Onlar için söylenebilecek sözlerin bir kısaltması olduğunu kabul etmenin insanı yanılgıya düşüren çok şaşırtıcı sebepleri vardır elbet. Çünkü onlardır sözün ve hayatın sahibi olduğuna inanan efendiler. Her şeye karşı fütursuz bir akışkanlık içinde olan hayatları vardır ve her girdikleri kabın şeklini alacak kadar da omurgasızdırlar. Omurgasız olmanın onlar için ayıplanacak bir yanı da yoktur üstelik. Çünkü ayıbın da övgünün de yaratıcıları olduklarına karşı kesin bir inanç beslenir içlerinde. Her şeyin en iyisini yapmaya karşı mahir olduklarını dillerine dolamış olsalar da işin aslının hiç de öyle olmadığını gösterecek büyüklükte sefil bir bayağılık içindedirler. Havanın ve zamanın koşullarını bir simsar kurnazlığıyla koklayarak ve bütün berbat olasılıkları göz önünde tutarak her kılığın ve dahi her imajın takıntılı hurafeleri olmayı büyük bir yetkinlikle becerirler. Kendilerine sorulacak olursa eğer, ülkenin gelmiş geçmiş en dâhiyane beyinlerine sahip olduklarını söylemekte gecikmezler. Bütün bunların beraberinde büzüşmüş beyinlerinin ortasında ve okkalı bünyelerinin altında sürekli varolan bir ustalık belgesinin asılı olduğunu sanırlar. Hiçbir kitabı sonuna kadar okumadıkları halde her kitaptan haberdar olacak kadar zeki ve her kitaba özet tutacak kadar da işgüzardırlar. Edebiyatı, felsefeyi, sinemayı ve beraberinde bilumum sanatsal etkinliği zahmetsiz tarafından takip edecek kadar kolaya yatmacı oldukları gibi bütün bu sayılanların isimlendirilmesi, ölçülüp biçilmesi de bunların tasarrufu altında olduğu kanısını hissettiririler. Histen ve hakkaniyetten taraf olan zerre miktarınca bir iz taşımasalar da onlardır hissin ve hakkaniyetin temsilcisi olan adamlar. Müzik denildi mi en iyisini onlar bilir, zira bir piyano karşısında yaşadıkları heyecanı fotoğraflayacak kadar ressam, bir resmi yorumlayacak kadar süreeal uçarılıkları vardır.
Onlardır, en iyi restoranlarda pahalı akşam yemekleri tertip ederken görkemli sofralarının başuçlarına ağlayan çocuk resimleri ve ezilmiş bir halkın kahramanlarına ait fotoğrafları çivileyenler. Ağızda çürümüş bir diş ağrısı gibi boyuna batarlar sırtında kambur olmaktan gocunmadıkları halkın boynuna. Halk denildin mi tartaklanası bir kum torbası gelir akıllarına. Bütün tepeden inmeci donanımları ve kolpacı yetkinlikleriyle kum torbalarına karşı yumruk sallama hususunda antrenmanlıdırlar. Müstehzi dudakları vardır ve bu dudaklar yerli olan her şeye karşı kibirli bir teyakkuzla kulaklara doğru gevşerken yabancı olan karşısında bir hayranlık ifadesi olarak ağzı açık ayran delisine dönerler. Gururları okşanıldığında küçük dağları yaratmış bir edayla toprağa basarlar. Hukukun ve ahlakın bütün kurallarını onlar koymuşlardır. Yaralı bir beden içerisinde saklı olmalarına rağmen hiçbir olumsuzluktan gocunmayacak kadar pişkin ve tutarsızdırlar. Beyaz oldukları hususunda ciddiyetli delilleri vardır ve tüm siyahların, ötekilerin, berikilerin onların altında bir tabakada yaşamaları düşüncesine sonsuz bir saygıyla eğilirler. Kast sistemine karşı gizli tapınmaları olduğu halde halk arasında demokratlığın yağda kızartılıp pişirilmiş halini savunurlar. Her sistemde kendi menfaatlerini kollayacak pragmatist bir refleks geliştirmede ustalıklı tarafları vardır. Her rengin tonuna yatkın bukalemunlukları onlar için siyasi bir manevra hızlılığıdır. Kibardırlar. Karşılaştığınızda merhaba demeyi ihmal etmeyecek kadar zarif olmalarına karşın giderken hoşçakal demeyi bilmezler. Bütün görgü kuralları onların direktifleriyle kaleme alınmıştır. Kars kaşarının sabah kahvaltısında kızarmış bir ekmeğe nasıl konulacağını, çatalın ya da bıçağın hangi elle ne şekilde tutulacağını öğretmeye yönelik mutlak bir kudretleri vardır.
Şehrin en büyük mağazaları onlar için çalışır. En iyi terziler en iyi kumaşlardan onlar için elbiseler dikerler. Bütün hamburgerciler, dönerciler, gazoz imalatçıları onların midesini cilalamak için büyük mesailer harcarlar. Bütün kuaförler ve takı tasarımcıları onların saçlarına ve gerdanlarına düşecek parıltılar için canhıraş bir hızlılıkla koşturmak zorundadırlar. Bütün bunak kokteyllerinde, üçüncü sınıf film galalarında ve zıvanadan çıkmış açılış törenlerinde en önde olanlar onlardır. Bütün kurdelelerin kesilmesi onlara aittir. Eğer orta yerde kazaen bir mikrofon unutulmuşsa en ilkin onlar konuşmacı olarak çıkarılır sahneye. Bütün sahnelerde, kamera önlerinde ve spotlar karşısında insanı tiksindiren bayat meyve aromalarına benzeyen huylarını döküp saçmalamaların sahipleri onlar oldukları gibi yine de tuhaf bir vurdumduymazlığa yaslanarak insancıl bir üslupla davranmayı yeğlerler. Buna rağmen evlerinde besledikleri tıknaz kedi kadar bile değeri yoktur hizmetçilerinin. Uşakları için gösterdikleri nezaket bir sokak köpeğinin görüp duyabileceği kadardır. Hayvanlar âlemine karşı gösterdikleri aşırı duygusalcı hassasiyet onları bu hususta dernek kuruculuğuna sevk edecek kadar moderndir. Kedi köpek kollayıcılığından fil besleme derneklerine, salyangoz yarıştırma organizasyonlarından baharda kelebek çoğaltma partilerine kadar uzanan bütün abidik gubidik işlerde gösterdikleri soylu duyarlılık, garip gurebanın sefaleti ve katliamların tüyler ürperticiliği karşısında yamuk bir optimizme bürünür. Sigara içenlere ve kahvehanelere karşı duydukları tiksinti ve takındıkları sert tutum “alkol” ve “meyhane” denince yumuşak ve hüzünbaz bir hümanizme bürünür.
Yalancı bir dürtüyle hareket etme kabiliyetleri sayesinde yılan kadar keskin ve soğuk bir kaypaklıkla davranmayı huy bellemişlerdir. Yaşadıkları coğrafyanın kültürel dinamiklerine karşı gösterdikleri hazımsızlık başa bela bir karın ağrısına sokmuştur onları. Bütün bu söylenenler sonunda varacağımız son nokta şudur; her şey onlar için vardır ve hiçbir şey onları gocunduracak kadar “a” kalite bir değer taşımaz. Dolayısıyla biz şimdilik Cemal Süreya’nın Onlar İçin Minibüs Şarkısı şiirini zinde ve yüksek bir sesle okuyarak taraf tutan bir soru işareti saklayalım yedeğimizde.