[Türkiye üzerinde oyun oynayan insanların anlamadıkları tek kale kaldı: Şiir!]
İsmet Özel

Yazımıza başlamamıza Nihan Kaya’nın Dergâh’ın Aralık sayısında yayımladığı bir yazı sebep oldu. Derkenar başlıklı bölümde şu yazılar ilk bakıldığında yazara safi bir haklılık payı vererek hafızamıza kazınıyor; “Şahsi olarak bir eser hakkında kötü bir şey yazmaktansa yazmamayı tercih ederim… Bir kimse bir eseri kötü buluyorsa, o eser üzerine söz söylemeye neden zahmet eder; buna anlam veremiyorum.”
Bizim bu yazıda inceleyeceğimiz Nihan Kaya'nın bütün yazısı değil, yukarıda zikrettiğimiz kadarıdır. Bu düşüncenin doğruluk payı içerebilmesi için, bütün yazı ve eserlerin yazarlarının yazılarına salt doğruluk ve içten bir kalbi hisle başlaması gerekir. Bu da hiçbir yazarın art niyetli olmaması anlamına gelir. Şimdi yazacağımız her şeyi birer misalle daha kolay anlaşılır kılacağız. Nihan kayanın düşüncesini, modern şiirimize uyarlayalım ve bir an düşünelim; Asıl Türk şairi ve kendisine yine kendi tarafından ya da bir amaca hizmet edenler tarafından verilen unvanla adı şaire çıkmış insanlar olsun. İki bölüğe ayrılan bu şairlerin birincisi Türk şiirine gönül verenler, diğer bölük ise Türk şiirini bir emir doğrultusunda yıpratmaya yönelik şiir yazanlar.
Eleştirel yazılarda objektif olunmasından hep bahsedilmiş olmasına rağmen, biz bu ezberi bozup bir taraf tutacağız ve bu taraf; Türkmenliğimizi korumamıza hizmet eden taraf olacak. Asıl Türk şairlerinin tarafı olacak. Yazımızın dikkat çekilmesini istediği taraf ise ötekiler olacak. Buna şaşanlar olacak belki, peşin bir önyargı getireceğiz düşüncemize; Türk şiiri hangi kelimelerle yazılırsa yazılsın, kim kaleme alırsa alsın ve hangi şekle bürünürse bürünsün Türk ve İslam normlarıyla hareket etmek zorundadır. Türkiye şiiri bu söylediğimiz iki unsurun herhangi birinin eksik olmasıyla aşırı bir şekilde aşınmaya, yozlaşmaya ve içi boşaltılmaya hazır hale gelecektir.
Siz alıp; Avrupa, Amerika (hangi gâvur olduğu önemli değil) normlarını yazıya dökerseniz bir de utanmadan, bu Türk şiiridir derseniz ortaya gülünç bir şey çıkarırsınız. Görsel şiir adı altında, ressamın işini(sanatını) şaire yüklerseniz[buna şiiressa deseler şairlerimiz onurlarını kaybetmezler en azından:)] ve buna şiir derseniz gülmeyi bırakın küfredilmeye layık bir hale gelirseniz. Görselliği meşrulaştırmak adına coğrafyadaki grafik yoluyla anlatımı örnek gösterirseniz, biz de deriz ki; Teknik okullarda mekatronik adında bir bölüm vardır. Bu bölüm birçok alanın birleşiminden doğmuştur.(Mekanik, elektrik, elektronik, bilgisayar dallarından teşekkül eder) Şiiri bu şekilde resme dökerseniz veya sözlü anlatımla gelişen bu sanatı farklı unsurlarla birleştirirseniz, nihayetinde şiiri teknikleştirip anlamdan yoksun içi boşaltılmış bir şey olarak karşınızda bulursunuz. Türk şiirini en etkili şekilde aşındırmaya uğratmış olursunuz.
Nihan Kaya'nın düşüncelerini hafızamızın bir köşesinde tutarak düşünelim; Günümüzde farklı coğrafyaların, kültürlerin de şiir anlayışı Türk şiir kalıbında yer bulmaya çalışıyor. Türk şiirinin kabul etmediği kıstasların zorlayarak şiirimize yamanması söz konusu. Kaldı ki şiirimize suni bir yolla monte edilmeye çalışılan unsurlar ve biçimler batı şiiri tarafından bile doğru dürüst kabullenilmemiştir. Şu ana kadar yazdıklarımız şu düşünceyi yazabilmek için gerekliydi ve şimdi yazacaklarımız bir gelecek tasavvuru niteliğinde; Yukarıda saydığımız unsurlarla şiir yazma üslubu kazanmış insanlar şiir yazıyoruz diyerek ve çeşitli yayım organları geliştirerek 1990–2010 kuşağında yer tutuyorlar. Bu yirmi yıllık kuşak Türk şiiri adına Türk edebiyat tarihinde kara bir leke olarak kalıyor. Asıl şairlerimiz bunları adamdan dahi saymayıp göz yumuyorlar ve başıboş bırakıyorlar. Onlar da boş durmuyorlar. Türk şiirini yok etmeye yönelik ve Türkçeyle yazılmış farklı bir cephe oluşuyor. Adını edebiyat alanında duyurmanın peşinde olanlar ve günlük eylemleri yönlendirmeye, yönetmeye yetecek kadar konuşma bilgisine sahip olanlar, iki anlamsız şekil ve dahi lügatimizde yeri olmayan kelimelerle cümle toplulukları oluşturuyorlar. Neden adım dergilerde kitap kapaklarında bulunmasın düşüncesiyle kendilerine şair diyenlere ve yayım organlarına iki yağ yakıyorlar, adlarını şaire çıkarıveriyorlar…
Nihan Kaya'nın en başta zikrettiğimiz düşüncesiyle hareket edersek, Bu saydığımız ve olmasını istemediğimiz kötü niyetlerin gerçekleşmesine sebebiyet veririz. Bunların gerçekleşmemesi için, şiirimizin namusuna göz dikenlerin hak ettiklerini vermek bizim boynumuzun borcudur. İsmet Özel’in bizi farkına vardırdığı tek şeyi de kaybetmiş oluruz. Türkü tarih boyu var eden tek kalemiz de bu şekilde düşmüş olur. Türk bir şey yapmışsa şiirle yapmıştır ve var edecekse yine şiirle bunu yapacaktır. Bu derece elzem olan ve Türkün ciğeri, kalbi olmuş parçasını çürütmelerine müsaade etmeyeceğiz.
Yazımızı Nihan Kaya’nın cümleleriyle noktalayalım; “Kendisini konuda yetkin gören kimse eksik bulduğu yapıtı istiyorsa tabiî ki eleştirebilir, faydası olacağı yerde eserin tavsiyelerde bulunabilir, sorunlu olduğuna inandığı noktalara dikkat çekebilir.”