
Giriş ve Tanım Yerine
Çetrefilli tanımlar, karışık çıkarımlar. Genel olarak toplumumuza oldukça yabancı bir kavramdır feminizm. Dilerseniz derhal konuya dalalım..
Kamuslar feminizm için:
“Feminist teori toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğasını anlamayı amaçlar.” diyor.
Ancak feminizm adına yapılan faaliyetleri gördüğümüzde burada bir amacın değil bir hazımsızlığın olduğunu fark ediyoruz. Cinsiyetler arası eşitsizliğin hazımsızlığı.
Geleneksel olarak feminist tipi ‘çözüm yolları aramaktan çok uzak, sadece şikâyet eden bir avuç çağdaş kokona tarifiyle’ tanımlanabilir, tamamlanabilir.
Bunun yanında sözlüklerde feminizm için şöyle bir ifade var:
”Yine çoğu feminist, cinsiyet eşitsizliği ve kadın hakları, ilgileri ve kadın sorunlarını araştırmaya odaklanmıştır.”
Çok doğru bir tanım. Sadece odaklanmıştır. Kuru sıkı tabancayla nişan almak gibi bir şey.
Feminizmin bir de radikal bir tanımı var:
“Feminist hareket kadın ve erkeğin eşitliğini savunmasının yanında, kadının biyolojik ve duygusal olarak erkeğe üstün ve erkeğin "tamamlanmamış kadın" olduğunu da savunur.”
Ben şimdi ne diyebilirim ki?
Feminizmin kökeni aynı zamanda bir müsteşrik olan Lady Montegu’ye dayanır. Marquis de Condorcet gibi aydın(?) düşünürler bu hareketi omuzlamışlardır. Fakat bu dönemdeki feminizm, modern anlamdaki gibi konken partileri tertip edip dövecek erkek arama faaliyetlerinden çok çok farklıdır. 1730’larda gelişme gösteren Avrupa feminizmi kadına eğitim hakkı kazandırma davasındadır.
İngiliz yazar Mary Wollstonecraft'ın feminist olarak adlandırılabilen A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Müdafaası) (1792) adlı eseri feminizmin anayasası ve tüzüğü olarak kabul edilir.(tabii çoğu feministin bundan haberi yoktur.)
Kadına haksızlık yapıldığı yönündeki inanç ve iddia 19.yy.da bu hareketi kitlesel ve örgütlü hale getirmiştir.
Emine Nasıl Oldu Femine?
Avrupa merkezli her düşünceye kapılarını ardına kadar açan, Batı medeniyetinde tezahür eden her oluşumu sorgusuz kabul eden modern sazan Türk düşüncesi de elbette bu hususunda geç kalmamış ve yerli bir feminist zümresi oluşturmuştur.
Esasında modern (?) bir toplum olmadan önce bu coğrafya birçok ünlü kadın çıkarmıştır sinesinden.
Nene Hatun, Nigâr Hanım, hikayeleriyle birer sembol olmuş aslı, Leylalar, Şirinler. Zühreler, Belkıslar, Çanakkale’de mermi taşıyan analar, asker esvabı diken eşler, hülasa bu ve benzeri binlerce örnek. Ancak modernizmin keskin kılıcı bu karakterleri siler atar. Uzak ya da yakın Duygu Asena hayranıysanız gerçek modernizme ve feminizme ulaşmış olursunuz.
Feminizm gönül rahatlığıyla ifade edeceği şekliyle ülkemizde bir meczuplar hareketidir. Şuursuz, prensipsiz, sıkıntıdan patlayan birkaç finolu hanımın dedikodu yapabilmek amacıyla toplanma bahanesinin sosyetik ismidir.
Bizden bir hareket olmadığı için feminizm kelimesini Anadolu’da bir kadınlarımıza söylediğiniz anda suratlarda bir ekşime ve “Ya git Allah’ını seversen” şeklinde bir bakış beliriverir. Çünkü doğu medeniyetinin derin ve tecrübelerle doldurulmuş irfan denizinde bu medeniyetin temsilcileri ve taşıyıcıları bilirler ki kadın annelik vasfı ile şereflenmiş bir hane amiri; evlat, kesin bir itaat ve teslimiyetim sembolü; erkek ise sorumluluklarının farkında bir olur merciidir. bu sağlam departmanlar arasında da üstünlük yada eşitlik davası güdülmez.
“Aileyi Erkek Yönetir Erkeği de Kadın” Saçmalığı.
Aile bir kurumsa ve bu kurumu oluşturan farklı rollerde ve kompartımanlarda kişiler bu kurumda bulunuyorsa elbette her türlü alışveriş tabiidir. Kimi zaman çırak, ustasından; öğretmen, öğrencisinden bir şeyler öğrenebilir veya fikir-tecrübe sahasında faydalanabilir.
Bunu, kadınların çay günlerinde veya ev oturmalarında birbirlerine hava atma vasıtası olarak görmekle yetinmeyip ulusal bir slogan haline getirenler ne kadar da komik durumlara düşüyorlar bir bilseler.
Feminizme bir rahatsızlık ve hazımsızlık hareketi demiştik yineliyoruz ve ekliyoruz, Ekonomik ve sosyal hayattaki maddeci gelişme kadını cinsel bir meta haline getirmiş feminizm de yine aynı modernizmin eseri olarak zuhur etmiştir. Kendi kendini tekrarlaması da belki mücadele ettiği olgunun, kendini meydana getiren olguyla aynı olmasıdır.
Yüzyıllarca ezanla dağı taşı dövülen İslam’ın tatlı kokularla gezindiği bu nazende topraklarda dinin emrettiği sınırlarda kadınlara gerekli haklar tanınmış, Türk-İslam sentezi içinde kadın kutsal bir emanet olarak savunulup saklanmış bir yegâne varlık olarak el üstünde tutulmuştur.
Bundan bîhaber cühelaya önemle duyurulur. Yaşamın çetrefilli ve kaba kuvvete dayandığı dönemlerde, henüz Hıncal Uluç ve Rutkay Aziz’ler yokken, balolar, pırlantalar yokken bile bu toprağın insanı kadınını şereflendirmeyi bilmiş gâh en temiz aşkların muhatabı gâh eli öpülesi ana formuyla bu değeri ölümsüzleştirmiştir.
Bu da kendinden köklerinden utananlara kapak olur inşallah.
İslam’da Kadın
Bu konuyla ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki değerli okuyucu. Fakat ben en kestirme ve en kesin yolu seçiyorum. Bazı ayetlere göz atmak yeterli olacaktır sanırım.
“Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir? (Maide Suresi, 50)
"
"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)
"Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir. (Nisa Suresi, 32)
"Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat artırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır. (Hadid Suresi, 18)
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)
"Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir. (Furkan Suresi, 74)
"... Onlara öf bile deme, onları azarlama, güzel söz söyle" (İsra Suresi, 23)(anne ve baba için)
"Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın..." (Bakara Suresi, 231) ayetiyle
“Ey iman edenler, mü'min kadınları nikâhlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.” (Ahzab Suresi, 49)
(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (Bakara Suresi, 241)
"Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir. (Talak Suresi, 7
"... Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir. (Bakara Suresi, 229)
"(Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir." (Talak Suresi, 6)
"Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin..." (Nisa Suresi,
Töre Cinayeti
Feminist çevrelerin üzerinden sözüm ona sanatsal bir rant çıkarma hususunda tekellerinde bulunan bir gerçekte töre cinayeti. (Şarkılar, tertiplenen yürüyüşler, sinema filmleri vb.)
Bu üzücü realite hakkında ne diyebilirim ki?
Cinayetin doğal bir ölüm nedeni olarak kabul etmeyen feministlere göre bu çağdışı ve barbarca bir uygulama bir kısım kişiye göre de göre ecelin tecellisidir.
İnsanın olduğu her yerde suç ve kötülükte var olmuştur. Suçun olduğu her yerde de cezası hazır bekler. Kimi cezalar komik kimi de şiddetlidir.
Feminizmin Sirki: Kadın Kuşağı
Kendi kendini tekrarlayan plastik ilerici sosyal yapı karıncadan yağ çıkarmak hususunda oldukça başarılıdır. Alın işte kadın programları. Bazıları kayıp kişileri bulma gibi faydalı sayılabilecek bazı faaliyetler içinde olsa da çoğunluğu temelinde feminizm pompalayan arabesk soytarılıktan ibaret.
Yok, o onu aldatmış yok bu buna bilmem ne yapmış bir yığın saçmalık. Eden bulur kardeşim.
Feminizm kim? Beni nereden tanır?
Özgür Kız
Hatırlarsınız değil mi değerli okuyucu. Bir telefon operatörü seneler önce reklâmlarda “Özgür Kız” imajını kafamıza kafamıza vurmuştu. Kim bu özgür kız? Özgürlüğün sınırı ne? Sosyal ilişkileri, sorumlulukları, tabuları yok mu? İt ayağı yemiş gibi kır bayır demeden gezen hafifmeşrep bu karakterin ardında da aslında feminist model yok mu?
Seneler önce bir Türk filmi seyretmiştim. Adı bilmem neydi. Müjde Ar başroldeydi.( tesadüfe bakın ki kendisi şu anda da bir TV kanalında feminist tabanlı bir program yapıyor) neyse efendim özgür kızımız gece yarı bir kamyoncu kahvesine dalıveriyor ve:
—Ağalar, beyler İstanbul ne tarafta?
Diyordu.
Kahve milletinin insanlarının cevabı ise aslında bir toplumun bu basitlik ve hafifliğine verdiği cevaptı
“Gösterelim anam!
Toplumsal yapının en önemli kurumu olan aile teşekkülünü derinden çökertmekten başka gayesi olmayan feminizm şükürler olsun ki toplumdan kopuk bir zümre dışında geniş alanlara yayılamamaktadır.
İnsanı asıl üzen ise Batı kökenli hiçbir düşünce yapısının toplumumuza fayda sağlamadı tecrübeyle sabit olmasına rağmen çalmakta gösterdiğimiz inattır.
Adına adaptasyon diyebileceğimiz ‘farklı formlarla tatbik etme’ gayretimiz ise ajitasyon ve slogandan öte gidememektedir.
Bir takım seksüel sapkınlık içinde, Yedi Kocalı Hürmüz sıfatına nail olmak isteyen gafiller önce hürriyetlerinin farkına varsınlar bu bir.
Gazetelerin köşe sayfalarında yazarlık yaptığını zanneden nadideler bu mevkilere dekolteleri vasıtasıyla geldiklerini bilmeyecek kadar saf olmadığımızı bilsinler. Bu da iki
Nokta