
Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın
(Sezai Karakoç)
“Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen soğuk havanın etkisi sürecek.” diyor televizyonlar. Soğuğun şiddetini parmaklarımın ucunda hissediyorum. Masamın bir köşesinde kalın test kitapları; diğer köşesinde kesilen makaleler, dosyam ve hayli zamandır okumaya çalıştığım Aliya`nın “Doğu Batı Arasında İslam”ı. Ruh halimi yansıtırcasına… Karışık, atılı...
Şimdi ne yapmak isterdim diye soruyorum kendime. Şimdi Alanya`da olmak isterdim. Gecenin bir buçuğunda arkadaşlarla iskelede yağmur altında yürümek isterdim. Kızılkule`yi arkama alıp denizden gelen Kudüs esintisiyle titremek isterdim. Kuyularönü`ünde öğle namazını kılıp çıkışta gördüklerimi denize kusmak isterdim. Güneşli bir kış günü kumsalda yürürken dalgaların sesine kulak vermek isterdim.
Şimdi toroslarda olmak isterdim. Toroslarda… Kentlerin ve köylerin kirlenmişliğinden sıyrılıp bir yayla evinde çırayla kitap okumak isterdim. Katran kokularıyla baharı beklemek: Kar çiçeklerinin güneşe merhaba derkenki gülümseyişini. Dağların samimiyetini damarlarıma işlemek isterdim. Sonra karın beyazlığını kuşanıp şehre inmek…
Şimdi yüksekçe bir duvarın ortasında bir taş olmak isterdim. Balkanlardan gelen soğuğa engel olmaya çalışan duvarın şerefli bir taşı. “İstanbul üşüme sen!” demek isterdim: “Yeter ki sen üşüme, uğruna kara bir taş olurum.” demek. Ve insanlara “bu gelen kardır; ya yüz yıldan fazla zamandır gelmekte olan fikir soğukluğu, ruh soğukluğu?” demek istedim.
Şimdi…
Kış çetinliğini tüm varlığıyla hissettirirken, soğuktan buz tutarken ellerim… Soğuyan, buz tutan, katılaşan başka bir şeylerden bahsetmek isterdim: İnsanların tam göğsünün ortasındaki vicdanın buz dağlarını andırışından. İnsanı asilleştiren vicdanın kurumasıyla her şey altüst oldu. Pazardan alınan oyuncak bebekler gibi bakıyor insanlar birbirlerine : Donuk, fersiz, içtenlikten yoksun…
Şimdi kalabalık bir kentin kalabalık bir meydanında haykırmak isterdim: Robotlaşan insanlar! Sizi de seviyorum Halık`tan ötürü. Ya da kimseye bulaşmadan başkentlere uğramak isterdim.
Şimdi Kudüs`te… Mescid-i Aksa`nın önünde gençlere “sizinleyiz dostlarım!” demek isterdim. Onların gözündeki ışıltıyı, azmi, kararlılığı okumak isterdim. Sonra bir çaycıda kahvelerimizi yudumlarken Akif İnan`ın şiirini okumak isterdim:
Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yeraltı nehri kaynıyordu.
Şimdi… Trenle Bağdat yolculuğu yapmak isterdim. Kasabaları, şehirleri seyrederken Sultan Abdülhamit`i düşünmek isterdim. Ve yanlış hesapların hamallığını yapmak…
Şimdi burada… Kışımı beklediğim şu vakitte kendimle hesaplaşmak… Vaktin kıyımsızlığını ve soğuğun azametini yenip sıcak şeylerin peşine takılmak...
Şimdi soğuğa aldırmadan gecenin sessizliğini kuşanıyorum.