
Uluslararası bilim çevrelerinde otoritesi kabul edilmeyen, ilgilendikleri bilim dallarına yeni bir açılım ya da teori katamayan bazı bilim adamlarımız bu eksikliklerini bilim üretmek yerine sorun üreterek gidermeye çalışıyorlar. “Ben bilim adamıyım” diye ortalığa çıkarak dinin, bilimin ilerlemesine engel olan bir kavram ve Müslüman dindarların da bilimin kendilerine anlatılamayacağı cahil bir tabaka olarak gören birine, sosyal sorunları çözmeye çalışmadan önce sormazlar mı; “- Siz MÜSLÜMAN Prof. Dr. Abdusselam gibi Nobel Ödülü alabilir misiniz diye? (1979 Nobel Fizik Ödülü) Nobel Ödülünün ne demek olduğunu bilir misiniz? Nobel ödülü veren Hristiyan veya Yahudiler torpil mi geçmişlerdir acaba Abdüsselam’a? İyi ki onlar sizin gibi düşünmüyorlardı Hocam!
Prof. Dr. Celal Şengör kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversiteler Arası Kurul'un 219 üyesine gönderdiği mektubunda:
“…Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vazgeçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir…
…Dinin pek çok dogması bilimin isbatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de Havva ile Âdem masalına inanmak mümkündür. Üniversitede yasak olmaz diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir…
…Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vazgeçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimad ederek nasıl not veya diploma vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz? Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder…
…Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız. İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız…” demiştir.
Evet, gerçekten bu kelimeleri yazan bir bilim adamıdır. Kendisi dinin doğrularına inanlara bilimin asla anlatılamayacağına ve bu kişilerin (özellikle başörtülülerin) üniversitelere alınmaması gerektiğine inanmaktadır.
Ama insana sormazlar mı, madem dinin dogmalarını safsata olarak görüyorsun nasıl Fransa Collège de France’da, ABD California Institute of Technology’de , Avusturya Salzburg ve London-Paris Üniversitesi’nde Hristiyan öğrencilere ders veriyorsun ve o yobazların verdiği ödülleri seve seve alıyorsun diye? Dinin doğrularına inananları üniversitelere almasaydık, Türkiye’de kaç kişi üniversite okuyabilirdi? Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi ve ilmi ilerlemesi ne derecede olabilirdi? Bırakın Türkiye’yi Yahudi, Hristiyan, Budist vb. milyarlarca insan üniversitelere alınmasaydı dünyanın hali ne olurdu?
İmmanuel Kant’ı üniversiteye almasaydık Felsefe ne olurdu?
Yahudi Einstein’i üniversiteye almasaydık Fizik ne olurdu diye sormazlar mı?
Siz MÜSLÜMAN Abdusselam’ın Nobel ödülü alması karşısında eziklik duymuyor musunuz? (1979 Nobel Fizik Ödülü)
Siz MÜSLÜMAN Necip Mahfuz’un Nobel ödülü alması karşısında eziklik duymuyor musunuz? (1988 Nobel Edebiyat Ödülü)
Siz Abdusselam ve Necip Mahfuz gibi hem de kafanızda ÖRÜMCEKLER OLMADAN Nobel ödülü alabilir misiniz?
Siz, dinin dogmalarına inanan Einstein gibi Nobel ödülü alabilir misiniz?
Peki siz, dinin dogmalarına inanan Charles Townes (1964 Nobel Fizik Ödülü, Hristiyan dindarı) gibi Nobel ödülü alabilir misiniz?
İşte, Abdüsselam, Einstein nasıl eğitim gördüyse Nuh Tufanı’na ve Adem ile Havva’ya inanlar da o şekilde eğitim görecekler!
Yoksa sizin gibi düşünen öğrencilerin, Behiye Karadeniz gibi öğrencilerin yanında ezilmesinden mi korkuyorsunuz?
Bizim örnek alacağımız Bilim adamı siz değil, alanında sizden daha başarılı olan Abdüsselam gibi bilim adamlarıdır. Peki kimdir Abdusselam:
"Nobel armağanı alan ilk müslüman ilim adamı olan Abdüsselâm, 1926 yılında Pakistan sınırları dışında kalan Jhanga'da doğdu. Pakistanlı fizik bilgini Abdüsselâm, Pencap ve Cambridge üniversitelerinden matematik ve fizik dallarında birinci olarak mezun oldu. 1951 yılında hazırladığı doktora teziyle kuvantum elektrodinamiğinde temel olacak bir çığır açtı ve aynı yıl Pencap Üniversitesi'ne profesör oldu. 1954 yılında Cambridge Üniversitesi'ne okutman tayin edilince, Pencap Üniversitesi'nden ayrıldı.
Prof. Abdüsselâm, ilimde örnek ve takdir edilecek bir çalışma gösterir. Müslümanların her şeyde olduğu gibi, ilimde de öncü olmaları gerektiğini savunur ve ilmi, Allah'ın sanatını anlama gayreti olarak tarif eder. Hatta ona Nobel armağanı kazandıran teorisini bile, ilâhî sanatın bir kısmını anlayabilme lütfuna bağlar.
Profesör Abdüsselâm'a Nobel armağanını kazandıran, zayıf ve elektromagnatik kuvvetlerin birleşik alan teorisidir. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı. Aynı teoriyi Steven Weinberg de o sıralarda ileri sürdü. Bundan dolayı teori, Selâm-Weinberg teorisi adıyla tanındı. (www.guncelle.com [1])"
İnançlı insanlar bilimle uğraşırken kullanılacak metodolojinin farkında olmayacak kadar aptal mıdır?
O kadar aptalsalar bu kadar bilim adamı, doktor, mühendis, öğretmen, arkeolog, müzisyen nasıl çıktı bu ülkeden söyler misiniz hocam?
Celal Şengör’ü çok iyi hatırlarsınız, kendisi 2006 yılında şu sözleri söyleyerek istifa etmeye karar vermiştir:
"İTÜ, Amerika'dan çok değerli bir bilimadamını konferansa davet ediyor ancak aynı gün ve saatte Avşar'ın da üniversitemizde bir paneli oluyor. Amerikalı meslektaşımı 4, Avşar'ı ise 600 öğrenci dinliyor. Türkiye'nin durumunu anlatacak en güzel örnek budur."
Göreceğiniz üzere, bu kişinin sosyal olaylardan ve sosyolojiden ne kadar anladığı çok açıktır. Bu sözü üzerine Rektör Faruk Karadoğan: “ Einstein'la Michael Jackson bir dünya üniversitesinde yan yana gelseydi, Jackson daha fazla ilgi toplardı" diyerek hocamızın sosyal olaylardan anlamadığını ne de güzel anlatmıştır.
Yine de bu hocamız anlamadığı sosyal olaylar üzerinde yorum yapmaya devam etmekte ve günün birinde bu öğrencilerin, aklı ve bilimi insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebiliriz diye ilginç yorumlar yapmaktadır. Kendisi, tarih okumadığı için, atom bombasını, balistik füzeleri, nükleer başlıkları ve nice gelişmiş silahları Batının kullandığını bilmemekte, diğer taraftan dünyanın en kanlı savaşları olan 1. Dünya ve 2. Dünya Savaşlarını da Batı’nın çıkardığını unutmaktadır.
Hocam sormazlar mı uygarlığı aklı ve bilimiyle kim boğuyor diye?
Diğer taraftan, Prof. Dr. Celal Şengör, çıktığı bir televizyonda başörtüsüne serbestlik getirilmesi durumunda buna tepki göstereceğini belirtmiş:"Öğrencimizin hangi vasıflara sahip olacağına biz karar veririz. Buna başka kimse karar veremez. Derlerse ki 'Biz karar vereceğiz', Peki, o zaman kiliti asarız üniversitenin kapısına." şeklinde konuşmuştur.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, üniversiteler ne şahıslara ne de kurumlara aittir; üniversiteler topluma aittir, toplumun malıdır. Bakkal dükkanı gibi kapılarına kilit vurulup gidilemez, kimsenin de üniversite kapısına kilit vurma yetkisi yoktur. Bir bilim adamının “Üniversite benim malımdır, öğrencileri beğenmezsem kilitlerim kapıları” anlayışını terk etmesi gerekir.
Aman Allah’ım bunları söyleyen bir bilim adama mı!
Links:
[1] http://www.guncelle.com