Bilim bize herşeyi ögrettiğ gibi, çocuk büyütmenin koşularını da öğretti. Bizi bilinçlendirdi! Bilinçli anne-babalar olduk! Artık çocuklarımızı bilinçli büyütüyoruz! Bilimin verilerine dayanarak yaşanacakları şansa bırakmadan geleceğe dair planlar yapıyoruz çocuklarımız için. Burçlara göre doğum zamanını planlıyoruz. Beslenmelerini, uyku saatlerini, oyun zamanlarını, eğitimlerini planlıyoruz, planlıyoruz...! Eski kuşakları evimizden çıkararak, tüm geleneksel yöntemleri unutup, küçük ailemizde, kendimizden emin, büyük hedefler için, büyük planlar yapıyoruz.
Batı formatlı modern psikoloji bilgileri ile sıfır hatalı çocuk büyütürken, iradi tercihi yatsıyoruz. Bu durumda çocuğun ıspanağı sevmeme şansı yok. Bir davranış bilimi olan psikoloji, ruhun varlığını red ederek, davranışın determinist ilkelerine göre neyi, ne zaman, nasıl yapacağımızı bize ögretiyor. Böylece yaşanmışlığa, tecrübeye gerek kalmadan, psikoloji sayesinde Pavlov'un köpekleri gibi çocuk büyütmek artık daha kolay oluyor. Yasa belli. "Düzene uyum sağla çoğunluktan ol." Bu anlamda hiçbir farklılığa tahammül edilemedigi psikoloji kliniklerinin dolup taşmasından açıkça görülmektedir.
İlk teşhisi ilk okul birinci sınıf öğretmeni koyuyor. "Çocuğunuz söz dinlemiyor, uyumsuz, yerinde durmuyor, düzeni bozuyor. Siz bu çocuğu bir doktora götürün. "Anne-baba beyniden vurulmuşçasına, en iyi doktorları araştırmaya başlıyolar. Nihayet doktorun sihirli ilaçları sayesinde çocuk artık "sakin, hareketsiz, uyumlu" oluyor. İçimiz rahat. Bilim gene sorunumuzu çözdü.
Çocuklarımızı çok seviyoruz. Her şey onlar için. Çağın putları çocuklarımız. Tapıyoruz onlara. Dar mekânlarına hapsederek, bulundukları yerleri de kutsar gibi, kendimizden uzak tutuyoruz. Dokunulmazlarımız onlar bizim. Ama onlara biz de dokunmuyoruz. Onlar odalarındalar. Bizim ise işlerimiz var, onlar için çalışiyoruz. Bizimle değiller. Gün boyu konuştuğumuz cümle sayısıda, parmak hesabı kadar. Bir uşağın efendisini sevmesi gibi, hizmetkarlarıyız çocuklarımızın. İyi bir uşak gibi öfkelensek bile bunu belli etmiyoruz çocuğumuza. Çünkü psikoloji olumlu yaklaşımı öneriyor. Yüzümüzde sürekli bir polyanacı gülümseyişiyle, öfkesini, sevgisini, heyecanını, çoşkusunu törpüleyerek bir duygu kütlügü oluşturup aşırılıklarınıda böylece önlemiş oluyoruz. Uyumlu çocuğumuzun, tüm bu belirlenim içinde, söz dinleyen çocuk olmanın ötesinde, yapabileceği hiçbir şeyi de kalmıyor. Zaten her şeyin istenilen ölçülere göre planlandığı bu düzende kahraman da istemiyoruz. Buna gerek de yok.
Mutlu etmenin yolunun bu olacağının düşüncesiyle her işini biz yaparken çocuklarımızın, pamuk tarlasında çalışan çocuk işçilere içimiz ezilerek bakıp, onların anne -babalarıyla birlikte iş yapma ve anı paylaşma mutluluğunu yaşadıklarını göremiyoruz. Çünkü bizim çocuğumuz rahat ve eksiksiz odasında bilgisayar başında. Sonra tosuncuklarımızı yeniden bilimin ellerine bırakıyoruz. Midelerine kelepçe takılsın, mücize diyetlerle zayıflatılsın diye.
Bu düzende büyümekte olan çocuğumuza, insan varlığına yakışacak onurlu kavramları da birer tanım olarak ezberletirken "dürüstlük, namus, ahlak, inanç, iman" gibi insan olabilmenin vazgeçilmezlerini, içselleştirecek yaşam biçimini de oluşturamıyoruz, çocuklarımıza. Pedegojik kaygılarla din eğitimini ergenlik sonrasına erteleyip, yaşamın kendisi olan dinimizi, çocuklarımıza bir ders mantığıyla öğretiyoruz.
Bilimin ışığında kurdugumuz bu mükemmel sistemde her şeyi belirlememize rağmen, nedense çocuğumuzla ilgili kaygılarımız da bir türlü bitmiyor. Ama bakın, eskiler bunu ne güzel çözmüşler: "Çocuklarınızı kendi yaşamınızın içine katın".