söylemeliyim çok şeyin karmaşık olduğunu
yüzler, sesler, renkler, her şey-
akıyor yataksız bir nehir gibi gökyüzü
ölüm son şey hatırlanacak alemlerde
masalarda hızlı bir cümbüş, geçiçi bir heves var
canlanıyor eşya, farklı lisanlarda konuşuyor
elinden sazı alınmış bir ozan gibi şehir.
duyuyorum bu sessizlik istanbul değil
-başka-
bambaşka bir sıcak vuruyor yüzüme
zenginliğin, şaşaalı binaların arasında başım
sürünüyor sarhoş bir piyade gibi ayaklarım
-a-
buraya, bu kalabalığın içinde yalnızlık öylesine uğrayıp gidiyor
ki ben yalnızlığın kokusunu her yerden alırım
-bu koku-
bu keskin yerleşkesi suratların sinen koltuklara
kalkarken birşey unutuyorlar mutlaka.
doldurulup, doldurulup boşalan şişelerin
içinde bir film çeviriyor vicdan
soğuk, buzlu bir dudakta ısınarak eriyor günah
-ve çocuk-
içimde koşturan elemli, kirli bir çocuk
güneşten erimiş asfaltların üzerinde
düşmemek için savaşıyor.
02.08.2007 / Doha - Qatar