nerden başlayayım a oğul! hangi birini anlatayım bilmem ki! işimiz dersin.. iş dediğin nedir? köy yerinde ya iki-üç sıska hayvan güdersin ya kuru bir toprak parçasını ekersin.. demem bizim buralarda öyle.. başka yerleri bilmem.. bizim buralarda hayvan mı ekin mi zor dersen, hangisi hangisinden daha zor dersen birini diğerinden ayırt edemem.. ben benim yaptığımdan haberdarım onu söyleyebilirim ancak.. ben toprak ekendim.. hayvanım yoktu..rençperdim..
rençperlik zordu oğul! zordur. yazı başka- kışı başka zorluklarla doludur. hem bizim buralar da hepsinden zordur bu rençperlik.. sudan yana kısmetimiz yoktur. su dediysem öyle bugünkü gibi kanal-manal hak getire.. bazı bilmişler “yerin altından su çıkarsanıza!” derler.. varmış gibi. belki vardı. ama motorun değil kendi adı yoktu. askere angaraya gittiğimde görmüştüm.. bir defa görmüştüm.. toprak bizde serttir. sen görmedin.. sen ne gördün ki.. toprağı sürmek.. tohum serpip ondan bir şey beklemek.. bir tal'i işiydi. tal'ii yar olanın yar sarardı yarasını, tal'ii yar olmayanın eşşek kovalardı anasını.. öyleydi. gerçi hala öyledir.. hala birilerinin tal'ii yardır.. birileri de yar olmasını beklemektedir umutla.. sekiz ay kar altında kalan topraktan ne beklenir.. biz beklerdik.. buğda, arpa.. patates..ekerdik.. lahana.. ve beklerdik.. bizim oralarda “tomates”e freng erigi derdik.. meğer buralarda adı “tomates”miş.. güneşte ekinler sararır.. biz onlara bakar sarardık.. tarih.. peh.. bin dokuz yüz kırklar.. evlerimizi alatirikle değil gazyağı ile aydınlatırdık.. her zaman değil zira gazyağı bizim buralara ara sıra uğrar, çoğu zaman selamı keserdi.. ışığımızın adı bu yüzden “idare”ydi.
soğukta üşür, güneşte kavrulurduk.. eh genede şükrederdik.. zor günlerden çıkmıştık.. bunlar iyi günlerimiz sayılırdı.. ermeniler kıtır kıtır kesmişti çoğumuzu.. damlara doldurup yakmışlardı.. şükür diyorduk.. ölümü göstermişlerdi.. şimdi sıtmaya razıydık.. elden başka bir şey gelmezdi. gelmiyordu. ah bir deli zalhamız vardı.. ermeniler kötülük etmişlerdi.. gencecik gelinken.. kocası şehit düşmüş.. o şehadet haberleri peşinden de uruslar.. uruslar geldi.. ermeniler onların önde gideni.. zelha alımlı-çalımlı, boylu-poslu.. gencecik.. daha nice genç kızımızın namusunu paymal ettiler bir bilsen.. deli zelhaya da kötülük etmişler.. o da üstü başı perişan.. bir yarın tepesinden azgın coruha kendini atmanın hesabını yapmış.. tam kendini aşağı bırakacakken bir bebe sesi.. bir bebe sesi parçalanmış entarisinin kenarından tutmuş, kolundan, eline, ayağına sarılmış.. yeni doğmuş bir bebe.. sese doğru yürümüş.. coruh kenarında bir sürü cesetle karşılaşmış.. ceset arasında bir kadın.. karnı süngülerle deşilmiş.. kadın hamile.. ama çocuk kurtulmuş.. ve belki deli zalha kendini yardan aşağı atmak için gelmemiş olsa o da ölecek.. almış.. temizlemiş.. çul-çaputla kundaklamış.. gelin zelha deli zalha olmuş.. işte daha neler..
ama bir beter şey vardı ki oğul.. vallahi öylesi zulmü gören bilmem.. yaz.. uzun yaz günleri.. tarlada perişanız.. kasabada rençper olan herkes aynı.. bitmişik.. tarladan gelirdik.. topraklarımız düşmandan çoktan kurtulmuş.. yıl bin dokuz yüz kırkların ortası.. kasabaya bir kaymakam geldi.. biz kaymakamların bir geldiğini işitir, bir de gittiklerini duyardık.. her neyse.. yeni kaymakam genç.. bir kaç ay sonra.. yazın en şiddetli zamanı.. dedim ya ağızsız dilsiz eve düşerdik.. çoğumuz kasabanın kahvesine bile uğrayamazdık yorgunluktan.. yanmışız her birimiz.. akşam namazı sonrası evlerin kapısı çalındı.. bütün kasaba meydana toplandı.. kasabalı yorgun.. kasabalı perişan.. uykusuz..sabah erkenden kalkılacak.. rençperin tatili yoktur oğul! kasabanın meydanındayız.. kaymakam bir nutuk irad etti.. ne dediğini anlayan oldu mu, bilmem ama hepimiz alkışladık.. konuşma bitince alkış adettendir.. anlamak diye bir şey yoktur.. yani anlayanlar olurdu.. muhakkak.. derken kaymakamın arkasında duran yirmi otuz adam ellerinde garip aletlerle bir böğürtüye başladılar ki.. eyvah.. deli zalha köyde değil de kasabada olsa daha bir çıldırırdı.. gay..guy..zınk.. boovv.. bizim susuzluktan zaten boğazımız kurumuş.. bir de kulaklarımız kurusun isterler sandıydım.. muzurt mu mazarat mı bir adamın destesi-mestesi miymiş ne, öyle bir şey demişlerdi, sen daha iyi bilirsin ya.. ne de olsa okumuş, yazmış kerli-ferli bir adamsın işte.. her ne ise. ne saza ne bizim oyun havalarına benzer.. çıkardıkları sesler ne tulumun sesine.. kimsenin bir şeye benzettiği yok.. kimsenin ağzını bıçak açmaz.. kaymakam çalgıcılar durunca bir ayağa fırlayıp alkışladı ki sorma... biz de fırladık.. bizde alkışladık.. patlak ellerimiz daha bir yarıldı.. kaymakam hepimizden hoşnut olmuştu.. yüzünü bir gülümseme, bir sevinç kaplamıştı ki.. biz mi.. ne diyem a oğul, ne diyem.. neydecen..demem o ki.. inan urus bile böyle bir mezalimde bulunmadı.. dedim ya sene 1945'ler rençperlik zor işti oğul! zordu.. zor!