
CHP'nin askerlerle ilişkileri her zaman iyi oldu. Bunda belki kökeninin etkisi var. Malum CHP’yi bir asker Mustafa Kemal kurdu. İkinci genel başkanı da bir askerdi. İsmet İnönü.
Demokrat Parti ile mücadelesinde hırpalanan İnönü’ye askerler destek çıktılar. Adnan Menderes'i deviren askerler iktidarı İnönü’ye verdiler. Bir aralar askerle CHP’nin ilişkileri o denli iyiydi ki şöyle bir formül dahi piyasada vardı: CHP+asker=iktidar.
Kenan Evren de muhtelif konuşmalarında CHP genel başkanlarından Ecevit’e sempatisini belirtmekten çekinmez.
CHP’nin Orduyla ilişkisi genellikle ondan siyasi emelleri için yararlanmak şeklinde olmuş bugüne dek. Baykal'da askeri ajite etmek siyasi taktik. Ahmet Altan’ın belirttiği gibi Baykal iki gücü "Ordu ile Yargıyı" siyasi sahaya çekmeye özel gayret sarf ediyor. Hedeflerine varmada onlardan yararlanmak için her türlü çabayı sergiliyor.
Peki, ne oldu da ikisinin ilişkileri bu hale geldi. Önemli sebeplerden biri Ordunun son harekâttaki rolü… Harekâtta Ordu iktidardan daha fazla öne çıkıp "operasyonun bitiminden Başbakan'ın haberi yoktu" gibi iddialar ortada dolanınca Ordu "harekâta yönelik eleştirileri üzerine aldı" ve tepki gösterdi.
Askerle hükümet gerginliğine alışkın bir memleketiz de, askerle muhalefet gerginliğini ilk görüyoruz. Ve biraz garip kaçıyor.
Baykal böyle bir polemiğin askerle Hükümet arasında yaşanmasını ne kadar çok isterdi. Ama Allah'ın işi işte. Her zaman işler umulduğu gibi gitmez.
Bu polemiğin ülkeye faydası da olacak. CHP en azından Orduyu eskisi kadar politikleştiremeyecek. Siyasette onu taraf edebilme emeli azalacak.
Bu tartışmayla CHP için doğal olmayan bir ittifak bozuldu. Baykal artık Silahlı Kuvvetler üzerinden eskisi kadar siyaset yapamayacak. Siyaset daha da normalleşecek.
Siyasetteki harici kurumların etkileri biraz daha azalacak. Taşlar daha da yerine oturacak.
Halk Partisi’nin böylelikle halka daha da yakınlaşacağı söyleniliyor. Hatta CHP'nin bu tavrında 27 Nisan muhtırasından sonra halkın Ak Parti'ye gösterdiği teveccühün etkisi de olduğu iddiası var ki pek kaale alınmamalı. Çünkü CHP ismindeki "halk" a rağmen hiçbir zaman bir "halk" partisi olamadı. Her zaman halka mesafeli oldu. Onu bir müttefik olarak görmedi. Yandaş görmedi. Daha çok faydalanılan ve kullanılan bir obje olarak gördü.
CHP son düzenlemelere demokratik bir tavır sergileyerek karışmayan Orduya bilerek yükleniyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ordu muhtıradan ileriye geçseydi veya başörtüsünde farklı ve CHP’nin umduğu bir tavrı sergileseydi CHP Orduya "manzaray-ı umumiye"li cevap vermezdi. Bu da bir siyasi parti için esef verici bir gelişme. Halkla siyaset yapılır. Siyasette kuvvet halktan alınır. Onun sorunlarına çözüm önererek ve getirerek iktidar olunur. Orduyu politik arenaya çekmek onu yıpratmakla eşdeğerdir. Ayrıca Ordu hiçbir zaman siyasette taşları yerine oturtamamış. Müdahaleler arızi çözümler getirmekten öteye geçememiş. Neşter vurulan yaralar sonradan beter kanamıştır.
En doğrusu Ordunun siyaset dışında kışlasında kalmasıdır.
Baykal "ameliyattan sonra neşter yarada bırakıldı" derken ne dediğini ve sözünün nereye gideceğini biliyordu. Genelkurmayın sert cevabında bunu bilmenin etkisi var.
CHP Baykal ve Ordunun ilişkileri darbe aldı. CHP akreditesini kaybetti. Uzun süre de alamayacağı, bunun Yaşar Büyükanıt'la bitmeyip devam edeceği belirtiliyor ki hak vermemek elde değil.
Baykalcı kalemlerde ilginç bir halet-i ruhiye görülüyor. Baykal’la ailece beraber olup yemek yiyecek kadar yakın olan Hürriyet yazarı Bekir Coşkun 6 Mart'taki yazısında şu cümlelere yer vermiş: "Son olaylar-tartışmalar bize bir şey öğretti: Fazla kimsemiz yok. Laik Cumhuriyet'i savunmak, ona sahip çıkmak, onu beklemek hiç kimseye bırakılamaz. Ama sorun çıktı... Atatürk cumhuriyetini yıkıp yerine dinci rejim kurmak isteyenler dört bir yanı sardılar. Tepeden tırnağa ele geçirdiler Türkiye'yi. İşte bu noktada kendimizden başka kimseye güvenemeyeceğimizi öğrendik, canımız sıkıla sıkıla, içimiz yana yana. Olsun... Zaten demokrasi sivillerin işi değil midir?" (Hürriyet)
Kastettiği -aşikâr olduğu gibi- Ordu. Kışlasından çıkmayan ve siyasetle arasına mesafe koyan Ordu...
İronik olanı ise bu kesimin demokrasi söz konusu olunca "mangalda kül bırakmaması." Aslında bunların istedikleri ise demokrasi falan değil, "baasvari bir rejim." Bu eski emelleri. Açın Hasan Cemal'in Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabını. Orada okuyacaklarınıza şaşıracaksınız. Olayların nasıl ajite edildiğini ve gerçeklerin nasıl çarpıtıldığını hatıralarını aktararak anlatıyor Cemal. Bir askeri darbeden sonrası için nasıl kabine planları yaptıklarını, Deniz Gezmiş'in yaptığı banka soygunlarını nasıl yalan yanlış aktardıklarını itiraf ediyor.
Samimiyetsizlik; bu kesimin alâmetifarikası... Çarpıtmak en çok başvurdukları silah... Tahrif etmek, propaganda şekilleri...
CHP bilerek Orduyu suçladı. Ama bu denli bir karşılık beklemiyordu. Çağrılarına cevap vermeyen Orduya yüklenmek istedi, ummadığı bir cevap aldı.
Siyaset halka hitap etmeli. projelerini halka sunmalı, medeti ondan ummalı, ona çalışmalı ve onun için çalışmalı. Böyle olmayanlar CHP gibi çizgilerini yitirirler. Sosyal Demokrat olacaksınız, varoşlardan oy almayacaksınız, haklar konusunda en katı partilerle aynı safta yer alacaksınız. Özgürlüklere set olacaksınız. Bütün bunlar halktan uzaklaşmanın neticeleri.
CHP bugün rotasını kaybetmiş bir gemi gibi. Rüzgâra esir olmuş.
Baykal samimiyeti kasaya kilitlemiş. Politika yapıyor. Millet ise samimiyet arıyor. Liderlerden nabza göre şerbet değil, inandıklarını duymak istiyor.
Gelelim Orduya. Ordu bir dereceye kadar fazla öne çıkmasının neticeleriyle uğraşıyor. Harekâtın öncesi, anı ve sonrasında iktidardan fazla öne çıktı. Böyle olunca eleştirileri üzerine aldı. Ve askerane cevaplar verdi. Şunu söylemek gerek. Beyanatların üslupları çok sert. Daha farklı tarzda olabilirlerdi. Her ne kadar zor bir harekât yeni bitirilmişken takdir almak yerine böyle tenkidlerle karşılaşmak ağır da olsa daha diplomatik cevaplar verilebilirdi.
Öne çıkan kurum tenkitler alır. Görüşünü söyleyen karşı fikirler duyar. Türkiye’de konuşan yargı da eleştiriliyor, rektörler de. Bu da son derece normal. Siyasi partiler gibi davranan onlara gösterilen tavırla karşılaşır.
Ordu bugüne kadar şöyle ya da böyle siyasetle içli dışlı oldu. Sayısı ve çeşidi azımsanmayacak darbelerimiz var. Türkiye’nin şartları ordunun tepki görmesine engel oluyordu yalnız o şartlar değişti. Artık muhtıralara "şapkayı alıp gitmekle” cevap verilmiyor. Orduya yeri hatırlatılarak mukabele ediliyor. Ak Parti'nin son seçim başarısını biraz da 27 Nisan muhtırasına karşı çıkmasına bağlayanlar; son günlerin sürpriz polemiğini "muhalefet de askere yüklenerek oy toplamaya çalışıyor" diye yorumluyorlar. CHP için bu söylenebilir. Çünkü Baykal uzun zamandır samimiyet gömleğini çıkarmış.
İlgi çekici bir şey var bu gerginlikte. Hükümetin tavrı. Susuyor Hükümet. Bu konuda konuşmuyor. Şartlara bakılsa doğru tavır bu denilebilir ama sanki insan İktidardan bir şeyler de bekliyor.
Şu durum da var. Hükümet Ordu ile muhalefete ne diyebilir ki.
Bütün hengamede akla Atatürk’ün bir sözü geliyor: “Biz bize benzeriz.”