
Herkes yemek yapabilir mi?
...
Ya da daha farklı bir soru yöneltirsek herkes her şeyi yapabilir mi? Yıllardır duymaktan yorulduğum ama bir türlü kabul edemediğim bir şeydir herkesin aslında her şeyi yapamayacak oluşu… Biliyorum siz bile bu satırları okurken karşı çıkacaksınız. Hatta örnekler verip haklılığınızı göstereceksiniz. Örneğin diyeceksiniz tamirat işleri yapamamanızdan, iğne iplikten anlamamanızdan, yemek yapmayı beceremediğinizden, elbisenizi ütüleyediğinizden, iyi araba kullanamadığınızdan, şarkı söylemeyi beceremediğinizden, belki de oyuncu olmak istesiniz de bunun olamayacağından… Ama bu örnekler beni ikna etmeyecek çünkü bunun şartlanmış bir kabulleniş olacağını bileceğim. Daha ilk deneyimde başınıza gelen başarısızlıkla kanıksanmış bir halin yıllar yılı yaşayıp hep aynı ruhiyatın ezberi bozulmamış replikleri gibi tekrarlandığını ne kadar saklayabilirsiniz ki. Ama efendim insan her şeyi beceremez ki!!evet sürekli tekrarlandığında sizde de aynı duygu oluşuyor mu bilmiyorum ben de anlamsız bir kalıp cümle yığınına dönüşüyor.Şöyle söylesek yine de kabul etmez misiniz aslında insan her şeyi becerebilecek fıtratla doğmuştur ama sanatkârane dokunuşlar sadece bazı insanlara bahşedilmiştir.ne dersiniz?
Daha çocukluktan bilinçaltına yerleştirilen pembe ve mavi olguları alalım örneğin: şayet pembe patiklerle basmışsanız yeryüzü boşluğuna temiz, düzenli, derleyen, toplayan ve itaatkâr; mavi patiklerle basmışsanız sert, dayanıklı, dağınık, korkusuz ve emreden. Bir bakıma pembe-mavi kast sisteminin dayatmış olduğu rolleri benimsemenin bir sonucudur da herkesin her şeyi yapamayacak oluşu…
Doğmadan rollerin dağıtıldığı bir dünyada doğmanla başlar istemesen de sana biçilmiş rolleri oynaman… Yıllar sonra fark ettiğinde ya da bir şekilde çıkıntı(martı jonathan) olmanın törpülenmene sebep olacağını ve sürüden ayrılmak zorunda kalacağını görecek olman aslında oldukça vahim bir durumdur…
Ratatoy tam da burada bir animasyon filminin sığ komikliğine düşmeden göz kırpar çıkıntılığıyla dahası arkasındaki derin felsefesinin izdüşümüyle izlendiğinde hoş anlar geçirmenizi sağlayan, küçüklerden ziyade büyüklerin de izlemesi gereken harikulade bir film sıcaklığını da ekleyerek.
Bir fare ile bir restaurant aynı karede nasıl olabilir diye düşünebilirsiniz? Öyle ki konu yemek olduğunda yanında en son düşüneceğimiz şeydir bir fare hatta mümkünse kanalizasyon faresi(sıçan)…Filmin senaristi ve yönetmeni Brad Bird sanki zıtlıkların dengesini sağlamak istercesine iki farklı dünyayı aynı kareye yerleştirir. Bir tarafta kahramanımız Remy-üstelik bir ev faresi (mouse) değildir kendisi bir kanalizasyon faresidir (rat)-diğer tarafta Fransa’nın en ünlü restaurantı. Ve bu iki zıtlığın birleşimi ise filmin ismi olur yani ismin buradan türediğini söyleyebiliriz şöyle ki Ratatouille diye kabak, patlıcan, domates, taze biber, soğan ve sarımsakla yapılan kolay bir Güney Fransa yemeği mevcut: yani birleştirirsek tüm bu verileri (Rat) a too uille: Ratatoy yemeğini yapan fare, filmimizin ismi olur!
Remy, Jean-Baptiste Grenouille gibi bir Fransızdır. Fransa’nın toprağından olsa gerek üstün koku alma duyularına sahip bu sevimli yaratık da ailesi ve arkadaşlarından oldukça farklıdır. Diğer fareler gibi ön ayakları üzerine basmayan (çünkü her yemek yemeye başladığında ellerini tekrar tekrar yıkamak istemez dahası gezdiği yerlerin tadını duymak da) taze ve kaliteli yemekler seven, farklı tadların peşinden koşan kelimenin tam anlamıyla bir gurmedir. Farklıdır ama ne kardeşi ne de babası onu anlamaz, dahası anlamak istemezler. Onun ise en büyük mutluluğu (klişe) çatısında yaşadığı yaşlı kadının siyah beyaz televizyonundan “herkes yemek yapabilir” sloganıyla yemekler yapan şef Auguste Gusteau'yu izlemek ve onun kitabını yarım yamalak da olsa okuyabilmektir(sadece kardeşinin bildiği bu sır bile babasını çok fazla kızdırabilecek bir nitelik taşır) öyle ki tüm hayvan animasyonlarında karşınıza çıkan, insanlar hayvanların düşmanıdır çünkü onları zalimce öldüren bir varlıktır teması burada da baba ağzından dillendirilir. Remy ise bunun tamamen haklı olmayabileceğini iddia eden muhalif taraf olarak bu filmde yerini alır. Diğer çizgi karakterlerini (Mckey Mouse, Usta Splinter ve Jerry) düşündüğümüzde aralarındaki en marjinal ve sevimli olanıdır bence Remy.
Yaşlı kadının onu evinde fark etmesiyle başlayan yolculuğu, Fransa kanalizasyonlarında bir süre seyrettikten sonra yolu Gusteaunun ünlü lokantasında sonlanır, bundan sonra “Gusteau'nun hayaleti”’nin de eşliğiyle o, bir zamanlar şehrin en ünlü lokantasının tekrar gözde bir mekân olmasında başrol oynayacaktır. Bu arada Gusteau lokantasının beş yıldızdan dört yıldıza düşürülmesi sebebiyle kahrından ölmüştür.(ayrıca beş yıldızın sadece otellere özgü, lokantaların ise en fazla dört yıldızlı olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim)
Filmde göze çarpan diğer noktalar ise şef Gusteaunun aslında Fransızların en ünlü şefi kabul edilen Auguste Escoffier’den esinlenilmiş olduğu. Şöyle ki Gusteaunun restaurantındaki askeri hiyerarşi göze çarpan ilk ayrıntılardandır. Restoran mutfağı hiyerarşisindeki brigade (tugay) sistemi, hayalet Gusteau'nun Remy'i sınarken hafiften dokundurulur kulağınıza. Diğer taraftan modern restaurant dünyasının ayrıntılarını da film sayesinde görebilirsiniz.
Bir diğer karakter olarak da karşımıza yemek eleştirmeni olarak çıkan Anton Ego'dur. Egosu çok gelişmiş bu eleştirmenin daha yemek yemeden yemeğin iyi olmadığı hakkındaki düşünceleri ve hiçbir şeyi beğenmeyen ve Gusteaunun herkes yemek yapabilir görüşüne şiddetle karşı çıkan tavırları alaylı bir şekilde sonlandırılır.
Ego karakteriyle karşımıza çıkan eleştirmenin ironik yumuşaması, aslında diğer sanat dallarında da işini sadece olumsuz eleştiri sanan eleştirmenlere bir göndermede bulunur sanki.
Her ne kadar herkes yemek yapabilir düsturuyla yola çıksa da film, usta(sanatçı) kelimesinin tanımını yapmadan da geçmez.. Ustanın yaptığı her yemeğin bir öncekinden farklı oluşu ve bunun için son dakika da içine bir şeyleri katıyor oluşu bir yana yemeğe farklılık katmanın sadece usta işi olduğunu satır aralarında gözümüze sokmadan iletmesi de haddimizi bilmemiz gerektiğine bir işaret olarak yorumlanabilir.
“Bir kitap okudum hayatım değişti! Bir film izledim hayatım değişti! Bir insanla tanıştım hayatım değişti!...” cümlelerini duydunuz mu bilmem ama Anton Ego bir yemek yedim ve hayatım değişti der son köşe yazısında:“Bir eleştirmenin işi pek çok açıdan kolaydır. Çok az şeyi riske eder ve kendimizi kararımız için çabalayan ve didinen insanlardan daha yüksek bir noktada görürüz. Yazması ve okunması kolay olumsuz eleştirilerle besleniriz. Ancak yüzleşmemiz gereken acı bir gerçek var.
Genel tabloya baktığımız zaman kötü bir yemek bile onun öyle olduğunu belirten yazımızdan çok daha anlamlıdır. Ancak bazen bir eleştirmen ciddi riskler alır ve yeni olanı keşfeder ve savunur. Dünya yeni yeteneklere ve yaratımlara hoşgörüsüzdür. Yeninin dostlara ihtiyacı vardır. Dün gece yeni bir şey yaşadım. Beklenmedik bir kaynaktan olağanüstü bir yemek... Açıkçası hem yemek hem de onu yapanın, yemekler hakkındaki görüşlerimi değiştirdiğini söylesem az kalır. Bunlar beni derinden sarstı. Geçmişte şef Guastou'nun ünlü herkes yemek yapabilir lafından hazzetmediğimi açıkça ortaya koymuştum. Ancak şimdi onun ne demek istediğini anlıyorum. Herkes büyük bir sanatçı olamaz ama büyük bir sanatçı her yerden çıkabilir…”
Ve Ratotouille tarifini vermeden geçmeyelim. Kâğıt ve kalemlerinizi hazırladıysanız söylüyorum:
Malzemeler
1 adet soğan
2 adet kabak
1 adet patlıcan
4 adet domates
1 adet kırmızıbiber
2 diş sarımsak
tuz, karabiber, yağ, kekik ve biraz tarçın
Yapılışı
Bütün sebzeler küp seklinde kesilir. Sıra ile soğan, kabak, patlıcan ve biber biraz yağda sotelenir ve domatesler eklenir. Ezilmiş sarımsak ve baharatlarda katılarak 5-10 dakika kadar sotelemeye devam edilir. Sarımsaklı ekmekle servis yapılır.