
Olmayacak, olamayacak da oldu. Yargıtay Başsavcısı Ak Parti hakkında kapatma davası açtı. Bunu tanımlayabilecek kelime bulmak zor. Ülkede iki kişiden birinin oyunu almış, beş yıldan fazladır iktidar, buna rağmen halk desteği azalmamış, aksine artmış bir parti için, Sezer tarafından son anda atanan ve sert bir yapısı olduğu söylentileri göreve gelir gelmez DTP hakkında açtığı kapatma davasıyla doğrulanan savcı tarafından kapatma davası açıldı.
Meclis'te dört parti var. Onlardan DTP şuan kapatılmayla yüz yüze. Ak Parti'ye dava açılması isteniliyor. Son süreçteki olaylarda MHP'de Ak Parti'yle birlikte hareket etti, dolayısıyla bu dava ona da açılmış gibi. Geriye "Tek Parti" kalıyor. CHP. Bazıları bunun fiili durum olmasını ne kadar arzular. Ve eski günlerdeki gibi ülkede isteklerince davranmayı.
Yargı ülkemizde müthiş siyasallaşmış.
Burada bir anekdot aktarmak istiyorum. Nazlı Ilıcak 60 ihtilalinden sonra Bayar'la yaptığı bir röportajda sabık cumhurbaşkanından şu cümleleri aktarır: "Darbeciler halka karşı rejimi korumaya almak için bazı kurumlar oluşturdular. Anayasa Mahkemesi ve özerk üniversiteler bunlardan." Bayar'ın teşhisinin doğruluğu ayan beyan ortada.
Derin bir operasyon kokusu var ülkede. Sanki bazı yerlerde bazı kararlar alınmış.
Cumhurbaşkanına suikast imasında bulunan eski hukukçuların(!) o temennileri gerçekleşmedi ama böyle sürpriz olaylarla karşı karşıya kalıyoruz.
Bu dava Ak Parti'ye açılmadı. Halka açıldı.
Milletten haz etmeyenlere şu önerilebilir. En iyisi onu cezalandırmak. Mesela onun bazı hakları ellerinden alınabilir. "Sen oyunu nasıl kullanacağını bilmiyorsun" denilerek bir seçim için o salahiyeti elinden alınıp Yargıtay'ın seçeceği seçkinlere verilebilir.
Dış dünya bu davadan sonra bizim için ne düşünüyordur acaba. Nasıl bir görüntü verecek bu beklenmedik dava.
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve eski Meclis Başkanı'nın siyasi yasaklı olmasını isteyen bir ülke. Şık değil.
Türkiye'nin en büyük özlemlerinden biri bağımsız yargı. Bugün asıl mesele, bu konuda, "bağımlı yargı değil, aşırı siyasallaşmış yargı"dır. Basit bazı örnekler var. Muhafazakar partilerin kapatılması hakkında açılan davalarda Anayasa Mahkemesinin muhafazakar üyeleri aleyhte oy kullanıyorlar, olmayanları lehte. Demek hukuk görüşe etki etmiyor.
Yüksek yargı belirgin bir şekilde bir siyasi fikrin paralelinde hareket ediyor.
Demokrasinin ayağına kurşun sıkıldı.
Şu da var. Kriz anları fırsat anlarıdır da. Başbakan ve Ak Parti bu gelişmeyi "parti kapatmayı imkansızlaştıracak yasal düzenlemeler yaparak" hayırlara vesile de edebilir.
Türkiye adeta bir parti mezarlığı. Kapatılan partiler hadsiz hesapsız. Bu konuda dünyada birinciyizdir herhalde. İşin ilginci kapatılan partilerin yerine derhal aynı fikriyatı benimsemiş yenilerinin kurulması. Kapatma davaları sadece "siyaseti dıştan dizayn etmek isteyenlere yarıyor."
Bu beklenmedik dava vesile ittihaz edilerek derin güçlerin elinden o imkanın alınması için gereken anayasa değişikliği yapılabilir. Bir fırsattır bu.
Kapatılma isteğinin gerekçeleri de komik. Hepsi fikir beyanı tarzındaki temenniler. Mesela Isparta Belediye Başkanı’nın “başörtülü de belediye başkanı olabilir” demesi, Başbakan’ın "tesettür siyasi simge de olsa da bütün siyasi simgeler yasak değil ki" şeklindeki beyanı, bazı mevhum içki yasakları ve tesettür hakkındaki başka bazı beyanlar.
Doğrusu başsavcı bunlardan nasıl "odak olma durumunu" çıkardı anlamak zor.
Millette şöyle bir kaygı var. "Yargıyı bazıları kendi iktidarları için kullanıyor." Yargı da sergilediği tavırla bu şüpheyi gidereceğine daha da artırıyor. 367 olayından sonra şimdi de bu. Sezer'in kendisinin dahi "367'yi doğru bulmadığını Başbakan ondan aktardı." Ama youtube'ye düşen kayıttan 367'nin nereden kotarıldığını anladık. İleride bu davaya da böyle bir gölge düşerse yargı artık bunun altından kalkamaz.
Tanklardan sonra e-muhtıralar dönemi geldi. Onlardan tam bu memleket kurtuldu derken şimdi üzerinde "derin şüpheler” bulunan bu dava.
Ciddi bir sorunumuz var. Halkla seçkinler çok farklı düşünceye sahipler. Halkın nazarında Adnan Menderes bir kahraman gibidir. Şuanki Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan ise onun idamındaki coşkudan söz edebilmektedir.
Sadece millette gerginlik oluşturuluyor.
Yargıyı siyasi emellere alet etmek ona edilebilecek en büyük kötülüktür. Ve şayet yargı alet olursa kurşunu kendisi ayağına sıkmış olur.