altımda darmadağın bir nehir, bir kopukluk-
almış başını gidiyor.
suya girmek istiyorum, çırılçıplağım, günahkârım
ne bileyim saçlarımda yıldızlar geziniyorsa erkenden
yola düşmüşsem, ceketimi alıp, çekip gitmişsem güneşe karşı
evlerin bacaları tütüyor, bu evler eski, tutucu, mevsim kış
hâlâ trafik, hâlâ yayan, ultra modern ışıkların altında postmodern bir pastiş gibi
çoraplarım batıya, dudaklarım doğuya özenmiş vakitsiz yürüyorsam,
dilimde kırık bir şiir, ufak bir ıslık, uzun ve güzel ölmek istiyorsa teyzem gibi
teyzem kırkında gitti, kanserden.
kahve ve sigara bahanesi.
yaşamak fakir bir kral kadar bu dünyada
kötülerin arasında kendini sınıflandırmaya çalışan kötürüm-
lerden dinlediğim çok sesli masalın bir ucundan tuttum öyle asıldım-
hayata.
beni sevmişler, uzaktan koklamışlar, bunlar da olmuş
hep bir şeyler olmuş, hep babam çalışmış, yorulmuş
çiçeklerimiz de olmuş, bahçeli evimiz de
hep kirada oturmuşuz, zaten kiralık insanmışız,
öyle numunelik iliştirmişler türkiye'nin bir köşesine
fotoğrafta çektirmişiz vesikalık, kayda geçirmişler
çok kıza da ben aşık olmuşum, bacak kadarmışım
nasılsa bir gün bulurmuşum çocukluk aşkımı filan.
zaten yaşamak hep hasta bir kral gibi
piyangodan çıkan bir bilet gibi, bilet piyangodan işte
adama kendi krallığını kurduşmuşsa olmayan başka bir yerde
çiçek de yetiştiririz, çiçek de evet çiçek de
özgür de oluruz, kimseyi kesmeyiz, gül yetiştiririz
koklar koklar açılırız nikotin komasından ayılırız sabahları,
annemde gelir, yanımda çemberini bağlar, dualarını okur
akşam da olur, güneş de doğar, bedava değil mi bunlar?
ben de bedava yürürüm, bedava kiralarım gölgemi süreklerim arkamdan
bütün hatıram gelir emekleyen bir bebek gibi sırtımdan dökülür zaman
zaman çabuk geçer, zaman buralarda da öyle işte
her şeyin bittiğini yazar memleket gazetesi
bir kopukluk varsa ben konuşurken
kelimem kelimemi tutmuyorsa, (tarafsızlıktan)
biliyorum aslında-
her şeyin bu nehirden akıp gittiğini.
5 Kasım 2007 / İslamabad
Dergah / Ocak 2008
215. Sayı