
Bu ülkenin çelişkili sorunlarıyla o kadar içli dışlı olmuşuz ki, gözün aşina olduğu konuya zihin de aşina oluyor. Bir an yaşadığımız ülkenin dışına çıkarak, zihnimizi tümüyle boşaltarak, sanki buralarda hiç yaşamamış, siyasetçilerini hiç tanımamış, bunalımlarını hiç bilmemiş bir insan olarak ülkemize tekrar bakalım. İçinden Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar çıkaran ve % 47 oy alan, 5 yılı aşkın iktidarda bulunan bir parti rejimi tehdit ettiği için kapatılmak isteniyor? Genelde rejimi tehdit eden partiler azınlıkta olur, ancak bizim ülkemizde ise hep çoğunluk partileri rejimi tehdit eder.
2007 seçimlerinden sonra devlet, millet, yargı, bürokrasi ayrışması en acıklı seyriyle devam etmektedir. Devlet kurumları arasındaki sisler açılmış, kopmalar net şekilde görünür hale gelmiştir. Bizi bekleyen sonu hiç de iç açıcı olarak görmüyorum.
28 Şubat sürecindeki Refah Partisi dindar kesimin partisi olarak görülüyordu ve belli bir kesimin taleplerini iktidara taşımayı amaçladığı düşünülüyordu. Özellikle, parti kurmayları ve milletvekillerince yapılan açıklamaların sadece belirli bir kesimin beğenisini topladığı kabul ediliyordu. Daha sonra medyanın propagandası sonucu eski kasetler ve fotoğraflar piyasa çıktı, aczimendilerin zikirleri, Rufailerin şiş sokmaları, kadınları kandıran şeyhler, mağdur müslüman kadınlar, İran’daki recm ve vinçle asma idamları, kılıçla üç vuruşta yapılan boyun vurmalar sürekli televizyonlarda gösterilerek millette bir panik havası yaratıldı. İnsanımız, gerçekten de bu partinin iktidarda kalması ve güçlenmesi halinde, sokakta zikir çekenleri göreceklerini, taşlanarak öldürüleceklerini, kollarının kesileceklerini, devletin yıkılıp örtünmeye zorlanacaklarına öyle inanmışlardı ki, parti kapatıldığında “Oh” çekmişlerdi. Bu şekilde parti kapatmaya olan tepki emilmiş, halk dezenformasyonla ikna edilmiş, ve kurtarıcılar da gelip korkudan titreyen halkı kurtarmıştı. Aynı 80 darbesi öncesi ülkenin, halkın darbe yapılmasını gerçekten isteyecek noktaya getirilmesi gibi!
Şimdiki durum çok farklı. AKP belirli bir kesimin partisi konumundan çıkarak merkeze oturmuş durumda. Sadece dindarları temsil eden bir parti değil, çoğunluğu temsil eden bir parti. Devlete, meclise, yargıya, askeriyeye ya da rejime hakaret eden bir söylemleri oldu mu? Avrupa Birliği’ne üye olunması için en çok çabayı sarf etmediler mi? Enflasyonu tek haneli rakama indirilip paradan altı sıfır atılmadı mı? Ülke krizden uzak kalmadı mı? Tezkere karşıtı oy kullanılmadı mı? Milli görüş gömleğini çıkardık, laikiz demediler mi? Millet 2007 seçimlerinde ılımlı, İslam söylemi olmayan sadece ekonomi ve dış siyasetle ilgilenmelerinden dolayı bu partiye oy vermedi mi? Çoğunluğun istediği parti konumuna bu sebeplerden dolayı gelmedi mi? 28 Şubat’tan farklı olarak çoğunluğun desteklediği bir partinin kapatılması bana partinin değil artık halkın çoğunluğunun bu ülkede istenmediğini düşündürüyor.
Peki halk o zaman partinin kapatılmasını nasıl kabullenecek sormak lazım. Madem kapatılacak, niye ekranlarda şiş sokanları, zikir çekenleri, recm edilenleri, yobazları göremiyoruz? Niye rejim tehdit altında diye milleti korkutmuyoruz? Niye kapatma sürecini normalleştirerek halkı kapatmaya ister hale getirmiyoruz. Yoksa artık herkes niyetini açıkça gösterdiğinden halkı kandırmaya gerek mi duyulmuyor? Evet, herkes gerçeği biliyor, zorlamanın ne alemi var!
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve genel seçimleri halkın iradesinin iktidara yansıması olarak gören halkın çoğunluğu, iradesinin ezilmesini nasıl karşılayacak? Halkın çoğunluğu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana AKP’yi dindar kesimin değil, çoğunluğun yüzü olarak görmüyor mu? Kapatılması için halk yeteri kadar ikna edilmemişken millet kapatılmayı nasıl serinkanlılıkla karşılayabilir? Devlete ve yargıya küsmez mi? Parti kapatıldığında korkularından kurtulmuş gibi hissederek “Oh” çekerler mi? Yani, halk gerçekten rahatlar mı?
O zaman bu halkı samimiyetinize inandırarak nasıl yönetmeyi düşünüyorsanız?
Bizler, Kurtuluş savaşında hasbel kader misak-ı milli sınırları içinde kalmış insanlar mıyız?
Ülkeden atsak atılmaz, satsak satılmaz insanlar mıyız?
Bir türlü istenilen şekilde modernleştirilemeyen, Batılı gibi davranamayan hala dinin hurafelerine inanan aptal insanlar olarak mı kaldık? Bu yüzde mi bizden umudunuzu kestiniz?
Bu milletle kafanızdaki Türkiye hayalini gerçekleştiremiyor musunuz?
Evet, biz hasbel kader ülke sınırları içinde kalmış Osmanlı’nın yitik evlatlarıyız. Maalesef sayımız da epeyce çok? Siz de biliyorsunuz ki modern Batılı ülke hedefine ulaşabilmek için elinizde kullanabileceğiz maalesef sadece bu insanlar var. Bu insanlarla bu hedefi başarmak zorundasınız. Ama olmadı, biz başaramadık ve sizi rezil ettik, modern kıyafetler giymeyerek umutlarınızı söndürdük.
Bakın! Demokrasi kavramını bile yanlış anlayarak neler yaptık. Siyasi tarihimiz boyunca demokrasiyi darbelerle kafamıza soka soka anlatmaya çalıştıysanız da anlayamadık, hep hata yaptık.
Bir ülke bulmalısınız Osmanlı’nın bu yitik evlatlarına. Sahipsiz Bosnalı, Kosovalı, Filistinli yitik insanların yanında bir yer olsun. Diğerleri “ülkem yok” diye ağlarken, onlar “ülkem beni istemiyor” diye ağlasınlar. Orada cahilce yaşasınlar, gelmesinler buraya, yaşasınlar aynı kaderi. Çünkü onlar demokrasiyi hala anlayamadılar.
Sizin büyük hedeflerinizi gerçekleştirebilecek çapta insanlar bularak, onları getirin bu ülkeye. Bir de onlarla deneyin hedeflerinize ulaşmayı, bizlerle olmuyor işte!
Çoğunluğun desteklediği bir partinin kapatılması bana partinin değil artık halkın çoğunluğunun bu ülkede istenmediğini düşündürüyor.
Madem istenmiyorum, yerim yok bu ülkede….