Soğuk bir şehir diyorum Ankara için hep. Çoğunuza garip gelebilir bu. Anlayışla karşılamanızı temenni ediyorum bu anlamlandırmayı. Betonların ardına gizlenmiş bir şehri ‘soğuk’ gibi olumsuz anlam taşıyan bir kelime ile ifade etmek biraz acımasızca geliyor. Ankara’dan İstanbul’a yaptığım ziyaretler benim için bir nefes alma durağı. 1 Eylül Cumartesi günü de İstanbul’daydım. Genç Dergisinin eki olarak verilen tevazusundan çatlayan mizah dergisi Cafcaf ekibinin Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi olarak kullanılan Kızlarağası medresesinde düzenlediği Naci Selim Hüseyin El – Ali’yi anma paneli vardı. bir çoğumuz onu Hanzala olarak tanıdık. Hanzala’nın çizeriydi çünkü ve onunla özdeşleştirilmişti. Hanzala, Naci Ali’nin Filistin mücadelesini dile getirdiği ifadeydi ve intifadanın sembolü olmuştu. Naci Ali de Hanzala nezdinde direnişi resmediyordu.
Konya’dan İstanbul’a iltica eden kültür sanat adamı Faruk, yine Konya’da mukim ve fakat İstanbul’a ziyarete gelen sosyolog arkadaşım Erhan İstanbul’da yaşayan şair dostum Rıdvan ile tarihi Kızlaraağası Medresesinin yolunu tuttuk. Medreseye geldiğimizde kıymetli Yusuf Kaplan hocamızı gördük, selamlaştık. Kapıdan adımımı attığımda ise, cemaat.com’dan tanıdığım Ali Düz ile karşılaştık, selamlaştık, halleştik, öyle ki geçtiğimiz yıl ekim ayının ilk haftasında yine Kızlarağası Medresesindeki iftar buluşmamızda tanışmıştık. Aradan tam bir yıl geçmiş!
Programda Asım Gültekin kısa bir açılış konuşması yaptı, Cafcaf dergisinin Naci Ali’yi önemsediğine vurgu yaptı ve katılımcılara teşekkür etti.
İHH’dan Gülden Sönmez hanımefendi, Hanzala’nın gündemimize nasıl girdiğini ve Hanzala’nın kim olduğunu anlattı.
Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Yusuf Kaplan, Naci Ali’nin karikatür dilini ve Hanzala karakterinin diğer çizgi karakterlerinden farkını dile getirirken iki önemli hususa vurgu yaptı. İlki dünyanın ikiyüzlülüğüne karşı Hanzala’nın sırtını dönmesiydi. Bu aslında Filistin davasına yüz çevirenlere karşı bir duruştur diye ilave etti Yusuf Kaplan. İkinci önemli husus ise öznesizlikti Kaplan’a göre. Filistin işgal altındayken Hanzala’nın bir kimliği olamayacaktı tabiî ki.
Tarık Tufan, Hanzala’nın bize sırtını dönerek aslında sinir bozucu bir tip izlenimi uyandırdığına değinerek Filistin’den, mücadeleden, özgürlükten ve bu coğrafyanın dramını dillendirdi, duvardan söz etti ayrıca, Kudüs’e ikiye ayıran. Bu duvar sadece toprakları ikiye ayırmakla kalmıyordu, zihinlerimize de parçalıyordu elbette. Filistin’deki işgali anlatırken gözleri doldu Tarık Tufan’ın, kelimeler boğazında düğümlendi, Naci Ali’yi rahmetle andı ve hepimizi burada bir araya getirdiği için Hanzala’ya teşekkür etti. Acılar coğrafyasında yaşıyorduk hepimiz. Salonu hüzün iklimine büründü birden.
Vakit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak sözlerine “benim Hanzala ile ne ilgim olabilir ki” diye mizahi bir dille başladı konuşmasına ve Hanzala bizim için bir mirastır diyerek her müslümanın kendi içindeki Hanzala’yı ortaya çıkartmasının gerekliliğini vurguladı ve “bizim için yani büyükler için biraz geç kalınmış olabilir, ama küçüklerin Hanzala bilinciyle yetiştirilmesi gerekir” dedi.
Gerçek Hayat dergisi yazarlarından Cihan Aktaş, çizerliğin çok zor bir sanat olduğunu ve çizerlikten yazarlığa neden geçtiğini anlatarak Naci Ali’nin bu zor görevine değindi. Hanzala’nın kendisine Miro’yu çağrıştırdığını ifade etti. Renkli dergisinden Yıldız Ramazanoğlu, bir süre önce gerçekleştirdiği Kudüs gezisindeki izlenimlerini aktararak utanç duvarına dikkati çekti.
Şair Adem Turan çizgi dünyasını Hasan Aycın ve Naci Ali ile sevdiğini söylerek Hanzala’nın “masumiyet” sembolü olduğunu ifade etti. Yayıncı Mahmut Balcı ise İhsan Süreyya Sırma’nın Hanzala ile ilgili bir anısını nakletti bizlere.
Program Hanzala belgeseli ile sona erdi.
1 Eylül Cumartesi akşamı Naci El-Ali’yi şehadetinin yirminci yılında andık. Öncelikle hepimizi bir araya getiren Hanzala’ya, Kızlarağası Medresesinde organizasyonu gerçekleştiren bizi hediyelerle uğurlayan Cafcaf ekibine ve Asım Gültekin’e şükranlarımı sunuyorum.
Programda izlediğimiz Hanzala belgeselinde bir kadın şunları dillendiriyordu Hanzala’yı anlatırken; “Beni en çok bağlayan şey şu olabilir: o hiç yaşlanmayacak. O aynı zamanda bizim masumiyetimizi dile getiriyor. Biraz özel bir dille onu anlatıyor. Aslında biz sürgündeki Filistinliler olarak Hanzala’nın o üslubundan dolayı yaşlanmayacağımızı hissediyoruz. Çünkü içlerimizde Hanzala’dan kalan ufak bir şey var. Bu öyle bir şey ki sanki hep masum kalıyoruz.”
01/09/2007