Misyonun vardır. Yaşama neden doğdugunun anlamını yüklemeye gelmişsindir. Haberin yoktur olan bitenden, başlarsın hayata bir meme ucundan tutunmaya. Herşeyin anlamı vardir, gözünün renginin neden o renk oluşunun, boyunun kısalığı, kekemeligin ve güzel olanların, güzelliklerinin, bu eşsiz inceligin Allaha mahsustur diyenleri önce duyarak, sonra önünden gecen boylu boyunca uzanmış tahta kutularla nereye gittigini öğrendigin zamana kadar çabalar durursun. Bunadır dersin bir gün;bunca çaba... Bunadır hayattan alacagımiz en son ders huzur ve sukun icinde dengeyi bulunca.
Başarmak lazım yaşamayı.
Kendi içindir. Insan içine çıkıp dertlenmek değildir.Başari dertleri sessizce icinde işkenceye tutabilendir. Başarmayi hafife alanlar dertlenirler. Kimseye bir şeyi ispat etmek gibi bir kaygısı olmayanın, sonradan da bu insanların icinde övünmek veya dövünmek gibi bir sıkıntıları da olmaz.
Hani bir söz vardır"Bütün dertler ölünce bitecek şimdiden dertlenmek niye..."diye. Sanirim ölümü akıllardan çıkaran cok daha önemli bir ölüm var ona mı çabalarız..
Ki..
Cok yorgun bir halde aynaya baktıgımızda tanıyamayız kendimizi. Böyle zamanlarda; bir hayvanı görür gibi olur insan. Gülmez bu yüz. Bir tek insan güler ya ondandır o koca ayrıcalıgımız.
Yaşamayı bilen tek sey "doğa". Sey nedir?
Adını koyamadıgımız sadece hissedebildigimiz. Her seye bir ad koymak mı lazımdır ki bütün uğraşımız sırf bu yönde.Fiz-kötesi duygular, görüntüler. Ta ki saydam sert duvara bedenimiz carpana kadar...
Saate bakıyorum.Kendi saatime.Kaç dakka,kaç saniyeye daha sahibim.Su geçen zamanda geçmeyen saatler. Atılmaya doldurulmus...
An meselesi.Önümdeki harfleri bulan insan,beni bulan ben tuşluyorum on parmak hızında.Her harf bile beni bekler...
Az ilerde bir kapı var,an meselesi olması gerekenler bekliyor.
Bu kadar basit mi? Anları yaşamak.,yakalamaya çalışmak diye bir şey var mıdır?
Ki...
Gidiyorsun konuşarak,susarak,gülerek,aglıyarak.Yazıyorsun kelimeler. Kelime olmadan akla düsen duyguların görüntüsüne verdigimiz şekillerle ifadesi. Ve aralarında an`dan da az bir zamanda olanlara bak. Ne çabuk,ne çabuk!
Ne cabuk...
Dünyayı sarsmak mümkün degil.Ezeli hayat suskunlugunu hic bir şeyle bozmaz. Sarsılan biz. Acılarla gün gelir her seyle yaşanabildiğine yasamak.
Bozuk para gibiyiz. Kimileri saklar, sever, değer verir, artırır; kötü günler icin ve bırakır gider...
Bozuk para gibiyiz, bölünür, bölünürüz, bir gün gelir tam oluruz.Birilerin elinde eskir, kirlenir yıpranırız.
Gün gelir tam ortadan bölünürüz.Renk değistirir zamana zorlanarak ta olsa uyarız. Hayatin istediği bu değil midir bizden. Neden zorlanırız...
Ki...
Değeri yok deyip atarlar seni tahta masaya diye mi?
Üstüne yazarlar. Islem bitti. Yıkayin.
Gün beraat günüdür.
Karsımda yaşamadıgım bir an.Ne kadar değerli senin icin, benim icin. Kalkıp gidiyorum,zaman hem arkamda hem önümde. Ortada kalmam mümkün mü?
Ve
Yıkıyorum ellerimi, hic dokunulmamiş suyla, yeniden ayni suyla yıkanmak mümkün mü?. Dökülüyor önüme yakalayamadıgım renksiz, saydam su. Açsak yaşamın musluğunu, yıkansak hüzünle, mutlulukla. Anca böyle yaşanır bu hayat, ötesinde, gerisinde kalmıs sesler, yazılarla...
Sesleri bulacaklar bir gün çığlıklarımızı,kendi kendimize sesli sesli dört duvar arasında söylendiklerimizi.
O gün ben yaşıyor olmayacağım.
Ama bulacaklar sesleri havada...
Ne olacak?
Anlar bana ait sana ait mi?
Ki...
Hayatın her anı bir puzzle parçası gibi.Her kösesi farklı ama birbirine değip, uyan bir ömrün resminin tamamlanmasıdır...
"An,an`a değiyor\ anlar toplanıyor\megerse ben\ zamandan atılıyor muşum..."
Berlin.06.02.2004