
Modern değerlerin etrafı kasıp kavurduğu, reklam panolarının her yeri işgal ettiği, küreselleşme çığırtkanlarının adamakıllı pohpohlandığı, insanların tüketmeye zorlandığı, aklın ilahlaştırıldığı, bilimin zorbalaştığı, duyguların önemsenmediği bir dönemde elbette ki muhalif bir söylem gerekir.
Tam da mantığın hükümranlığına hazırlanırken, insanlar tartışma programları karşısında sabahlarken, söz uzayıp giderken ve hiçbir anlam ifade etmezken… boğulmaya yüz tutarken kulaklarımızı bir şaire verelim. Söz karmaşalarının, ansiklopedilerin, formüllerin içinde Zarif ve Müslüman bir şaire:
“Şimdi insansan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini”
Şiiri anlamak, şairi anlamakla alakalıdır. Şairin dünya görüşünü, memleketini, yaşadığı sıkıntıları bilmeden ne söylediğini tam olarak anlamamız mümkün değildir. Buradan yola çıkarsak Zarifoğlu Maraşlıdır ve Müslüman dünya görüşüne sahiptir. Yerlidir ve ümmetçidir. “Hama ve Afganistan Çağıltısı” gibi şiirler yazmıştır. Bu, bir tercihtir. “Afganistan için şiiri ben yazmayacaktım da kim yazacaktı” diyecek kadar bilinçli bir tavır alışın tercihidir. O`nun için Afganistan, memleketi Maraş kadar yakındır. Öyle ki; Afganistan`daki mücadele ile Maraş`ı düşman çizmesinden kurtaran insanların mayaları, hamurları aynıdır.
Sadece yazan biri değildir O. Yazarlıktan militanlık olarak bahseden ve yazılarını bir savaşçı asaletinde yazan biridir: Yazan ve yaşayan! Yazdıklarıyla yaşadıkları uyumlu olmasaydı bizi bu kadar etkileyebilir miydi zaten? Ben üç yaşındayken genç denilebilecek bir yaşta vefat etmiş Zarifoğlu. Kendisini dünya gözüyle görmek nasip olmadı. Buna rağmen nasıl oluyor da beni kalbimden yakalayabiliyor?
Bugün Yunus Emre nasıl yaşıyorsa, Cahit Zarifoğlu da öyle yaşıyor. Bizler için müstesna bir rehber, yol gösterici. Onun kaleminden çok şey öğrendik: Mutasavvıftır, mücahittir, derviştir, dava adamıdır, dosttur, mektup arkadaşıdır, komşudur, babadır, aile reisidir, editördür…
Ve şairdir. Bir röportajında “benim şiirlerimde hadisi şerifler, ayetler, tasavvuf, menkıbeler, islami davranış biçimleri, tavırlar, tepkiler, kabuller suda erimiş madenler gibi vardır” der. Bu gerçekten böyledir. Ve bahsi geçen tavırlar, tepkiler, kabuller Müslüman duruşun tezahüründen başka bir şey değildir.
“Akraba açken uzanmasın elimiz ekmeğe
Komşu tasalıysa tasalansın evimiz
İştihayla gülünmez bizde
Az biraz tebessüm edilir
Dünya için sevinilse”
Mısralar alt alta, kelimeler ard arda sıralanıp dururken ummadığınız bir yerde karşınıza çıkan toplumun ortak değeri bu kaideler artık daha bir sizin olur. Bunda söyleyiş tarzının katkısı hatırı ihmal edilmeyecek kadar büyüktür. Kuşkusuz usta bir şairdir Zarifoğlu. İlhamı bekleyen değil, çağırabilen bir şairdir. Her şeyi bulabilirsisiniz şiirinde: Eski şehirler, eski evler, ana, baba, çocuk, stad, park, fabrika işçileri vs. Şiirde bazen “kimin yüreği daha yüce” yarışı başlatılır. Bazen “beyaz haberler” verilir, “bazı özlemler” anlatılır. “işte bakın ekmek böyle tutulur” diye nasihat etmek elden bırakılmaz. “Ümmeti gözetmenin gerekli”liği vurgulanır. Bazen kelimeler yığılır kalır ve tıkanır. Sonra anahtar bir cümle gelir, çözülür her şey yalın bir ifadeyle:
“sen sevgileri göğüsle ve ne olur anla.”
Zarifoğlu şiirinde yakınılan kaplılık, anahtar kelime bulma ümidiyle devamlı bir zihin diriliğine dönüşür. Bıkıp usanmadan kafanızı allak bullak edecek, günlerce haftalarca etkisinden kurtulamayacağınız bir cümle ümidiyle çevirirsiniz sayfaları.
O`nun şiirinde bambaşka bir büyü vardır. Mısralardaki mesaj sanki bir tek okuyucuya iletilmek için söylenmiştir. Bence Zarifoğlu şiirinin üzerinde durulması gereken en büyük özelliği, okuyucuyla şair arasındaki köprünün tek kişilik olmasıdır. Az sayıdaki okuyucularıyla kurduğu bağın diğer şairlerinkinden daha kuvvetli olması da bundandır.
Bir Müslüman için kul olmak nasıl bir zorunluluksa, O`nun için de yazmak öyle zorunluluktur. Yazmak, yaşamak gibi bir şeydir; şiir elzemdir:“İçinize sorun, yazmak zorunda mıyım?” cevap evetse siz bir şairsiniz.
O`nun yürüyüşü bir Müslüman yürüyüşüdür, bir Müslüman şairin yürüyüşüdür. O`ndan öğreneceğimiz çok şey var. Yazıyı bir Zarifoğlu tavsiyesiyle bitirelim: Ey şair uykudan uyan ve şimşek gibi çakan şiirlerinle bütün uyuyanları kaldır. Ölen duyguları canlandır, unutulan görevleri hatırlat. Dikkatle bak, bir tomurcuk daha açtı…