Bildik bir Pazar günü. Dinlenme günü olarak kabul ettirilmeye çalışılıyor daim. Hâlbuki bu gün de en sevmediğim işten başlayıp en sevdiğime kadar yapmak zorunda olduklarımı listeledim. Yaptıkça çentik atacağım madde kenarına. Listede neler yok ki.
Bu hafta sonu farklı bir madde de eklemek zorunda kaldım listeye. Nişan ve kına merasimine gidemediğim Mehmet’in düğün konvoyuna katılacağım inşallah.
Mehmet, benim ilkokul arkadaşım Hatice’nin oğlu. Arkadaşım onu ve kız kardeşini babasız büyüttü. Farklı bir babasız büyütme bu. Zira baba yıllardır hapishanede hırsızlık olayından dolayı yatıyor. Çıkmıştı bir vakit ama ne yazık ki yeniden girdi.
Yokluk var diz boyu. Çocuklar ise büyüdü. Askerliğini bile yaptı geldi Mehmet. Çok kibar, çok efendi bir çocuk. Kaderin ona biçmiş olduğu rolü isyan etmemeye çalışarak oynuyor ve bu zor hayatı annesiyle beraber götürüyor.
Otuz dokuzuncu taraktaki bezimi de dokuyup kırkıncıya yetişmem lazım bugün.
Bismillah deyip onların evlerine doğru yola çıkıyorum. Kapının önüne konvoy hazırlanmış. Sağa dönüp konvoya doğru yaklaşıyorum. Hemen Mehmet yanıma geliyor ve ardından dönüp annesine benim geldiğimi haber verip tekrar geliyor. Arabama havlu bağlıyorlar acele. Zira yola çıkılmak üzere.
Çevrede tanıdıklarım çoğunlukta. Düdük çalan, el sallayan. Bir de Hatice’nin eşinin tarafı olan köyden gelenler var. Üzerlerinde sımsıkı süveterleri olan iki tane oğlan çocuğu bana bakıyorlar. Biri öbürüne diyor ki :”Ana len gadın sürüyor arabayı” Ben de gülüyorum onlara. Sonra söylediklerinin fark edilmiş olmasından dolayı utanıyorlar biraz. Kendi kendime söyleniyorum. Şoförü bir iş için gönderdim de ondan. Mecburen yani!
Önümüzde giden, arka kapısı yukarıya doğru açılmış , içinde davul çalınan minibüsü takip etmeye başlıyorum. Bir ara gençler arabaları durdurup yolun ortasında kaşıklarla oynuyorlar. Resmen yol kesiyoruz ve içinde ben de varım. Gençler eğlensin tabii de yol kapanıyor bir müddet. Arkaya birikiyor araçlar.
Eskort arabayı takiben kız evine ulaşıyor, sokaktan içeriye sıralanıyoruz. Davulcu iniyor ve çalmaya başlıyor. Ardından kaşık ekibi de.
Tam o esnada bir gürültü kopuyor arka taraftan. Mehmet’in annesi ve babası tarafı kavgaya başlıyorlar. Kız evi şaşkın ve üzgün bir biçimde bakıp kalıyor.
Eski diş bilemeler birikmiş ve keskinleşmiş. Çocuğun düğününde patlak veriyor. Hapisteki eş müthiş bir sıkıntı vermiş sülaleye. İşte patlama noktası.
Bağrışanlar ve çığlık atanlarla dolu her yer. Üzerlerine gelinlik giymiş küçük kız çocukları birden değişen bu hava nedeniyle ağlamaya başlıyorlar. Birkaç kışkırtıcı kadını arabaya itekliyorum.” Provake etmeyin erkekleri” yerine, onları daha fazla etkileyen yerel dilden “hössükleyip durmayın erkekleri susun gayrı “diye çıkışıyorum.
Arabaya attığım kadınlara:” Susun ve okuyun. Okuyun ki büyüyüp gitmesin şu lüzumsuz kavga. Şeytan nasıl geldi buraya euzü besmele çekin.” diyorum.
Bir kör kurşuna gideceğiz. Ne diye çıktık evden ne oldu. Kimseyle de helalleşmedik gelirken. Sanki geri döneceğimiz garanti de...
Kavga ki Mehmet’in hayat serüveninin adı zaten. Bir de burada tam kız alacağı yerde. Sokağın ortasında. Hanımı olacak kızın evinin önünde. Kayınpederi ve kayınvalidesi olacak insanların tam önünde. Küfür sanki yağmur gibi. İleri ve geri gitme şansım hiç yok. Arabanın camlarını kapatıyorum. Doğaçlama ve ardı arkası kesilmeyen berbat bir söz düellosu. Tam bizim küfür seven okur ve yazarlara göre. Keşke burada olsalardı diye aklımdan geçiriyorum. Bizim nasılsa ilgi alanımızda değil. Boşa gidiyor gene.
Harpten çıkmış gibi gelini getiriyoruz oğlan evine. Biz gelmeden kavga haberi gelmiş çoktan. Daha dış kapıda çığlık çığlığa yeni kadroların sesleri ekleniyor savaşa.
Gelin yukarı kata çıkıyor yavaşça. Damat onu kapıda karşılıyor. Söylenip duran insanların arasında en mutlu günlerini idrak etmeye çalışıyorlar. Hayırlı olsun diyor ve ayrılıyorum.
Hayırlı olsun.