Kararımı verdim. Sırrınızı ifşa edeceğim. Varın bana gammaz deyin. Ya da muhbir. Beni nasıl yargılayacağınız umurumda değil. Dedim ya: Kararımı verdim. Hiç boş yere umutlanmayın. Muhatabım sizlersiniz. Kursağını doldurmak için sözü aracı kılanlar! Sizlersiniz. Ben sabahtan akşama kadar sırtımda taş taşıyayım.. bağda bahçede güneşin altında kavrulayım..ellerim ayaklarım patlasın.. suratım kararsın kışın ayazından yazın sıcağından.. ve karşılığında evimdeki ocak ancak kaynasın. Ve sizler de el ense yapıp benim de kullandığım sözcükleri bir araya getirin ve benden ala beslenin, çoluğunuzu çocuğunuzu besleyin. Yok öyle yağma! Ne güzel hokkabazlık! Ne harika ve sinsi külhanbeylik! Ne ala derebeylik! Oh.. bir de kasım kasım kasılmaz mısınız? Çok bir matah, çok bir şey yaptıklarınız değil mi? Aa! Size söz de söylenmez. Ne hikmetli, biz sıradanlar için ne değerli şeyler yaparsınız değil mi? Siz yağmacısınız! Evet yağmacı. Sözüm kursağını doldurmak için sözü kullananlara. Bakın olmuyor! İnanın kıskanmıyorum sizi. Bunca zaman sustum. Şimdi niye dile geldim değil mi? Amelelikten bıktım. Hoş bıkmak da denmez ya! Bedenim kaldırmıyor ağır yükü. Ben de işportacılığa heveslendim. Söylemesi ayıptır.. üç beş kuruş kenara ayırmıştım.. onunla şöyle küçük bir araba aldım.. araba dediysem insan gücüyle yürüyeni.. dört tane bisiklet tekeri.. tabla dedi satan adam. Her neyse.. işte onu aldım.. biraz da limon.. ve düştüm yola.. işim sizin gibi kolay değil. Hem sırrınızı ifşa etmek aklımdan bile geçmezdi.. peki ne oldu? Diyeceksiniz? Zabıtalar. Evet zabıtalar arabamı da, limonları mı da aldı. El koydular. Etmeyin, eylemeyin dediysem de nafile. Yahu çoluğum çocuğum var. Evde suratı iki karış – kuşkusuz haklı- hanım var. Bedenim de yük taşımaya el vermiyor. Ne yapacağım? Hadi söyleyin? Ne yapacağım şimdi? Çok mu önemli değil mi? Git bir yerlere kaydol! Değil mi? Kolaydı! Kaça çıkar kayıt işi biliyor musunuz? Hem benim sigortam da yok.. kim ne diye sigortalı çalıştırsın? Sizin işiniz kolay.. herkesin kullandığı – çoğu zaman kimsenin kullanmadığı- sözcükleri alın.. yan yana, alt alta dizin.. dünya kadar kağıdı heba edin.. oh! Sonra da benim on yılda hamallıktan kazandığımı bir günde alın.. kasılmayı da unutmayın! Sakın unutmayın. Çok önemlidir. Benim hangi yarama merhem oldunuz bunca zaman? Hangi yaramı sardınız? Yok öyle bir şey.. gün doğmadan sokaklara düşüp gün batana kadar çalışıp didindiğime de göz dikin. Evet! Hadi inkâr edin! Hadi inkâr edin! Benim gibiler, kursaklarını doldurmak için sözü aracı kılmayanlar sizin yazıp çizdiklerinize bakmasa ne olurdu haliniz? Hanginizin bir torba çimentoyu yüklenip bilmem kaçıncı kata çıkarmışlığı var? Yok elbet! Siz ne usta hokkabazlarınız! Şimdi hepiniz birlik olup üstüme çullanırsınız! Öyle ya yüce insanlık ideali.. uyandırmak.. bilinçlendirmek.. vesaire.. vesaire.. peh! Beni değil zabıtaları bilinçlendirin! Zabıtalar sizi okuyordur. Belki dinlerler! Sanmıyorum ya! Bir umut! Yoksulluk umudu. Onca yazıp çizdiniz de ne oldu? Ben hep yoksulum. Babam da öyle.. bir de çalışan kazanır masalı! Babamdan, onun babasından çok çalışan kim olmuş ki? Efendiler, hanımlar ben on altı saat çalışıyorum.. dile kolay.. babamdan semer miras kaldı. Ona da babasından. Ha kimsenin kazancında gözümüz olmadı. Hiç kimsenin! Ne babamın ne benim ne de dedemin. Kimsenin kazandığı ağırıma gitmez. Ama siz.. siz ne hokkabazsınız. Yahu ne uyanıklarmışsınız! Bunu nasıl da akıl etmişsiniz. Maliyeti de yok! Üç kasa limona ben kaç lira vermiştim biliyor musunuz? Nereden bileceksiniz! Hem merak da etmezsiniz. Böyle basit sıradan şeyler sizin semtinize ne diye uğrasın? Ben ne düşler kurmuştum o üç kasa limonu arabaya döküp sokaklarda bağırmaya başladığımda. Hele siftahtan sonraki bir iki satış.. belki inanmazsınız ağlamıştım. Gözyaşlarım daha bir ağlatmıştı. Sevinç gözyaşlarıydı. On beş yaşındaki kızım beni görüp görmezlikten gelmeyecekti. Zıpır oğlum “aslan babam!” diyecekti. İşte kurduğum düşler de bunlardı. Hamaset mi beyim? Duygu sömürüsü öyle mi? Açlık yoksulluk edebiyatı ha! Değil beyim! Vallaha değil! Zabıtalara engel olabilseydiniz hiç aklıma gelmezdiniz. Kaç sözcük kaç kuruş ediyor? Kaptırdığım arabaya mı, limonlara mı ağlayayım.. çabucak tükenen düşlerime mi? Hem sizin peşinizde zabıtalar da yok. Sonra olsa ne çıkar? Daha çok işinize gelir. Bir kitabınız yasaklansın.. bayram edersiniz. Çünkü unutulan kitaplarınız yeniden piyasa çıkar.. kapış kapış gider.. günlerce aylarca konuşulursunuz. Bazen yasaklamalar falan sanki danışıklı dövüşmüş gibi. Bana öyle geliyor! Kusura bakmayın! Vallaha! İçim yanıyor. Şimdi şu çöp bidonunun yanında ellerim iki yanıma düşmüş yığılıp kalmışken birinizin birkaç sayfası ilişti gözlerime.. niye yırtılıp atılmışsa.. aklıma buradan düştünüz. Aman bana ne! Benim ki de gevezelik! Siz bildiğiniz yoldan ben bildiğim yoldan evimize aş götürmeye bakalım. Benim haddime mi size söz söylemek. İyi de şu zabıtaların yaptığı haksızlık değil mi? Daha ilk günümdü yahu! Vallaha artık ağır yük kaldıramıyorum. Hele ikinci kattan yukarısı tam bir zulüm geliyor. Nefesim daralıyor. Gözlerim kararıyor. Efendim yıllar geçtikçe eşyalar da bir değerleniyor bir değerleniyor ki sormayın. Geçen de evin birini taşıyoruz. Küçük bir koliyi biraz sertçe kaldırdım evin küçük beyi bir haykırış haykırdı ki.. içinde altı yüz liralık monitör mü varmış ne.. ben ne bilirim monitörü.. küçücük de bir koli ha! Bir avuç çimento ağırlığında bile değil. Peh aklıma şaşayım! Çimento.. bir kamyon çimento ancak altı yüz eder.. çimento nere o dediği nere? Gerçi çimento olmasa o aletin konulacağı mekanı neyle yaparlar o ayrı.. hanıma ne diyeceğiz şimdi? Asıl önemlisi bu. On ay surat asar durur. Gitti paralar. Gitti. Düşler gitti. Kıza küçük bir cd çalar alacaktım akşama. İyisi mi herkes yattıktan sonra bir gölge gibi süzülmeliyim eve. Bundan gayrısı zehir zıkkım. Senin neyine alıcılık satıcılık? Beni bu heveslerim bitirecek! Al ipini eline, vur semerini sırtına.. olmadı inşaatlara koş.. hanım haklıydı. Ben kim satıcılık kim? Ulan sülalende tüccar mı var senin? Sen fırından ekmek alırken yüzün kızarıyor nerde kaldı ekmek satacaksın?