Hemen hemen tüm insanlar okumanın öneminden, ilmin gerekliliğinden, bahseder. Okuyan insanın dünyaya daha objektif baktığından, olayları doğru değerlendirdiğinden konuşulur. Ama yine tüm insanların ortak şikâyetlerinden biri okumaktır. Kimileri yetercince okuyamadığından, kimileri bazılarının hiç okumadığından şikâyetçidir.
Öğretmen öğrencisinden, anne baba çocuğundan şikâyetçidir. Ama gerçekten okumak gerekli mi? Sorusu sorulduğunda fazla da okumaya gerek yok cümlesini kurmadan cevaplayabilenlerin sayısı çok azdır. Nedense okumak gereklidir dediğimiz zaman, hayat kadar, ekmek kadar, su kadar, gözyaşı kadar, dua kadar gerekli olduğu hep unutulur.
Biz inandığı kitabın ilk sözü oku olan bir dinin mensuplarıyız. Hem de yaratan rabbinin adıyla. Yani burada bir anlamda şart vardır. Bir anlamda yemindir belki. Tüm işlerimizde olduğu gibi okuma eylemlerimize de besmele ile başlamamız gerektiğinin açık delilidir bu. “Okumak en soylu eylemdir.” der İsmet Özel. Yani insanın hayatta kendisi için yapabileceği en kıymetli iş.
“OKUYAMIYORUZ” Bir çoğumuzun sık sık kullandığı bir kelime. Peki ne demek okuyamıyoruz? Pekala ihtiyacımız olan bir tabelayı, onlarca tabela içinden bulabiliyoruz. Gazete de dikkatimizi çeken, televizyonda alt yazıyla verilen her şeyi okuyabiliyoruz oysa.
Hep şikayetçi olageldiğimiz “Okuyamıyoruz” neyin nesi? Zorumuza giden, bizi bunca üzen, bazen öfkelendiren ne? Okumaktan kastımız belirli şeylerin okunması mı? Düzenli bir kitap okuma mı? İhtiyacımız olan her neyse onları bunca yayın arasından bulup çıkarma yeteneği mi?
Okuduğumuzda ne olacak başımız göğe mi değecek bir şeyler mi değişecek?
Okumak; yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek. Her halde yakınanların içinde okur-yazar olmayan yoktur. Ya da içli bir şarkı, yanık bir türkü okumayan. Hangimiz bir düğüne, bir nişana, bir davete insan okumamıştır ki? Hafta sonları televizyonları işgal eden spor programlarında sıkça duyduğumuz bir söz vardır: “teknik direktör maçı çok iyi okudu. Yerinde ve zamanında gerekli oyuncu değişikliğini yaparak, futbolcuların yerlerini değiştirerek bu maçı kazandı. ”gördüğümüz gibi teknik direktörün burada yaptığı rakip takımı analiz edip gerekli tedbirleri almak, oyunun geleceğini anlamaktır. Burada kendi oyuncularını olduğu kadar rakip oyuncuların da özelliklerini bilmek gerekir. Bütün müneccimler yalancıdır. Ama geleceği yorumlayabilmek okumak ve anlamakla mümkündür. Her nasıl olursa olsun…
O halde diyebilir miyiz ki okumak anlamaktır. Aynı bakmaktan görmek anlaşıldığı gibi. Göremiyorsak bakmanın, anlayamıyorsak okumanın ne anlamı olabilir? İnsan ihtiyacı olan ilgi duyduğu şeyleri okur. Biz millet olarak çoğu zaman okuma budalalığı yapıyoruz gibime geliyor. Okumuş olmak için okuyoruz. Ya da o kitabı okumamış denmemek için. Çok kitap okumasıyla övünen insanın hayatı hala eski düzen gidiyorsa ırmaklar gibi asıl ulaşması gereken yer olan denizlere koşamıyorsa neye yarar okumak. Yunus Emre “İlim ilim ilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsen/bu nice okumaktır.” der. Okumalarımız, bizi bize yaklaştırmıyorsa, hala boşlukta bir sağa bir sola sallana saat sarkacı gibi başıboş bırakıyorsa, o halde bırakın okumayı. En değerli varlığınız olan zamanınızı boşa harcamayın. Yormayın gözlerinizi. Değil mi ki siz insanın gözlerinden okursunuz. Sizin yorgun gözleriniz kimse için bir anlam ifade etmez. Kendinizi yıpratmayın. Okumayı en soylu eylem yapan çizgiyi yakalamaya uğraşın. Okumayı okunmanın sıçrama tahtası yapın. Kitap gibi insan olmaya çalışın.
“Aramayla bulunmaz, aranmadan da olmaz.” Bu sözü düşünün her kitap okumanızda. Yani “okumayla olmaz, okumadan da olmaz.”ı mihenk edinin kendinize. İlgi, istidat, yetenek ve zevklerinize uygun olsun okuduklarınız. Her şeyi bilmeye çalışıp hiçbir şey bilmemektense, bir şeyi öğrenmeye çaba sarf edin. Ama teferruatlı olarak yapın bunu. Okuyacağınız kitabı arkadaşınızı seçer gibi seçin. Okumak seçim yapmaktır çünkü. Okumak süzmektir biraz da.