
Dallarından kanı çekilen ağaçların sesini duyabiliyorum, yavaş ve sessiz.
Şu ölmeye yatmış kuru yaprak; yalnız gibi, üzgün gibi, biten masallar gibi. Boş ve yalnız evler gibi, bomboş gibi, bomboş yollar gibi...
Yürümek için çok yolumuz var, yürünecekse tek bir yol, tıpkı her çıkmaz sokağın aslında tek bir çıkışı olduğu gibi.
Sonbahar; dünyanın çıkış kapısı, dünyanın loş ışığı ve en güzel yanı kahverengi olması.
Bunu buraya kim koymuş dediğim, yoluma çıkan ağaçlara baktığım gibi bakıyorum şimdi, zindana atılmış kelimelerin firarına. Anlamlarını öğrenince kendi cümlemi kurmayı planladığım kelimeler var, bir ağacın düşmesini beklediği son yaprağı gibi bekliyorum onları, sabırsızca.
Şu yerdeki kuru yaprak gözlerini son defa kapatmış gibi, tozlu gibi, biraz da kırgın gibi...
Beklenilen cümleler tarafından ıskalanmış bir hayat, yaprak dökümü için en iyi fırsat belkide.
Sonbahar; son perde, ölümlerin dirilmek için var olduğunu anlamak için, anlatmak için bir bahane.
Sence sonbaharını görememiş ezilmiş çiçeklermi daha kötü yoksa sonbaharını yaşayan cami duvarları mı?
Şu kahverenginin bir sırrı olmalı... sır tutan kahverengi.
Biz giderken buralardan, aslında zaman değil biz geçerken, yıkılan cami duvarları ölen çocukların, mezar taşı oluyor.Kendi duvarlarımı yıkıp, ellerim kanayıncaya kadar o taşları yerine koymak istedim, gücüm yetmedi.
Şu korkak ellerimi nereye koyacağımı bilemezken ben, her yaprak düşeceği yeri biliyor... Yalan oyunun yanlış kahramanları gibiyiz.
Denizi bir ucundan tutup sürüklemek istedim, gücüm yetmediğinden değil onun gelmeye pek niyeti yok. Kızgınlığından köpürüyor bugünlerde.
Beklenti insanı öldürür, yaşamak içinse umut gerekli ve bizi bekleyen bir umut var şu cami avlusunda.
Ne şu kılıfı değiştirilmiş koltuklara benzettiğim insanlar ne de şu yapma çiçeklere benzeyen sahte gülüşleri umrumda... Göç zamanı şimdi.
Şu elimdeki kuru yaprak; solgun gibi, yorgun gibi, yorgunluktan ölmüş gibi...
Ve sonbahar; ikinci bahar dedikleri bu olsa gerek, yani ben öyle sayıyorum... Ve sonbahar özlediğim şehrin kahverengi kokusu...
Başka bir gün bir daha yürüyelim.