Edebi kaygılarımı sıcak asfalta sakız gibi yapıştıran bir kaç mevzu hakkında;
Hafızasını biraz yoklayanlar hemen hatırlayacaklardır. Bu yazın başlarında gündeme bomba gibi bir haber düşmüş ve bu psikolojik başlıklı, eş güdümlü bomba; pek çok sivilin ruhunu havaya uçurmuştu. Neyse abartmayalım, haber şuydu;
“ABD’de arılar kayboldu. Evet evet New York’tan California’ya kadar yüz binlerce arı kovanı boşaldı ve arılar kayboldu.”
Haberin buraya kadarını arıcılık sektörünün sorunuymuş gibi dinleyen koltuğuna sinmiş miskin amcalarımı ve bilumum dolma dolduran teyzelerimi; suya basmış kedi gibi zıplatan asıl şey ise haberin şu kısmı olmuştu;
“Einstein yıllar önce şöyle demiş; “eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın sadece dört yıl ömrü kalmış demektir”
“dört yıl ömrü kalması” şokunun verdiği saçmalama hali ile insanlar “sonuç”u bırakıp “neden” üzerine yoğunlaşmış ve o malum günah keçisi “küresel ısınma” lafının içine küfürlerle beraber yeni teorileri, şikâyetlerle birlikte yeni önlem paketlerini dolduruvermişlerdi.
Öyle ya sebep “küresel suç” değil küresel ısınmaydı. Tıpkı küresel idareyi eline almak isteyenler için “küresel ısınma” lafının yumuşak karnına yaslanmanın kurtuluş olması ve yaptıkları işi sırf dünyayı kurtarmak adına yaptıkları palavralarını ortaya atmaları gibi. Daha açık konuşmak gerekirse sevgili okuyucu; benim annemin ve babamın petrol ve yan ürünlerini kullandıkça içi sızlayacak, petrole alternatif yakıt olarak tasarlanan hidrojen enerjisini üreten beyler ise; bu pahalı enerji türünü pazarlamak için annemin ve babamın vicdanını “küresel ısınma” adı altında yoklamaya devam edecek. Peki bu yakıtı alamayan fakir ülkeler ne yapacak; ucuz petrol almaya devam edecek ve tüm zengin memleketler onlara, geleceği tehlikeye attıkları için nefretle bakacak. Ve hatta bu savaş sebebi bile olacak. Küresel ısınma deyip geçmeyin, bakın neleri kapatıyor bir dirhem et gibi.
Mesela Amerikanın Irak’a saldırma sebebi de küresel ısınmaymış. Hani olurda Kuzey Amerika “yarından sonra” filmindeki gibi buz tutarsa ve yaşanmaz hale gelirse; dünyanın bir ayda ürettiğini bir haftada tüketen Amerika halkı nereyi kemirecekmiş? işte bulduğu herhangi bir ülkeyi. Ha tamam o zaman!
Diğer yandan yurdum insanı da “küresel ısınma” ya yaslanmaya devam etmekte. Geçenlerde bir gazetede Bursa’daki boşanma olaylarının bu yaz, sıcaklık etkisiyle iki üç kat arttığını ve küresel ısınmanın boşanma sebebi sayıldığı haberi vardı. Yani çiftler sırf sıcaklar yüzünden alıngan ve saldırgan oluyorlarmış.
Peki, bu hicret eden ya da toplu intihar eden arılar da gerçekten küresel ısınma yüzünden mi bizi terk etmişler. Sıkı durun hayır! Meğer arıların göç eylemesi küresel ısınma yüzünden değilmiş. Bu zavallı mini mini, munis hayvancıkları asıl yok eden şey İsrail virüsüymüş. 2004 yılında İsrail’de keşfedilen bir virüsün olayın potansiyel nedeni olduğu ortaya çıkmış. Yani ortada bir sorun varsa sebebi küresel ısınma değilse neymiş, ya ABD’ymiş ya İsrail’miş. İşte size kapı gibi teori.
Tıpkı Akdeniz’de tarihi kirlenmeyi gerçekleştiren olayın müsebbibinin; Lübnan’ın enerji santralinin yakıt deposunu havaya uçuran İsrail olması gibi. Yoksa küresel ısınmayı benim amcamın çarkıt arabasının idareli kullandığı bir depo benzin mi tetikledi, ya da teyzemin çöpe bıraktığı bir naylon çöp poşeti mi?
Hatta AİDS- ebola gibi yapay olduğu iddia edilen virüslerin yayılmasında da İsrail’in adı geçmekte, tıpkı Tokat’ta ne düğü belirsiz kenelerin ortaya çıkmasında da ve hatta tohumların genetik yapılarıyla oynanması olayında da isminin geçmesi gibi.
İsrail birilerinin dediği gibi büyük oynamıyor. İsrail küçük oynuyor. Küçük şeyleri oynuyor, nano teknoloji denilen parça bilimiyle oynuyor. ABD’ de ki arıları telef eden virüsün İsrail menşeli olmasına şaşmamak lazım. Çünkü kendileri “biyonik arı” yapmakla meşgul. Neymiş efendim Lübnan da bunu çok iyi anlamışlar ki bir intihar bombacısının üzerine yüz milyon dolar değerinde bir savaş uçağı göndermenin hiçbir mantığı yokmuş, boyu küçük bir böceği geçmeyen nano parçacıklardan yapılmış uçan robotlar yapacaklarmış. Ha eğer ki Einstein haklı çıkar da sadece dört yılımız kaldıysa boşuna uğraşmış olacaklar o başka.
Bu arada bakın ne oldu. Birecik’teki nesli tükenmekte olan kelaynak kuşlarından dördüne kuş uzmanları tarafından radyo vericisi takılmıştı ve göç yolunu ve göçün sonuçlarını incelemek üzere serbest bırakılmışlardı. İki kuş yurdu terk etmezken diğer ikisinden bir daha haber alınamadı. Koordinatlar hesaplanınca kuşların nerede ortadan kaybolduğu ortaya çıktı biliyor musunuz? Buyurun buradan yakın, Kudüs’te mescidi aksa yakınında.
Ey İsrail! Yeni bir komplo teorisini kaldıramayacak kadar insani bir varlığım ben. Gel şu kelaynaklarımızı bari geri ver. Seni bilmem ama ben ömrümün kalan dört yılını hatta üç yıl altı ayını kelaynak kuşlarımla, yuvarlak domateslerimle ve öldürmeyen kenelerimle birlik ve beraberlik içinde geçirmek istiyorum.
Dünya ısındı diye biraz daha fazla terleyebilirim. Çöpe attığım pet şişeden dolayı vicdan azabı duymaya devam edebilirim. Ancak benim gibi “masum bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir” sözünün manasına erenler, kuşlara olan muhabbeti mağarada filizlenmiş, ayağını karıncaya basmamak için kaldıranlar değil bir insanın bir kuşun bile yok olmasına dayanamazlar. Bu kuş; kel, kara ve çirkin olsa bile. Kuşlarımızı geri ver İsrail! Mümkünse kolunu kanadını ayırmadan, tüylerini yolmadan ve genetik yapısına dokunmadan!