmamız ancak bizim toplumla özdeşleşecek bir çelişkidir. Hız yaparsan, kurallara uymazsan kaza yaparsın, durum bu kadar net. Tedbirli olmak, temkinli hareket etmek kazaların önüne geçecek en küçük ipuçları. İşin garibi herkes durumun farkında ve kazaların sebeplerini de bilmekte ama sonuç hâlâ değişmiyor. Buna ölümden ders almamak denebilir. Benim başıma bir şey gelmez, ben yılların şoförüyüm gibi beylik laflar bizim topraklarda geçerliliğini çoktandır yitirdi. Ölüm yol kenarında siperde bekliyor ve ölümün bizim yollarda hiç affı yok. Ayrıca trafik kazalarının mevsimi de yok. Her zaman bizleri bekleyen bir tehlike olan trafik, durdurak nedir bilmiyor.
Kaza olduktan sonra yolu hatalı bulmak, kavşaklarda eylem yapmak da nafile bir uğraş ya da acıyı hafifletme girişimidir ancak. O yoldan geçen binlerce araçtan kaza yapan tanınmış birisi çıkınca ancak yol hataları gündeme geliyor. Bu da düşündürücü bir sonuçtur.
Hız felakettir, yavaş olacağız; kene tehlikedir, tedbirli olacağız. Şunu da unutmayacağız; ölümün soğuk nefesini yanı başımızda duruyor olsa da ayaklarımızın yere sağlam basması bizim elimizde.